Kategoriler
edebiyat Genel

31.10.2018

Kapısına yapıştırdığı, üzeri çizgilerle dolu sağlam kartona baktı. Sabahtı. Henüz kalkmış, her sabah yaptığı gibi, kalkar kalkmaz elinde kalem, kendisini kartonunun başında bulmuştu. Rüyalarını çizmek için. Daha önce çizdiği kartona, diğerlerine; diğer günlere kaynaştırarak çiziyordu. Hangi çizgi hangi günün, anlaşılmıyordu bile. En azından dikkatli bakmadığında.
Yüzlerce karton tükenmişti. Daha da doğrusu tamamlanmıştı. Bir tek boşluk yoktu onlarda. Bu karton da bitmek üzereydi.
Bunu , yani bu eylemi neden yaptığını, sorsalar açıklayamazdı.
Ta ki bu sabahın son çizgisine dek…
Evet, şu an itibariyle, son on yıldır sebepsizce yaptığı şeyi açıklayabilirdi artık.
Anlamlı bir şey çıkartmak için yapmıştı tüm bunları. Karton bittiğinde, anlamlı bir resim çıkartmak için.
Hiç kimse, bu kartonlardaki çizgilerin onun rüyalarının izdüşümü olduğunu bilmiyordu. Herkes onu garipsiyordu bunun için. İş çığrından çıkmasın diye, sinirlendiğinde kendisini yatıştırmak için rastgele çizgiler çizdiği yalanını uydurmuştu insanlara.
Oysa, o sabah, yani her şeyi anladığı sabah, odasına bir şey sormak için giren ev arkadaşının ‘Sonunda bir şey yapmayı becerdin be hocam! Ne güzel bir darağacı olmuş bu. Dün gördüğümde tahmin bile etmezdim bu çizgilerden böyle bir şey çıkacağını vallahi. Helal olsun…’ demesi de kendi gördüğü şeyi doğrulamıştı.
Darağacını işlevsel kılmaktan başka yapacak bir şey kalmamıştı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

× five = 45