20.12.2018

Halı dokumayı hiç sevmezdi ama geçimini bununla sağlamak zorundaydı. Makineyle dokunan halılardansa, zenginler onların dokuduklarını aldıkları için, bu teknoloji çağında, el tezgahıyla, halı dokuyorlardı. Hem de büyük bir gururla… Baba mesleklerini, dede mesleklerini yaptıkları içindi o saçma sapan gurur…
İnsanlar onlardan bir alıp bine satarken; onlar böyle bir şey için gururlanabiliyorlardı işte. Kendisini körler ülkesinde görebilen tek kişi gibi hissediyordu. Üstelik herkes gelip gelip gözüne parmak atıyor, her defasında biraz daha körleştiriyordu onu…
Yine de bir halı vardı dokumakta olduğu… Bu halıdaki deseni kendisi yarattığı için mi bilinmez, çok seviyordu
. Satılmasını istemiyordu ama yapılacak bir şey de yoktu…
Halının rengi çilek kırmızısıydı. Tek renkti… Desenini kendisinin belirlemesine izin vermelerinin nedeni, ailesinin bunu ona verilecek on sekizinci doğum hediyesi olarak belirlemeleriydi…
Babası, zımpara kağıdı gibi pütür pütür elleriyle yüzünü okşamış, ona bir lütuf gibi, dokuyacağı deseni tek başına belirleyip halıyı tek başına kendi bitirme hakkı vermişti.
Bir lütuftu gerçekten. bu. Evet, işini saçma bulduğu için sevmediği doğruydu; ama herkes özerkliği severdi. Üstelik daha az insanla muhatap olacaktı böylece.
Gel gelelim, bu halıyı dokuyalı beri işini sahiplendiğini hisseder olmuştu. Belki de tek ihtiyacı olan şey, karar verme özgürlüğüydü. Ya da karar verdiğini sanma…
İşte bakın, o da kendisiyle gurur duymaya, işini övmeye başlamıştı.
Verilen küçücük bir özgürlükle hemen su koyuvermiş, gözlerini kapayıvermişti.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir