22.05.2023

Kurutulmuş Trabzon hurmasının tadını merak ettiğini söylemişti bana bir sohbetimizde. Kuruyemişçide görünce alma ihtiyacı hissedip pahalı olduğunu umursamadan satın alıveriyorum. On tanesi iki yüz lira. Adet olarak da satılmıyor bu meret. Ama olsun, görünce çok mutlu olacak. Bana söyledikten sonra umarım tadına bakmamıştır. Bakmışsa bile beğenmiştir ama umarım ilk defa tadarken görebilirim onu. O mutluluğunu izleyebilirim. O beğenip beğenmeyeceğini ağzına götürdüğü her santiminde kendi kendisine merak edişini, ben de izleyebilirim.
Ve umarım sever. Çünkü sevdiği bir şeyi ona vermiş, onu ilk kez tatmasına sebep olmuş kişi olmak isterim.
İş yeri evime yakın. Zaten bugün izin günüm olduğundan yanına gidip onu vermem iyi olur. Hem çok iyi bir bahane olacak bu. Dükkanında her tür kamp malzemesinin yanı sıra avcılık malzemeleri, silahlar, çakı ve bıçaklar satıyor. Ben geldiğimde de eskiden Türklerin kullandığı otağa benzer bir çadır istiyordu adamın biri. Oysa o, fabrikasyon ürünler sattığını söyleyerek onu geri çevirmekteydi. Adam kaç para isterse vereceğini söylerken o da bir şey yapamayacağını, böyle otağları yapabilen birisini tanımadığını söylemeye çalışıyor, adam bir türlü anlamıyor.
Bir arkadaşım vardı. Böyle şeylere tutkusu olan. Ona yazıyorum hemen. Kendisinde bir çadır olduğunu, satabileceğini söylüyor. Yanına gidip arkadaşımın telefonunu veriyorum. O derin bir nefes koyuveriyor. Adam gittikten sonra ona hurma paketini veriyorum. Heyecanlanıyor. Tam da umut ettiğim gibi daha önce tatmamış. Paketi açıp bana veriyor. Tam tadarken açık olan televizyona gözüm takılıyor. Harika bir rövaşata golü atan bir adam. O maç mı seyrediyor? Neden şaşırıyorum ki? O her şeyi tapar, her renge bürünebilir. Çünkü renklerin hepsini sever. Her biri de ona yakışır zaten.
Beğeniyor. Çok beğeniyor. Onu seyretmek o kadar güzel ki, öylece baktığımı, bakakaldığımı fark etmiyorum bile. İki yaşındaki bir çocuk bile anlayabilir ona aşık olduğumu. Hoş, gizleyen kim ki?
Oysa o benim aşkımı bahar aylarında yayılan polenler kadar rahatsız edici buluyor. Biliyorum. Polen alerjisi olsa da beni sevdiğinin de farkındayım. Dostluğumu seviyor. Ona aşık olmam hoşuna gidiyordur diye düşünüyordum eskiden. Sevilmek kimin hoşuna gitmez ki? Ama o mahcup oluyormuş, geç de olsa anlıyorum bunu. Yine de ne ben aşkımı engelleyebiliyorum ne de o beni tamamen görmezden gelebiliyor.
“Sen de tadına bakmayacak mısın?”
Elimdeki Trabzon hurması kurusuna bakıyorum. İlgilenmiyorum. Belki de onun için, ufak şeylerle pek ilgilenmediğim için beni sevmiyor. Haklı, onunla bir takım oluşturamayacak kadar ruhsuzum, bunu kim reddedebilir?
Hurmadan küçük bir ısırık alıyorum, o kadar da güzel değil. Onun sevmesi güzeldi. Keşke tadına bakmasaydım. Meyve bile sevmem ki…
Belki de ben ona bunun için aşığımdır. Meyveyi ve böyle şeyleri sevebildiği için. Yaşamayı… Hayattaki ince detayları…
“Fena değil,” diyorum.
Yüzündeki o hayal kırıklığı öyle üzücü ki…
Yanına bir daha gitmeyeceğime dair kendi kendime söz veriyorum.
Bir defa daha…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir