31.01.2020

Bir el tabanca atımıyla hallolmuştu işim. Omzum geri tepmeden ötürü ağrımıyor değildi. Elimde de yıkamakla geçmeyen bir barut kokusu vardı ama alışkındım deneme atışlarından bunlara. Yine de kanın yapışkanlığına alışık değildim. Evet, üzerime sinmemişti kan. Ayakkabılarıma bile değmemişti. Yine de; sanki barut kanlı kokuyordu ellerimde. Omzum, kurşun değmiş gibi ağrıyordu. Bunun sebebi kardeşimi vurmuş olmam mıydı? Oysa pişman değildim ben. Pişman değildim!
Onu öldürmem gerekiyordu. Kıskandığımdan falan değil, o… benim olması gereken kadını çalmıştı. Kadın benim karımdı. Hoş, artık ona da el süremez olmuştum. Kardeşimin kokusuyla kirlenmiş bir kadındı o bundan böyle.
El süremediğim bir kadın için aynı karında büyüdüğüm adamı öldürmüştüm.
Ne büyük enayiydim ben lan!
Hapse girmemeyi becermiştim yaptığım bir planla. Kurnaz adamdım vesselam.
Benden başka kimse bilmiyordu onu öldürdüğümü. Bir de o kadın, şüpheleniyordu kesin. Ona el süremememin nedeni belliydi. İkisinin arasındaki pisliği öğrendiğimi biliyordu. Nasıl bilmezdi be! Basmıştım onları. Mercimeği fırına vermiş, üstüne katık olsun diye makarnanın suyunu da kaynatıyorlardı maşallah!
Gebertmiştim zibidiyi işte.
Şu karıyı da zehirlesem, bir şey yapıp halletsem… belki yeni bir kadın alır, her şeye baştan başlarım…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir