19.03.2020

Tutkusu olan insanları severim. Tutkusuz insanlar ruhsuz bedenlere benzerken tutkulu insanlar bir kamp ateşi gibidirler. Ruhları olan bedenlerden çok daha fazladırlar.
O da öyleydi. Tutkuluydu benim gibi. Yani ondan benden daha tutkulu olduğunu düşündüğüm için hoşlanmamıştım. Tutkusuyla tutkum birbirlerine benzediği için hoşlanmıştım. Daha büyük bir kamp ateşi olabilmek için birleşmek istemiştim onunla. Yaşamayı bildiği, onu benim yaptığım gibi icra ettiği için sevmiştim onu. Tutkumu söndürmeye çalışmadığı için rahat etmiştim yanında. Değiştirmek istemeyeceğim biri olduğu için…
Onunla birlikteyken tutkusuz insanlarla alay etmek istiyordum. Onları ısıtacak kadar yanlarında olmak, belki içlerindeki kıvılcımı büyütmek, belki de bedenlerini tekrar doğsunlar diye alaylarımızla yakmak için…
Ayrı yerlere gitmiştik birleştiğimizde bazen. İzin vermiştik birbirimize. Güvenmiştik…
Çoğu zaman aynı yöndeydik ve kocaman bir ateş olmuştuk birlikte. Isıtan, gıda olarak tutkusuz olan şeyleri kullanan, onları dönüştüren ve tutkunun kızılına boyayan…
Sonra da ölmüştük. Ruhlarımız bilmem nereye uçmuştu; ama son nefesimizde bile içimizdeki tutku hep var olmuştu. Ruhlarımızı ölümsüzleştiren tutku…
Yoksa neden son nefesimi bunu yazmak için harcayacaktım ki?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir