Kendisine bir örümcek ağı örüyordu…
Evet, o bir örümcek değildi. Senin benim gibi bir insandı. Yine de bir ağ örüyordu. Bu ağa bir örümcek ağı da denemezdi. Çünkü daha önce de dediğim gibi o bir örümcek değildi. Ama insan ağı da denemezdi çünkü insanlar ağ öremezdi.
Gelgelelim o bir ağ örmekteydi. Saçları normal değildi. Şeffaf bir ağ kafasından, adeta terliyor, sonra o, bu teri, uzatıp bu iş iççin özel olarak şekillendirdiği tırnaklarıyla örüyordu.
Bu ağı salgılamayı başlatma işlemini yarı yarıya düşünceleriyle kontrol ettiğini söyleyebiliriz. Tıpkı boşaltım işlemi yapar gibi…
Yani ağ terlemiyor da ağ boşaltıyordu aslında.
Neyse ne, sonuç olarak o bir ağ örüyordu ve bu da epey tuhaf görünüyordu. Bir örümcek ağına çok benziyordu ilk bakışta. Ama onun ağı yapışkan değildi de hafif yağlıydı. Reçine gibi kokuyordu. Yani herhangi bir koku sürmesine hiç gerek kalmıyordu. Kokunun yapısı reçineye benzetilebilse de hiçbir reçineye benzemeyen eşsiz bir kokuydu. İnsanı çeken bir koku…
Ama o koku ağın özelliklerinden sadece biriydi. Bu ağ aynı zamanda insanın tenine temas ettiği zaman kaşındırıyordu. İşte bunun için onun etrafındaki insanların kafaları epey karışıyordu. Bir yandan yanına yaklaşıp o kokuyu daha rahat teneffüs etmek isterlerken diğer yandan ağın kaşındırıcı etkisi yüzünden devamlı kaşınıyorlardı. Üstelik ağı göremiyorlardı da.
Bu durumdan kendisi de şikâyetçiydi. Etrafındaki bir şeyin insanların tenini kaşındırmasını kim isterdi ki? Bu sorunu nasıl çözeceğini düşünmediği bir tek gün bile geçmiyor ama o bir türlü bir çözüm bulamıyordu. Bir ağ salgılamakta olmak onun için bir sorun değildi. Ne de olsa onun da bir burnu vardı ve olağanüstü bir koku salgılamaktan son derece memnundu. Oysa diğer insanların tüm ifrazatları kötü kokardı. Şu kaşındırıcı etki de olmasa ondan mutlu kimse bulunamazdı.
Bir gün, biriyle karşılaştı ve onu çok sevdi. Aniden sevivermişti işte. Hiçbir şey düşünmeden sadece kanı ısınıvermişti ona.
Koluna dokunduğunda elinin kaşınması, kendisini mislilerce rahatsız etmiş, kanına dokunmuştu. Bir şeyler yapması şart olmuştu artık.
Tam ağ boşaltacağı zaman ve o ağı tırnaklarıyla örerken onu düşünmeye başladı. Eh, aslında bu zamanlamayı bilinçli olarak ayarlamamıştı. Her an onu düşünüyordu çünkü.
Sonra oldu…
Önce yalnız o dokunduğunda kaşınmıyordu, sonra o etki büyüdükçe büyüdü ve artık, bir şekilde, diğerleri de ona özgürce dokunabiliyorlardı.