27.04.2018

Yağmurda şemsiye, yazın hasır şapka, genel itibariyle çakmak ve anahtarlık satardım kalabalık bir meydanda… Tabii eğer zabıtalar beni rahat bırakırsa…
Her yarım saatte bir gelirlerdi ve ben, ben ve diğerleri, kaçardık onlardan. Düşmandan kaçar gibi…
Bazılarımız da kavga ederlerdi; ama bir tek kişiye üç kişi saldırdığından, çoğunlukla dayak yiyen ve malını kaybeden o olurdu.
Neden bizi rahat bırakmazlardı? Devletin bekası için mi? Hayır, şaka mı yapıyorsunuz! Elbette hayır… Yakaladıklarının malını alırlardı. Sonra ceza yazarlardı ve vermezlerdi mallarımızı. Ardından malları depolarda biriktirir ve açık arttırmayla satarlardı. O paraya ne olurdu, en ufak bir fikrim yoktu.
Sokaklarda satıcı olmamasını istiyordu devlet. Oysa sokaklarda tezgahlar vardı. Dükkan sahiplerinin tezgahları…
Sokaklarda şiddet olmamasını istiyordu devlet. Oysa zabıtalar vardı.
Bir gün, bir zabıtaya yakalanmıştım. Yağmur olduğundan şemsiye satıyordum. Tam yüz liralık malı kaptırmıştım.
İşte o an içimde bir şeyler kırıldı ve birkaç aydır düşündüğüm şeyi yaptım. Üst düzeylerde olan bir arkadaşım bana bir şekilde borçlanmıştı. İşte o zaman önermişti bu fikri. Eğer istersem beni zabıta olarak devlete yerleştirebileceğini söylemişti. Hem de gayet ciddiydi.
İşte o an, telefonumu elime alıp düğmeye bastım. Bir haftaya kalmamıştı yerleştirilmem.
Artık, devletine sadık, iyi bir zabıtaydım.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir