Daha küçücük bir çocukken, okula başladığım ilk gün annem beni kenara çekmiş ve hayatımın dersini vermişti.
“Oğlum, belki bu söylediklerimi anlamak için yaşın küçük ama ben yine de söyleyeceğim. İnsanların sana söyledikleri söylemek istediklerinden farklı olacak. Bu fark bazen çok büyük olacak, bazen de çok küçük. Ama hep önemli olacak. Sen onları çok iyi dinlersen bu farkı anlayabileceksin. Onları çok iyi dinle, olur mu tosunum?”
Çok zayıf bir çocuk olsam da annem bana hep “Tosunum” derdi.
Hayatım boyunca zayıftım ama annem hayatı boyunca bana hep “Tosunum,” dedi. Önemli bir şeyi şefkatle söylemek istediğinde böyle derdi. O daima şefkatliydi.
Evet, o zaman çocuktum, onu pek anlayamamıştım ama annem boşu boşuna bir şey söylemezdi. Çocukken bile bilirdim. Onun için hep dinlemeye gayret ettim.
Arkadaşımla ilk anlaşmazlığımda, sonrakinde… hep böyle dedi ve konuyla ilgili hiç yorum yapmadı.. Gerek yoktu ki, neredeyse her defasında söylemek isteneni anlayıp çözüyordum durumu.
Ha evet, o zamanlar bir şey daha eklerdi.
Bak tosunum, sen de bir şey söylediğinde söylemek istediğini söyleyemeyeceksin. Neticede sen de bir insansın değil mi ya. İşte onun için, kendini de dikkatle dinle, olur mu?”
Ölürken son vasiyeti de bu olmuştu anneciğimin.
Kim olduğunu hiç bilmediğim babamı aratmamıştı sağ olsun.
Babamı sorduğumda dürüstçe, bu konuyu hiç konuşmak istemediğini söylemişti. Çünkü çok acı çekiyordu dediğine göre. Üstelememiştim ben de. Ergenliğimde de merak etmemiştim. Babama gerek olmamıştı ki. Annem en büyük, en kullanışlı İsviçre çakısıyla yollamıştı beni dünyaya.
O zaman, pişman olmamak için sormuştum babamı.
“Baban, insanların hep kastetmediklerini söylediklerini öğreten insandır tosunum…”
İşte böyle söylemiş ve susmuştu.