14.01.2020

Yalan söylüyordu bir damla olsun içmediğini söylerken. Telefonda… Hem de annesine…
Oysa benim yalan söyleyemediğim belki de tek kişi annemdi. Sevdiklerime yalan söyleyemezdim.
Olmazdı bu iş. Bu adamla yaşanmazdı. Değil bir ömür, bir gün bile zor geçerdi. Bir yıl bittiğinde çoktan saçlarım ağarmış olurdu sıkıntıdan. Emindim bundan. Yalan söylediği için mi? Yoo, tek nedeni bu değildi.
Ellerimizde birer kadeh şarap, bir yerde oturuyorduk. Kapıyla karşı karşıyaydım bakacak bir şey olsun diye. O da benimle aynı nedenle, arkamızdaki masada oturan bir kadınla karşı karşıyaydı. Yok, kıskanç biri olduğumdan ya da öyle olsam bile onun ne yaptığını önemsediğimden değil, kadıncağıza baktığını gizlemeye bile çalışmadığından…
Arkadaş hatırına buradaydık ikimiz de. Sevgili ortak arkadaşlarımız o kadar ısrarcı bir çiftti ki! Sahi, ben bu adamla aynı kişilerle nasıl arkadaş olmuştum acaba?
Gömlek cebinden bir tezene çıkarıp ellerinde çevirmeye başladı konuşabilmek için kendimizi paralarken…
Dikkatimi çekmişti. Bağlama mı çalıyordu bu ruhsuz acaba? Koskoca bağlamayı nasıl da görmemiştim? Arkasına baktım, yoktu. Zaten çantası bile yoktu.
“Nerede bağlamanız? Tezeneyi de gösteriş için elinde bulundurmaz ya insan?”
Biraz sert olmuştu bu. Daha doğrusu ters. Sanki her şeyi gösterişmiş gibi… Böyleydim ben işte. Düşündüklerimi gizlemek için uğraştığımda daha çok açık ederdim.
“Bugün alacaktım atölyeden. Tamire bıraktım da emektarı. Özlemişim yavrumu.”
Keşke gitmiş olsaydı yavrusunu almaya. Bir bahane olur buluşmazdık en azından.
“Haydi gidelim bakalım yavrunuzu almaya, oradan da evlere dağılırız artık.”
Bu da nereden çıkmıştı yahu! Keşke
“Ben sizi tutmayayım,” falan deseydim, sonra da ayrılırdık işte. Daha niye uzatıyordum ki?
Allah Allah, acaba ben bu adamdan bilinçaltımda hoşlanmaya falan mı başlamıştım tezeneyi görünce? Yok artık, o kadar da sığ olamazdım değil mi? Hem belki adam sadece “Tren Gelir Hoş Gelir”i çalıyordu. Yok yok… ‘emektarım’ demişti sazına. Belki çok kötü çalıyordu. Ne bileyim, vurarak çalmıyordu mesela; ya da temiz çıkmıyordu notalar.
Hesabı yarı yarıya ödedik. Zaten aynı şeyleri içmiştik. Sonra da yola koyulduk. Ne kadar sıkıcıydı bu adamla birlikte yürümek. Bir adım önümden yürüyordu. Bunun için, sanki hususi çaba harcıyordu manyak. Ayak sesleri bile sinir bozucuydu. Gacır gucur… Spor ayakkabı giymişti.
Şuradan kaçsam? Bir ara sokağa fırlasam…. Peşimden koşmazdı ya, yürür giderdi, onun da canına minnet…
Ama Rana’yla Hasan…

Oh! Dükkana giriyordu işte. Kapının önünde bekledim. Sazı alınca vedalaşıp gidecektim.
Dükkandaki cılız bir adam ona merasimle verince alıp kılıfından çıkardı hemen. Eh, çalmaya başlayacaktı, girip dinlese miydim acaba? Zaten bana el etmişti, girmesem olmazdı şimdi, ayıp olurdu.

Gözlerimi açtığımda adam türküyü bitirmişti. Yok türküleri. Hatta birkaç şarkı bile çalmıştı vallahi. Sazı resmen konuşturuyordu herif!
Yanıma gelip önümden yürümeye ve o gacır gıcır ayak seslerini çıkarmaya başladığı an kendime gelmiştim tabii.
Rana’yla Hasan’a hakkında kötü bir şey söylemeyecektim. Sırf şu sazı çalışının yüzü suyu hürmetine.
“Allah sahibine bağışlasın,” diyecektim Sadece.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir