30.10.2023

Elindeki çapayı kaldırıp tüm vücuduyla toprağa indirdi. Çapanın sapı uzundu. Metale çarpan küçük taşların ve yarılan toprağın sesini işitti. Bir daha… Bir daha… Gövdesinin devinimiyle kendi kendisini hipnotize edene kadar çapaladı. Vücudundan damlayan tuzlu terinin farkında değildi. Derken topraktan bir kök fırladı. Tam önünde üzerindeki ince gövdeyi uzatmaya başlayınca ister istemez dikkatini çekmişti. Gövde uzadı, kalınlaştı… Bunu yaparken kökün toprağa ihtiyacı yok gibiydi. Peki ne yapacaktı? Öylece yürüyecek değildi ya… Öyle yaptı, köklerini hareketlendirerek; yani yürüyerek oradan uzaklaştı. Bir yandan da büyüyerek… Toprağa eskisi kadar ihtiyacı olmayan, ne idüğü belirsiz bir bitki… Gözlerini ovuşturup çapalamaya devam etti.

Okumaya Devam Et

29.10.2023

Bir gün onunla konuşursam ona ne söylerim acaba? Önce gerçekten var olup olmadığını öğrenmek gerek tabii. Hâlâ yaşayıp yaşamadığını… Yaşıyorsa ve karşılaşırsak ne söylerim? “Sen…” derim; “Sen çok iyi bir insansın.” Nereden bildiğimi sorar mı? Şaşırır herhâlde. O zaman ona anlatırım. Anlatmasam tuhaf kaçar. “Seni, en mutsuz olduğum zamanda gördüm,” derim. Deli olduğumu düşünür mü? Ya da ne bileyim, şu yeni çağdaki her şeyde bir mucize gören insanlardan olduğumu falan? Yok, o düşünmez. Bir şey düşünmeden önce beni dinler herhâlde değil mi? İlk gördüğümde ağzında bir elma çöpü olduğunu söylerim. Aylak aylak onu çiğneyip bir şeyler düşündüğünü. Kim bilir neyi… …

Okumaya Devam Et

28.10.2023

Bir böcek koleksiyoncusu kadar duygusuz olabilir miydim? Hesaplı ve ince hareket edebilir miydim? Siyanürle bir böceği öldürüp kendime zarar vermeden ve böceği tüm ayrıntılarıyla kurutarak… Bu denli soğuk olabilir miydim? Öyle olmam icap ediyorsa olurdu tabii. Neden olmasın? Ama böcek öldürmeyecektim, onun yerine… Sosyal çevrelerinde epey tanınan insanları tuzaklarla avlayacak, onları çevrelerinden izole edecek ve tüm özellikleriyle kurutacaktım. Onları unutturacaktım. Sonra tüm özelliklerini analiz edip… Gerisi benim dışımda gelişecekti. Bana düşen dışında bir şey bilmeme gerek yoktu neticede değil mi?

Okumaya Devam Et

27.10.2023

İntikamın hayırlısı olur mu? “İntikamdan vazgeçmek,” dediğinizi duyar gibiyim. Bunu düşünürken içten içe küçümsediğinizi de… Hayır, intikamdan vazgeçmek hayırlı bir intikam değildir. İntikamdan vazgeçtiğinizde intikam almamış olursunuz, kelime oyunlarına gerek yok. İntikam alınmadan hayırlı intikam olmaz, işte size düz mantık. İntikam alan kişi gerçekten tatmin olduğu zaman o intikam hayırlıdır. Çoğu zaman intikam alan kişi tam olarak tatmin olmaz ama ben öyle olacağım. Aşırı bir intikam düşünmüyorum, tam gerektiği oranda olsun istiyorum. Kızgın değilim, daha çok huzursuzum ve bunu değiştirmeyi, en azından hak ettiğim sakinliği ve mutluluğumu, o normal ruh hâlimi geri almak istiyorum sadece. Mesele şu: Çok sevdiğim, iyi …

Okumaya Devam Et

26.10.2023

İncilerle bezenmiş gümüş bir kupanın içindeki basit görünen ve kokan, yüksek dağlardan gelmiş tertemiz ve tatlı su gibiydi. Onu herkes severdi bir zamanlar. Oysa şimdi… Elini boynundaki gümüş muskaya götürdü. Ne yapacaktı şimdi? “Keşke kötü birisi olsaydım,” diye geçirdi içinden. “Keşke onların yapmış olduğumu söylediği bir tek şeyi olsun yapmış olsaydım gerçekten.” Kime neyi kanıtlayacaktı? İstemiyordu ama. Kimseyle mücadele etmek, kendisini insanlara kanıtlamak istemiyordu. Gidecekti… Sadece oralardan uzaklaşmak istiyordu. Ama bu uzaklaşmanın sadece bir ara olduğunu da biliyordu. Eninde sonunda geri dönmek zorunda kalacağını… Hayat böyleydi çünkü. Aşamadığın bir şeyi daima karşına çıkartırdı. Gözyaşlarındaki tuzu diliyle kontrol ettikten sonra yoluna …

Okumaya Devam Et

25.10.2023

Küçük bir çocuktu daha. Yedi yaşındaydı. İkimiz de yedi yaşındaydık, birinci sınıfa başlamıştık. Arkamda oturuyordu. Ona bakacağım diye devamlı kafamı çevirmek zorunda kalmamak için bir türlü aynı sırada oturmayı istemeye cesaret edemesem de bunu bir gün yapacağımı biliyordum. O da kabul edecekti bence. Niye etmesin ki? Sırasına eğilmiş öğretmene bir şeyler anlatıyordu her zamanki gibi. Okulun ikinci haftasındaydık ama her zaman böyle yapacağı şimdiden belliydi. “Siz bana öğretmiyorsunuz ki öğretmenim…” “Peki neden öğretmenim diyorsun bana?” “Herkes öyle dediği için. Ama siz bana öğretmiyorsunuz yine de.” “Ne yapıyorum o zaman?” “Benden izin istiyorsunuz.” “Ne için?” “Okumam, yazmam hesap yapmam için.” Öğretmenimiz …

Okumaya Devam Et

24.10.2023

Griye çalan yeşil gözlerindeki ışığı görseydiniz bana hak vermeme gibi bir seçeneği dahi düşünemezdiniz. Evet, iddialıyım ama böyle olmak çok kolay çünkü sizi tanımıyorum. “Siz” aslında bensiniz. Çünkü “siz” dediğimde sadece kendimi görebiliyorum. Ama bunun bilincinde olduğumdan o kadar kötü durumda değilim. Kendimi kandırdığım yok yani. O zaman anlatmaya başlayayım. Size anlatırmışım gibi yaparak ama kendime anlatmaya, hatırlatmaya… Ona doyamadığımı bir daha anımsamaya… O muazzam gözleriyle yüzüme baktığında ne isterse yapmak istesem de ona ifadesiz bir yüzle bakardım. En zor olan da buydu zaten. Ona olan sevgimi belli edebilsem bu kadar zorlanmazdım. İçimde böyle tutmazdım. Patlamak zorunda kaldığımda ne olacak? …

Okumaya Devam Et

23.10.2023

Bir paket cips masanın üzerinde öylece duruyordu. Henüz açılmamıştı, tadı ve kokusu henüz serbest değildi. Bir sürü insanın uzak durmamı söylemesi önemli değildi. O; bu aralar, belki de uzun bir süredir elde edebildiğim tek şeydi. O tokluktu, mutluluk ve sahip olmanın verdiği doyumdu. Bitene ya da doyana kadar… Sonra ağzımın tuhaf kokusunu fark etmeye başlardım ve tüm uyarılar tekrar hatırlanırdı. Sonra pişman olmayı hatırlamam gerekirdi. Vücuduma hatırlatmam. Daha pişman olmaya bile başlamadan tekrar acıkırdım. Vücudum tok olsa da önemli değildi. Uyarıların aksine bir şeyler yapmak için aç olduğumu çoktan anlamıştım. Bir paket cips masanın üzerinde öylece duruyordu. Onu itinayla açacak, …

Okumaya Devam Et

22.10.2023

Atımın üzerindeyim. Sert yelesine yapışmamak için kendimi zor tutsam da dimdik duruyorum. Önümdekiler tırıs gittiğinden o da öyle yapıyor. Oysa bu yaramı azdırıyor. Kim bilir kaç milim açılıyor her sarsıntıda… At ne yapsın, ona kızmıyorum. Oysa bacaklarımın altındaki gövdesinden hissettiği suçluluğu anlıyorum. Ona sempati gösterecek durumda olabilseydim keşke. Belki de öyleyimdir, bunu düşündüğüme göre… Halbuki suçluluk hissetmemesi gereken biri varsa o da kendisi, bunu bildiğine emin olmak için elimi uzatıp boynuna dokunacak ya da onu yatıştırmak için sesime kullanmak için hâlim olabilse keşke. Galiba ölüyorum. Ölmeden önce atımın konforunu düşünmekten daha iyi bir şey bulamıyorum. Bu önemli…

Okumaya Devam Et

17.10.2023

Şekeri yakarak oluşturulan pamuk helvasını satarak geçinirdi. Bir avuç toz şekerden büyüleyici, insanın yüzünü gömmek isteyebileceği pamuk yığınları yapan bir makinesi vardı. Gıda boyası falan kullanmadan yapardı yenebilir pamuklarını. Sık sık uğradığı bir park vardı. Oradaki bir bankın önüne park ederdi arabasını. O bank genelde kullanılmazdı. En fazla pamuk helvası sırasını beklemek için ancak iki kişi tarafından kullanılabilirdi. En hatırlı müşterisi on yaşındaki bir kız çocuğuydu. İsmini öğrenmemişti. Her nedense sormak hiç aklına gelmemişti. Ama kız her pamuk helvası aldığında kulağına götürür, o da: “Bu kez ne fısıldıyor senin periler?” diye sorardı. Kız da her defasıdda ciddi ciddi dinledikten sonra …

Okumaya Devam Et