“Ben de onun gibi hissediyorum,” demişti henüz beş yaşındaki oğlan.
“Üzerime doru yürüyorsunuz ve çok büyüksünüz… Ben de kaçmak istiyorum işte.”
Sonra durmuş, o incecik, sevimli ve kırılgan sesini bir kerte daha azaltmıştı.
“Ama kaçamıyorum.”
Kimse ona sebebini bile sormamıştı. Ve çocuk devam etmişti:
“Kuş kaçabiliyor. Ama cam açık değil. Açarsak öleceğini bilmiyor. O sadece korkuyor.”
Beni görebilselerdi çocuğa gülümser ve neden kaçmadığını sorardım. Yok, neden kaçamadığını.
Kaçarsa yaşayamayacağını söyler miydi?
Hayır.
Onları çok sevdiğini söylerdi, eminim buna.
Ne fark eder, ikisi de aynı kapıya çıkardı.