31.03.2019

Kırk küsur yaşındayım. Neden “küsur” diyorum? Doğduğum zaman belli değil çünkü. Bu zamanda hem de. Ülkenin ıssız bir yerinde doğunca, çok kardeşin olunca, ailen de yoksul olunca böyle oluyor işte bu zamanda bile. İstanbul’a geldiğimde palyaço olarak iş bulabildim saçma sapan bir yerde. Büyüttüm işi sonra. Eh, yoksul olunca, benim gibi çoğu zaman ailende bile adamdan sayılmayınca hırslı ya da sünepe olursun. Ben hırslıydım ve… Bir şirket kurdum. Palyaço olmak isteyenleri eğiten, profesyonel bir palyaçoluk şirketi… Şirketin adını da: “Korna” koydum. Büyük şehirde tanışmıştım korna sesiyle. Sonra burnuma taktığım bisiklet kornası sesi çıkaran o tuhaf aparatla devam ettim bu tuhaf …

Okumaya Devam Et

30.03.2019

Hayatını değiştirmek istiyordu. Nasıl olduğu önemli değildi. Bir şekilde değişmesini istiyordu her şeyin. Her şeyin mi? Yıl başıydı ve eline ilk defa liste yapmak için kalem kağıt aldı. Liste yapmak… Her daim saçma bulurdu bu tür şeyleri. Hoş, o farklı bir liste yapacaktı. Herkesin yaptığı gibi, değişmesini istediği şeyleri, hedeflerini ya da değiştirmek istediklerini yazmayacaktı. O, değişmesini istemediği şeyleri yazacak, diğer şeyleri değiştirmek için bir şeyler yapacaktı. 1. Adı Numaralandırmak da adeti değildi aslında; ama böyle yapmak daha uygundu. Böylece hatırlaması daha kolay olacaktı çünkü. 2. Soyadı. Evlense bile soyadını değiştirmek istemiyordu. Kimliğini değiştirmeye gerek yoktu. Her şeyini değiştirmek, kocasına …

Okumaya Devam Et

29.03.2019

Tanrı’yı, Tanrıça’yı, Allah’ı, Yahova’yı, Krişna’yı… Hepsini; ya da herhangi birisini… Yanına çağırmak istiyordu çocuk. On bir yaşındaydı. Ergenliğe girmekteydi. Yeni yeni aramaktaydı hayatın anlamını. Tanrıyla iletişim kurmaktan bahsediyordu tüm dinler. Herbiri ona doğru yükselmekten dem vuruyordu. Onun her yerde olduğunu söyleyen dinler olsa bile, ona doğru gidilmesi şart koşuluyordu. Namaz kılmanın gerekliliği, pazar ayinlerine katılmanın lüzum görülmesi bunun için değil miydi? Her yerde namaz kılınabilse de; belli koşullarla namaz kılıp dua ediliyordu mesela. Günah çıkartma meselesi ise daha başkaydı. Tanrı ile araya bir insan giriyordu. Daha da zorlaşıyordu iletişim kurmak onunla. O ise, yani yeni yeni ergenliğe giren çocuk ise, …

Okumaya Devam Et

28.03.2019

Çekirdek yemeyi severdi. Kabuklarını yere atmaktan büyük haz duyardı. Tuzsuz, işlem görmemiş, çiğ çekirdekleri, topraklı bir zeminde yemekten hoşlanırdı. Karıncalar ya da kuşlar da faydalansınlar diye. Bazen çekirdek içlerini öylesine atardı. Daha çekirdek kabuklarını açamayan çocuğuna çekirdek biriktiren bir anne misali…

Okumaya Devam Et

27.03.2019

Kahve içmek ister miydi ha? Hem de o… Genç kadının yüzüne bakakaldı. Böyle şeyleri erkekler söylememeli miydi? Gerçi, ona kalsa ağzını bile açmazdı ya… Çekingen olduğundan değil de; gerek duymadığından herhalde… O, tecavüz etmeyi severdi. Zorla olsun isterdi. Kimsenin onu kendi rızasıyla sevemeyeceğini düşünmesinden mi? Kendisini bir türlü sevemediğinden mi? Kendisini sevemediği için başkasının da onu sevmemesini temin etme ihtiyacından, daha doğrusu itkisinden mi? Şimdi de; genç bir kadın onu kahve içmeye çağırıyordu. Kabul etti… Gittiler, sessizlik eşliğinde bir fincan kahve içtiler. Kadın da konuşmuyor, boyuna onun yüzüne bakıyordu. Bir şey arar gibi… Bir şey bulmuş gibi… O ise şaşkındı. …

Okumaya Devam Et

26.03.2019

“Yurt” dedikleri, çorak bir toprak parçasından ibaretti. Oysa onlar göçebe falan değillerdi. Aza kanaat etmeye çalışan, durumlarını iyileştirmek için en ufak bir eylemde bulunmayan insanlardı sadece. Tembeldiler. Aslında çok çalışıyorlardı; ama boş yere çalışmanın neresi mantıklıydı? İyi ki oradan geçiyormuşum… İyi ki geceyi geçirmek için içlerinden birisinin kapısını çalmışım… Tanrı misafirini geri çevirmeyip zaten az olan yiyeceklerinden bana verdiklerinde, onlara acıyıvermiştim. Aslında tam olarak acımak değildi. Bir şeyler yapmak istedim onlar için. Acımakla karıştırdığım duygu, saygı duymadan oluşturduğum sempatiydi. Saygı duymamıştım; çünkü durumlarını iyileştirmeyi düşünmemişlerdi bile. Onların yerine ben mi düşünmeliydim? Anlaşıldığı kadarıyla öyle olacaktı. Önce topraklarını verimlileştirmeye çalışacaktım. Solucan …

Okumaya Devam Et

25.03.2019

Her yerde kıtlık hakimdi. İnsanlar yiyecek ve su bulamadıkları için telef oluyordu. Hayvanlarsa vahşileşmişti ve onlar da ölüyordu; ancak daha toprağa düşerken yem oluyorlardı diğer hayvanlara. Çok nadir olarak da insanlara… Vahşi doğaya çıkmaya cesaret edebilen çok az insan vardı. Açlık korkudan büyük değildi… Korkuyorlardı çünkü efsanelerle doldurulmuştu kulakları. Her nasılsa depolanmış şeker kristalleri dışında enerji verecek bir şey yoktu ve bu kristaller, bir türlü tükenmiyordu. Nasıl oluştukları, nereden geldikleri de bilinmiyordu. Sadece depolardan çıkarılıp günlük olarak paylaştırılıyordu o kadar. Sekiz yıldır… Şeker pahalı bir şeydi eskiden oysa. Uzun süreçler istiyordu üretilmesi. Bu kadar bol ve kolay bulunması şüphe uyandırıcıydı. …

Okumaya Devam Et

24.03.2019

Bir tırın egzoz borusunun altında kalmak ister miydiniz? O borudan gelen tüm egzozu solumak… Peki onlarca tırın? Nasıl olmuşsa olmuş, böyle bir yere kök salmıştım ben. Anamı babamı bilmezdim. Bir tırın radyosunda dinlediğim sarı çiçek gibiydim. O çiçeğe sorulduğunda, ‘toprak’ olduğunu söylüyordu. Benim de ancak köklerimi örtecek kadar vardı toprağım. Yine de öksüz ve yetim hissediyordum kendimi. Keşke birisi de bana benzimin neden sarı olduğunu sorsaydı. “Egzozdan,” derdim hiçbir edebi sanat kullanmadan. Ölümü sorsaydı keşke birileri. “Keşke!” derdim ona. “Keşke ölebilseydim!” Binbir türdeki çiçek gibi rahat yaşamamanın hıncıyla yürüyordu özsuyum yapraklarıma. Yapraklarım, terlerken bile sanki egzoza yağa bulanıyor, gözeneklerim tıkanıyordu. …

Okumaya Devam Et

23.03.2019

En fazla üç katlı evlerin bulunduğu, ortalama bir mahalleydi. İşte o üç katlı tek evin sahibinin oğlu evlenmekteydi. Üst kat teras kat olarak kullanılıyordu ve evlenecek çift düğün yerine komşularıyla birlikte mangal partisi yaparak dünya evine girmeyi tercih etmişti. Kadınlar salatayı hazırlarken; erkekler etleri hazırlayıp mangal ızgarasına dizmekte, birbirlerine boy göstermekteydiler. Etler pişmişti. İnsanların dikkati dağınıktı. Yemek yiyor, konuşuyorlardı. Oradaki çocuklardan birisi herkesin gözbebeğiydi. Onunla kimse ilgilenmiyorken; o iki yaşındaki sevimli çocuğun ağabeyi olan çocuk, aniden, hiçbir sebep yokken; küçük çocuğu ateşe doğru itti. Mangal büyüktü, çocuğu bile içine alabilirdi; ancak refleksleri iyi olan çocuk sadece kolunu kötü bir şekilde …

Okumaya Devam Et

22.03.2019

Son birkaç ay her sabah, uyanır uyanmaz burnumda nane kokusu olurdu. Etrafımda nane kokusu yoktu oysa. Başka yerlerde de uyansam her sabah sinirlerimin ilk algıladığı şey nane kokusu olurdu. Sanki bahçe yeni sulanmış, naneler açlıkla suyu emerken kokuları güçlenmişken yakalardı burnum onları. Hortumdan tazyikle fışkıran su, nane yapraklarına takıldıktan sonra onları ıslatarak toprağa düşerdi. Onları salata yapılması ya da öylece yenmesi için hazırlardı sanki su. Tertemiz olurdu yapraklar… Eğilip elimi uzatıp koparmak isterdim; ama bulunduğum yerin bir bahçe olmadığını bilirdim. İsteklerim ve gerçeklik arasında kalırdım… Şaşırırdım… Bir tür beyin tümörü mü vardı acaba bende? Değişik kokular algılamanın bir tümör belirtisi …

Okumaya Devam Et