24.08.2018

Köy köy, şehir şehir, ülke ülke gezen bir masalcıyım ben. Aslında sadece bir masalcı değilim, bir anlatıcıyım. Bir anlatıcı olmakla da kalmıyorum… bir…. aynalı temaşacıyım desem tuhaf gelecek ama öyleyim. Temaşa eder, temaşa ettiklerimi yansıtırım öylece. Ben yokumdur. Cinsiyetsiz bir sesim, şarabı da ayranı da ne bileyim, tekilayı da içtiğimde aynı tepkiyi veren bir vücudum, şiire de kavgaya da sevişmeye de aynı tepkiyi veren bir ruhum vardır. İşte ben buyumdur. Bir ben var mı; ona bile emin değilimdir hatta. Ben yeryüzüymüşüm, yok yok, havaymışım gibi gelir hep. Hani hava sesi ve ışığı iletir ya, işte ben de insanlara temaşa ettiklerimi iletirim; ama bunda benim hiçbir katkım olmaz. Yani, sezilebilecek bir katkım olmaz demek istiyorum. Sisli havada sesin iletilmesinin farklılığının anlaşılması kadar belli belirsiz, ışığın az iletilmesinin fark edilmesi gibi rahatsız edicidir varlığım bazen. Havanın sisli oluşu gibi, benim sesim de kısıksa mesela;
“Bugün de sesi kısılmış,” der insanlar, tıpkı
“Bugün de hava sisli,” der gibi.
Eski zamanların masalcılarından değilim. Tam şu anda; iki bin on sekiz yılında, masal anlatan, sadece masal anlatırmış gibi yapanlardanım. Aslında, dediğim gibi, temaşayı aynalarım.
Kimse bilmez adımı. Rumuzum, namı diğer nickim, Temaşayı Aynacı’dır. Böyle kallavi bir rumuzun da olunca, bir sürü insanın beni dinlemesi daha kolaylaşır her nedense. Ve ilginçtir ama kimse de cinsiyetimi, gerçek adımı falan merak etmez bu magazinle yatıp kalktığımız devirde.
Cinsiyetsiz giyinir, cinsiyetsiz konuşurum. Neredeyse kişiliksizdir vurgularım ama vurucudur. İşte bunu da ancak ben yapabilirim. Aslında ben değil… Temaşalarım…
Hep merak etmişimdir bir kişiliğimin olup olmadığını ama hiç öğrenmek istememişimdir, korkmuşumdur çünkü.
Neyse… Neden başladım söze? Hem de ilk defa kendimden; temaşalarımdan değil de kendimden bahsetmek için…
Temaşa etmek için değil de anlatmak için başladım ve ilk, belki de son defa olarak; anlatacaklarım bitene kadar da susmayacağım.
Onu anlatacağım size. Gittiğim her yere gelen; aynaladığım her şeyi dinleyen, sadece bir silüet olarak gözüme görünen… Bir insan olduğundan başka, cinsiyetini, sesini, hiçbir şeyini bilmediğim, silüetinin kılığını bile devamlı değiştiren; sözgelimi bazen iri yarı, bazen uzun, bazen de kısacık olan, muhtemelen göz yanılgılarından yararlanarak bunu yapan… onu.
Beni dinlediği her zaman merakımı iki katına çıkaran, artık bir insan olmamı sağlayan onu…
Bir kişiliğimin bulunduğuna son derece emin olmamı sağlayan onu…
Merakımı aşka çeviren, kim olduğunu bile bilmeden; kim olursa, hangi cinsiyetten olursa olsun aşık olduğum, onu.
Sadece olduğu için müteşekkir olduğum onu…
Evet…
Hepsi bu kadardı işte.
Ellerimi, ayaklarımı, kalbimi ve beynimi fark etmemin tek sebebi olan onu görecek miydim bilmiyordum. Bunun da bir önemi yoktu zaten. Bir sonu olsun diye anlatmamıştım bu hikayeyi. Belki de o da beni temaşa etmeye geldiğinden aşık olmuştum ona. Ona değil de temaşaya…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir