16.10.2024

Ne işim var benim burada?
Kendi hâlimde yaşayıp gidiyordum oysa. Sonra, bir anda, bu cehennemde peyda oluverdim.
İnsanların uğradıkları bir yer burası. Dinlenmek için geliyorlar, yani onlara hizmet ediyorum.
Eh, alışık olduğum bir şey sayılır. Ne de olsa ben de yollarını kaybetmiş, terk edilmiş çocuklara hizmet ediyordum bir zamanlar. Şimdiki gibi parayla olmasa da karşılığını alıyordum tabii.
Kendi evim değil ama bu ev de hiç fena değil. En önemlisi güneş alıyor. Begonvillerin çiçeklerinden adeta evin duvarı görünmüyor. En azından bu eve gelenler bundan gayet memnun. Ne diyorlardı? … Nostaljik bir ev burası.
Evet, bu ev de çok güzel görünüyor tabii ama pastadan bir evle karşılaştırılmaz değil mi?
Dedim ya, ben inşa etmedim bu evi. Birden, kendi pastadan evceğizimdeyken, nasıl oluyorsa burada buldum kendimi.
Hoş, burada da gıdam aynı. Biraz daha tatsız tuzsuz olsa da aynı.
Kendi evceğizimdeyken sadece çocuklar oluşturuyordu diyetimi. Burada, tatile gelen aileler, bazen tek başına gelen yetişkin insanlar…
Bunlar da yollarını kaybetmiş. Mutsuz hepsi. Burada mutlu olacaklarını umuyorlar. Yani öyle görünüyorlar. Ama tatları öyle demiyor.
Hepsinin etlerine umutsuzluk sinmiş. Korku da var. Neyse ki korkunun tadını severim.
Eve gelen müşterilere verdiğimiz mantının ya da keşkeğin üzerine döktüğümüz sos var ya, biraz değişiklikle onun tadına azıcık benziyor korkunun aroması. Tereyağını biraz daha yak, pulbibere acı biber de kat, üzerine yanmış sarımsak ve çokça sirke ve pekmez ekle, balzamik sirke de olabilir…
Of of of! Damak tadı meselesi gerçi. Onlara versem yemezler.
Oysa umutsuzluğun tadı fena. ben bile yemezdim de açlık işte. İnsan gerçekten de her şeyi yiyormuş aç olunca.
Fırına atılacağımı bildiğim o meşhum son bile burada olmaktan iyidir. Bu umutsuzluğu her yeni insanda tekrar tekrar tatmaktan…
Her an sormaktan bir türlü kendimi alamıyorum. Cevap verecek kimse olmadığını bilsem de…
Ne işim var benim burada?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir