31.01.2018

Tek katlı evimin penceresinin önünde, bir kaç ay içinde, türünü bilemediğim bir ağaç büyümeye başlamıştı. Gövdesi çok güzel kokuyordu ve yamru yumruydu. O kadar şekilsizdi ki, bir zencefil kökü onun yanında dümdüz kalırdı.
Bir gün arkadaşımın oğlu gelmişti ve bir oyuncakçıda gördüğü arabayı alamayınca kıyameti koparmıştı. Öyle içli ağlamıştı ki, ağlamaktan yorgun düşüp annesinin kucağında uyuyakalmıştı. Pahalı olan arabayı alamayan annesi en az onun kadar üzülmüştü bu duruma. Bir yandan da bana bir çocuğun her istediğinin yapılmaması gerektiğini söylüyor, imkânsızlıklarının iyi bir yanını bulmaya çalışıyordu. Gerçi haklıydı. Bir çocuğu şımartmak ona kötülük yapmak olurdu. Yine de ikimiz de biliyorduk ki, imkânı olsaydı o arabayı oğluna alırdı. Zaten çok şey isteyen bir çocuk değildi oğlu.
Ertesi gün bir çatırtıyla uyanmıştım yatağımda. Devamlı dallarını pencereme vuran o şekilsiz, güzel kokulu ağacın sesiyle…
Dalının ucunda o oyuncakçıdaki arabanın aynısı asılı olan ağacın…
Başka bir gün…
Bir ayakkabıya ihtiyacım vardı. Önceki yırtılmıştı. Ertesi gün de yağmurlu olacaktı hava. Bir gün boyunca dışarıda kalacaktım. Bir çöpçüydüm ben. İşimi yürüyerek yapıyordum yani.
Yine ağaç uyandırmıştı beni o günün ertesi sabahı. Tıpkı eskisi gibi sağlam bir çift ayakkabı asılıydı bu kez o dalında.
Alışık değildim şımartılmaya…
Bunun üzerine, ağacı kökünden zarar vermeden söküp başka bir yere diktim. Bir ormana… Hiçbir insanın bencilce isteklerini yapmak zorunda olmadığı bir yere… En azından öyle umuyordum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir