30.04.2020

Ayak parmaklarımdan birisi kopmuştu. Bir kazaydı; ama sanki kendi isteğimle olmuş gibi parmağımı bana vermelerini söyleyip onu etlerinden ayırmış, iki boğumun kemiğinden iki zar oymuştum. Altılı, küçük zarlar… Bir karar veremediğimde o zarları atıp çeşitli koşullar belirleyerek; zarlar hangi koşula uyarsa ona göre veriyordum kararımı. Kendi vücudumdan çıkma bir şeye göre… Ama bir gün kaybettim onları. Muhtemelen birisi çaldı benden. Onlara verdiğim değeri bilen birisi… Zaten birisi biliyordu bunu. Bir tek kişi… Kayboldukları gün o da kaybolmuştu çünkü. İşte o günden sonra, hayatımı parmak kemiklerinden yaptığım zarları aramaya vakfettim. Onlar sadece parmak kemiklerim değildi. Onlar irademi oluşturuyordu. Onlara yüklemiştim karar …

Okumaya Devam Et

29.04.2020

Yerden bana gülümsüyor. Bir mask… Neden yerde acaba? Alsam mı? Çok yakışıklı bir adamın yüzü… Bebek yüzlü değil; ama karakterli bir yüz bu. Anlamlı bir ifadesi var. Sanki ‘Sana anlatacaklarımdan ben de emin değilim; ama bunları düşünmek, ölçüp tartmak hoşuma gidiyor,’ der gibi. Bana ne anlatacak acaba? Alsam mı yerden? Alacağım… Alıyorum… … Aldım. Maskın altında bir kaplumbağa varmış. Neden oraya girmiş ki? Bana ne canım. Sert deriden yapılmış maskı alıp yürüyorum. Bana anlatacağı şeyleri dinlemek istiyorum eve götürdükten sonra. Konuşacak, biliyorum. Evdeyim. Kapıyı açmak için anahtarı ararken ayağımın arkasına bir şey çarpıyor. Bir kaplumbağa… O kaplumbağa mı? Eğiliyorum, sanki …

Okumaya Devam Et

28.04.2020

Ukala bir kadındı ama umurumda değildi. Aslında belki de umurumdaydı. Onu bunun için seviyor olabilirdim. Ukalalığı yakışıyordu. Belki de ukala oluşunun farkında olmaması bunun ona yakışmasına sebep oluyordu. Herkesin akıllı olması gerektiğini düşünüyordu bana göre. Yani herhangi bir şeyi düşünmemenin nasıl olabileceğine akıl erdiremediği için insanlara kızıyordu ve böyle yapınca insanlar onu ukala zannediyorlardı. Onun yanında oldukça mütevazı sayılmak bana iyi geliyordu. İnsanlara karşı iyi polis-kötü polis oyunu oynuyorduk sanki. Yine de yargılanması bazen sinirlerimi bozuyordu. Hak etmiyordu çünkü. Ben de fazlasıyla empatik bir adamdım. Yakışıyorduk birbirimize bana kalırsa; ama aramızdaki şeyin adı yoktu. O koymamıza izin vermiyordu. Bir çiçekle …

Okumaya Devam Et

27.04.2020

Sokaklar… Sokaklar insan yapımı olsa da güzel. Gerçi onları güzelleştiren insan yapımı olmaları değil. Tepede güneşin parlaması, rüzgarın hafifçe üflemesi bazen. Bazen sertleşmesi. Yağmurun yağması ve karın atıştırması. Nereden çıktı bu sokak güzellemesi değil mi? Belki sokakta onu görmüş olmamdır bunun sebebi. Saf bir çocuk… Ne tuhaf, adını bile bilmiyorum. Hoş pek önemi yok bunun ama… Önemli olan şey onunla karşılaşmış olmamız ve onun benden bir et dürüm istemiş olması. Benim de onun isteğini yerine getirip; kendim de çok sevdiğim bir yerden uzun bir et dürüm almış olmam. Mayonezli istemişti dürümü. Mayonezden nefret etsem de aldım. Beni ilgilendirmez gerçi, yiyen …

Okumaya Devam Et

26.04.2020

Piyanomun karşısındayım. Yepyeni bir şey çalmak istiyorum. Bir beste değil, doğaçlama bir şey… Yalnızca bir defa çalınacak bir şey. Çalıyorum… Bazen uyumsuz oluyor çaldığım notalar ama durmuyorum. Önümde bir sürü koku molekülü var ve ben riske girip sadece bir kere yapabileceğim bir parfüm yapmaya soyunuyorum. Yavaş yavaş tabii. Bir defada olmaz parfümler çoğu zaman. Hiç ölçmeden koyuyorum malzemeleri. Az miktarlarda ve içgüdülerime uyarak… Bir tencerenin başındayım. Bir arada tatmadığım şeyleri, bir araya gelince lezzetli olacağını düşündüğüm gibi birleştirerek isimsiz, bir defalık bir yemek yapıyorum. Bir vazoya bir sürü ot koyup bir aranjman yapıyorum. Bir defalığına tabii. Elime bir kömür kalem …

Okumaya Devam Et

25.04.2020

Yerde öylece duruyor. İnanamıyorum… Böyle bir şeyi nasıl atmışlar yolun kenarına? Çocukken benim de bunun gibi oyuncak bir atım vardı. Belki aynı kalıptan çıkmıştır ikisi de… Tüylü bir attı bunun gibi; ama onun kuyruğu kırılmıştı. Nasıl kırılmasın ki, onunla yatar, onunla kalkardım yıllardır. Babam onu yapıştırdığında kahramanım oluvermişti. Yanına yaklaşıyorum. İlk aldığım zamana gidiveriyorum. Bir hediyelik eşya dükkânında görmüştüm. İlk defa bir şeyi bu kadar yoğun olarak arzulamıştım. Alsam mı acaba? Bu yaşta mı? Hemen onu yerden alıp koşmaya başlıyorum. Baştan sona dokunuyorum. Kuyruğunda bir kırıklık var. Sanki sonradan yapıştırılmış. Aynı benimkinde olduğu gibi. Onu başka bir çocuğa bana sormadan …

Okumaya Devam Et

24.04.2020

Saçlarımdan üç tel koparıp birbirine sürtüyorum. Masallarda vardır ya, peri kızı ona yardım eden delikanlıya üç tel saçını koparıp verir ve ‘Bana ihtiyacın olunca bunları birbirine sür, anında gelirim…’ der ve ortadan kayboluverir. İşte ben de kendi saçlarımı kendim koparıp kendime veriyorum. Güzel oluyor. Birbirine sürtüyorum ve… bir ışık çıkıveriyor. Bir de bakıyorum bembeyaz oluyor her taraf. Şaşıyorum bu işe tabii. Nasıl şaşmayayım! Benim bu yahu. Benim saçlarım, onları birbirine sürten de kendi ellerim. Sonra… Küçük bir cüce beliriyor ellerimde, saç tellerim yok oluyor. Kımıl kımıl bir cüce bu, incecik sesiyle “Naber?” diyor bana. “Canım sıkılıyor,” diyorum. …

Okumaya Devam Et

23.04.2020

Her tarafı aynı olan, dümdüz bir meydandaydım. Hiçbir şey yoktu etrafımda. Yürüdükçe yürüyor; fakat hiçbir şeyin değişmesini sağlayamıyordum arşınladığım kilometrelerce mesafeyle. Bir hedef görünmüyor, işitilmiyordu. Yeknesaklığa alışmak kolay görünse de kazın ayağı öyle değildi. O boşlukta düşünecek bir şey bile gelmiyordu insanın aklına. Çağrışım zincirini inşa edecek bir tek halka bile görünmüyordu. Öyle ki, bir tek kaldırım taşı bile farklı değildi diğerlerinden. Hepsi, kalıptan çıkmışçasına, ki öyle olmuştu, aynıydı. Bir yerde böyle bir cehennem tasavvuru vardı. Galiba bir kitapta. Doğruydu… Gerçekten cehennem azabı ancak böyle olurdu. Ateş renkliydi, acı da… Tenin kızılı da acıydı işte. Renksizlik kötüydü sadece. Acı sayesinde …

Okumaya Devam Et

22.04.2020

Başkaları için utanmaktan bıktım! Neden herhangi bir insan evladı için utanabildiğime hayret ediyorum. Ben niye utanıyorum? Mantıklı bir insanın asla yapmayacağı bir şey bu. Aslında ben de mantığımı kullanmayı bilen birisi olarak böyle bir şeyden neden ıstırap çekebildiğimi anlayamıyorum bir türlü. Yani neden savunduğumla yaşadığım bir olmuyor, idrak edebilsem muhtemelen çözerim sorunu; ama olmuyor işte, kendimi bir türlü anlayamıyorum. Başkasının bana yaptığı bir şey yüzünden ben niye utanıyorum yahu! Bu nasıl bir psikolojidir? İşte bakın, yine utanç içindeyim ve benimle hiç alakası olmayan bir konudan ötürü böyle hissediyorum. İntikam için küçülen arkadaşım yüzünden. Tamam, o benim arkadaşım ama benden ayrı …

Okumaya Devam Et

21.04.2020

Hafif bir serinlik var sokakta; ama önümdeki duvarla yanlarımdaki apartman duvarları yüzünden bu harikulade havadan aldığım zevki eksik tadabildiğimi hissediyorum. Ne yazık ki burada onu beklemeye mecburum. Bu çıkmaz sokakta… Önümdeki duvarın nereye ait olduğunu bilmiyorum ama oldukça eski bir binanın parçası olsa gerek; çünkü duvarları oluşturan taşların araları bayağı ayrılmış, üflesem birbirlerinden vazgeçecek sanki her biri. Hatta aralarında otlar büyümüş, kökleri de duvar taşlarının arasına nifak sokmaya çoktan başlamış, o eriten asitlerini salmadalar şimdi. Hatta şu aralar yapıyorlardır muhtemelen, ben onlara bakarken… Utanmadan… Duvardan biraz daha uzaklaşıp bekleyişime devam ediyorum çaresiz. Bana bir şey verecek. Çok önemli olduğunu söyledi. …

Okumaya Devam Et