21.06.2020

Bir lise öğrencisine hiç benzemeyen, omuzlarında tonlarca yük bulunuyormuş gibi davranan, belki de gerçekten öyle olan genç bir adamdı. Aslında bir adam olamamıştı henüz. Bir ergen olduğunu söylemek çok daha doğruydu. Deri bir bel çantası, çantanın içinde büyük bir tütün torbası ve sigara kağıtları, filtre yoktu çünkü filtresiz sigara içmeyi seviyordu, genelde boş olan cüzdanı ve devamlı çatallı bir sesi, en az sesi kadar çatallı düşüncelerinden ibaretti tek serveti. Bir de evlerindeki özensiz; ama sigara kokusu haricinde temiz kıyafetleri…
Ha… Birkaç da kitap… Çoğunlukla kütüphanelerden okuduğu için o da. Yoksa zihnindeki kitaplar fazlaydı aslında.
Bir filozof gibi düşünmeyi öğrenme isteğiyle dolu bir de zihni vardı tabii.
Bunların, yani tüm servetinin bir an içinde önemsizleşeceğini bilemezdi.
O kadını gördüğü an…
Kırk beş-elli yaşlarındaydı. Zayıftı, temizdi, sigara kokmuyor; dumanından nefret ediyordu. Kendisine de söylemişti zaten. O an bırakmıştı mereti. Kitapları seviyor, çokça düşünüp az konuşuyordu onun aksine bu kadın. Evli değildi. Kız kurusu olduğunu söylüyor, hafifçe, hüzünsüzce gülüyordu ardından. Bir sıkıntısı yoktu bununla ilgili. Nasıl olmadığını bilmiyordu. Bir Türk kadını nasıl olur da bir kız kurusu olmayı bu kadar normal karşılardı, akıl erdiremiyordu.
İşte bu ergen, bu kadına bir anda vurulmuştu ve artık sırf o anın yüzü suyu hürmetine, bir adam olmuştu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir