22.08.2018

Yeni bir ihbar daha gelmişti. Bir tatil gününün ertesinde, en büyük morga sahip hastahanelerin birindeki cesetlerin tümü mumyalanmıştı. Bu yeterince tuhaf değilmiş gibi, tüm cesetlerin yanlarında, kendi evlerinden çalınmış özel eşyaları, yüzük, kolye gibi takılarından kemerlerine, kitaplarından müzik aletlerine kadar birçok şeyleri de; bulunmaktaydı ve ölülerin bulunduğu çekmecelere olabildiğince muntazam bir biçimde, onların kullanımına sunulmaya hazır bir şekilde konulmuştu. Bazı küçük şeyler de sargılarının arasına yerleştirilmişti. Tıpkı Mısır geleneklerinde olduğu gibi.
Bu, üçüncü hastahaneydi ve böylesine büyük bir hareketin nasıl olup da bir günde gerçekleştirildiği bu durumla ilgili herkesin merak konusuydu.
Her şey bir yana, bu garip hareketin nedeni bile bilinmiyordu. Bunu açıklayacak bir not ya da herhangi bir işaret yoktu. Aslında bu durumun hangi şubenin tekelinde olduğu bile muallaktı. Ahlak masasının mı? Evet, şimdilik iş oraya zimmetlenmişti.
Dördüncü…
Beşinci…
Altıncı morgda bir adam yakalanabilmişti hastahane personeli kılığında rastgele oraya yerleştirilmiş bir polis sayesinde.
Cesetlerin kanını ve iç organlarını tıkıştırdığı damacanaları binanın dışına çıkarırken enselenmişti hem de. Damacanalara Mısır’ın kutsal sembollerini işlemeyi bile ihmal etmemişlerdi. Aslında kullanmaları gereken şey kilden çömlekler olmalıydı ve tüm ölülerin organlarını aynı yere koymak yerine ayrı ayrı koymaları gerekiyordu; ama önemli olan sonuçtu. Ona bakarsanız mumyalama süresi yetmiş gündü. Hem de bir tek cesetin mumyalanması için bu süre gerekiyordu. Bunun için belirlenmiş ayinler vardı; ama onlar bunu önemsemiyordu anlaşılan.


Adam yakalandığında sorgulanmıştı. Uygarca sorgulanmıştı ve hiçbir şey çıkmamıştı ağzından. Biraz şiddet kullanılmıştı ve… yine bir şey alamamışlardı dudaklarının ardından. Arkasından bu iş için üretilen ilaçlara başvurulmuştu; ama adamın, sadece bir emir kulu olduğundan başka hiçbir şey öğrenememişlerdi. Kimin emir kulu olduğunu söylemişti; ama bir rumuzdan başka bir şey çıkmamıştı. Mısır’ın adalet tanrıçası olan Maat’ın adını alan kişinin kimliği hala belli değildi.
Gerçi, olanların, sebepleri dahil, biraz mucizevi, tanrısal… olduğunu da kimse göz ardı edemezdi. Tabii ki bunu kendilerine bile itiraf etmeyeceklerdi.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir