20.01.2019

Eski bir çantası vardı. Onu sırtında çantası olmadan hiç görmemiştim. Gövdesi deve derisinden yapılmış bir çantaydı. Yani kapkalın, semsertti. Adeta şu plastik bavullara benziyordu. Oval bir şekli olması görünümünü ilginçleştiriyordu. Ayrıca tek gözlüydü ve kapağı, bir kontrast yaratmak istercesine kuzu derisinden yapılmaydı.
İşte bu çantada ne olduğunu hep merak etmiştim; çünkü onu çantasının içinden bir şey çıkarttığını ya da çantaya bir şey koyduğunu görmemiştim. Soramamıştım da bir türlü. Ayıp olacağından, haddimi aştığımı düşeceğinden… Çünkü, biraz… korkutucu bir şekilde mesafeli biriydi. Gerçi, normal hali iyiydi de; bazen… ondan korkardınız ve araya koyduğu o garip mesafenin, o kurşun perdenin ardında büzüşüverirdiniz.
Ama o gün, sonunda merakım giderilmişti…
Onu ve beni gasp etmeye çalışan salak bir adam yüzünden. Sayesinde mi demeliydim?
Gasp esnasında, yardım çığlığı ya da başka bir şey yapmayıp; tuhaf, keskin ve art arda gelecek bir şekilde ağzından çıkan birkaç tıslamanın hemen sonrasında…
Kapak açılmış ve o çıkmıştı. O yaratık! Bir yılan… Bir yılandı!
Gaspçının koluna o sivri dişlerini bir güzel geçirmiş, hiçbir şey olmamış gibi, hiçbir gereksiz şey yapmadan ya da komut falan almadan; çantaya gerisingeri girivermişti.
Ondan korkmalı mıydım? Tuhaf bir tıslama sonrasında böylesine rahatlıkla öldürülebilirdim pekala. Gerçi gaspçı çabucak ölüvermişti. En azından acısız bir ölüm olacaktı ama kim ölmek isterdi ki? Acısız da olsa…
Bir daha onunla karşılaşmak istemeyeceğimi biliyordum.
Ondan korktuğumdan mı?
Elbette, ama dahası vardı. Ona özeniyordum. Bir yılan, bir silah taşımak istiyordum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir