30.12.2019

Arkadaşıma sordum.
“Bana şu an düşününce mutlu olduğun, imrendiğin, sende olmasını istediğin üç şey söyle…”
“Güneş, deniz, huzur.”
Hiç düşünmeden ağzından fırlatıvermişti bunları.
Düşündüm…
Güneşten nefret ederdim. Varlığımın biricik sebebi oydu. İnsanlığın varlığının da… Ben olmasam ne yazardı! İnsanlık olacaktı ve ben olmasam da; benim nefret ettiğim şey olmuş bulunacaktı.
Yani ve kısacası, güneşten nefret ediyordum.
Denizden korkardım. Suyun bunca fazla olması fikri dahi beni korkuturken; bunu görmek ve böyle bir şeyin yanında olmak, buna maruz kalmak… Korkunun da üstündeydi benim nazarımda.
Dalgaların sesi hele… Beni dondururdu. Böylesine bir devingenlik karşısında donmayacaktın da ne yapacaktın ki?
Huzur ha!
Hazır olmak demekti huzur. Bense hiçbir şeye hazır hissetmiyordum. Dahası, hazır olamayacağımı iliklerimde biliyordum. Hazır olmak benim gibi huzursuz bir ruha göre değildi.
“Sen söyle,” dedi arkadaşım.
“Bir köpeğin ıslak burnunun teması, bir çiçeği suladığımda çiçek adına teşekkür eden toprağın kokusu ve para.”
“Para mı?”
Evet, paraydı. Para kötü bir şey değildi ki. Gerekliydi. Tıpkı diğerleri gibi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir