20.02.2020

İş çıkışında, her defasında, bir körü bastonuyla hızlı adımlarla yürürken görmekteydim. İstisnasız her gün acelesi varmış gibi yürürdü. Bir yere yetişmek ister gibi, yüzünde hep telaşlı bir ifade vardı. Gözleri kapalıydı ama dudaklarını büzüşü, bazen avurtlarını içine çekişi, onu yönlendiren insanlara aceleyle;
“Tamam tamam…” deyişi ama yine kendi bildiğini yapışı, hatta bir defasında arkasından küfreden birisini bile umursamayışı, aslında sinirli bir tavırla o yana dönse de acelesi olduğundan boş vermiş gibi davranışı…
Bir yere yetişmekteydi bu adam kısacası ve ben onun nereye gittiğini onu her görüşümde daha da merak etmekteydim. Onu izlemek istiyordum; ama bir türlü cesaret edemiyordum. Aslında rahat olabilirdim, beni fark edecek değildi. Fark etse bile, yolumun onunkiyle aynı olduğunu söylerdim.
Evet evet, onu takip etmeye kesin karar vermiştim. İlk fırsatta yapacaktım bunu.
O akşam da yine aynı aceleyle yürümüştü. Yine aynı telaş, umursamazlık…
Bir sokaktan, bahçelerin olduğu tarafa döndü. burada ne yapacaktı ki? Alçak bir duvarın tam köşesinde bir kedi duruyordu. Uzanmıyordu, oturuyordu. Sanki bir şey bekliyordu. Adam hemen eliyle koymuş gibi buldu kediyi ve sevmeye başladı. Oynuyorlardı. Cebinden bir kablo çıkartıp oyunlarına biraz hareket kattı. Kedi de zevkle katılıyordu oyuna. Sonra sırt çantasından yiyecek bir şeyler çıkarıp kediye verdi.
Galiba beni çıkardığım bir sesten ötürü fark etmişti.
Arkasını döndü. Yüzünde önce mahcup, sonra kızgın bir ifade belirdi ama hiçbir şey demedi. Kıpırtısız bekledi. Sanki oradan uzaklaşmamı umuyordu. Ben de arkamı dönüp oradan uzaklaştım. Utanmıştım. Merakıma yenilemediğim için değil de; ona bir selam vermediğim, onu gizli gizli izlediğim için…
Sabah da işe giderken görüyordum onu ama erken vakitte geçiyordu. Bazen yetişemiyordum.
Ertesi sabah, ondan özür dilemek için yolunu kesecektim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir