26.05.2018

Maden suyumu yudumlarken; midemin rahatlamasını sağlayan bir sıvının varlığına şükran duymaktaydım. Yine de keşke midemle ilgilenen bir sıvı olduğu gibi ruhumla da ilgilenebilen bir sıvı olsaydı. İlgiye o kadar muhtaçtım ki, işlevi mide rahatlatmak olan bir şeye, sanki bir şansı varmış, sanki işlevini sırf benim için yapıyormuş gibi davranmıştım. Aslında olanları duygusal nedenlere bağlayıp onları yine kendi yapıştırdığımız duygu ve bahanelere bulayarak kendimize servis edip afiyetle yemek, her zaman ve her yerde hiç fark etmeden uyguladığımız bir rutindi. Hem de her insan için geçerliydi bu durum. Maden suyunu bile şikayetçi olduğum yoksunluklarıma bağlamıştım. Bundan ötesi ne olabilirdi ki?
Neden nankörlük ettiğimi anlayamıyordum. Mantığımla algılayamıyordum ama işte ruhum sıkıntıdaydı.
Ortalama bir ailem, sıradan muhabbetlerle sürdürülen farklı çevrelerden bir sürü arkadaşım vardı. Neden yoksunluk hissediyordum peki? Ortalama olduğumdan mı? Bunun nesi kötüydü ki? Hayatının neresinin ortalama, hangi devresinin sıra dışı olacağı nereden belliydi? İnsanın yaşamının nasıl olacağını belirlemek kendi elinde değil miydi hem?
O zaman kendi hayatımı kendim belirleyebilmek için ilk adımı atmalıydım. Tam bunları düşündüğüm o an…
Yamaç paraşütü yapmak!
Kaya tırmanıcılığı, ardından su kayağı yapmak…


Başka bir günde ve başka bir ülkede, markasını dahi telaffuz edemediğim maden suyunu yudumlarken; birkaç dakika sonra yapacağım şey olan bungee jumping yaptığımda gerçekten hangi ihtiyacımın karşılandığını düşünmekteydim. Bunu irdelerken aynı yoksunluğun yakamı bırakmayışına bakılırsa, ihtiyacım karşılanmamıştı. Yatıştırılmamıştı bile. Sadece, böbreküstü bezlerim fazla mesai yapmıştı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir