27.10.2022

Kalktım. Yatağım çok yumuşaktı, birazdan ne yapacağımı düşündüğümde kalkmak çok zor geliyordu. Yine de kalkmıştım işte. “Aferin!” Sesin nereden geldiğine bakmama gerek yoktu. O daima göz hizamda olurdu. Bir şey demedim. Bana aferin demesi umurumda değildi. Kendi derdim bana yeterdi. Çırıpçıplak soyunup iç çamaşırlarımı dahi giymeden hiçbir dikişi, düğmesi, fermuarı ya da buna benzer bir aksesuarı olmayan, çok uzun bir şeritetenibaret giysimi vücuduma dolamaya başladım. Toplam yirmi bir metreydi ve onu vücuduma doladığımda kendimi bağırsakla sarılmak zorunda olan bir kangal sucuk gibi hissederdim. Yine de hareketlerim sanıldığı kadar kısıtlı olmazdı. Onu giymekte ustalaşmıştım. Şeridin rengi kırkızıydı ama biraz daha afili …

Okumaya Devam Et

25.05.2022

O gün de bahçemde kazanım kaynıyordu. Marmelatlar ve reçeller yapıp satıyorum da… Büyük bir meyve bahçesi olan bir arkadaşım var, yani meyveler daha az masraflı oluyor. İki ortak bu şekilde geçinip gidiyoruz. Arkadaşımın işi kolay, o sadece meyveleri yetiştiriyor. Bense hem yapıyorum hem de kavanozları satılacakları mercilere götürüyorum. İşte o gün de marmelat için çekirdeklerini aldığım vişneleri kaynatıyordum. İçine prefabrik bir ev kurduğum küçücük bir arsam vardı. İşte orada bulduğum odun ve ufak tefek şeylerle ateş yakıyor, tüpten tasarruf ediyordum. Kazanın başında beklerken kitap okuyordum ki onu gördüm. Sayfayı çevirirken gözüme ilişivermişti. Bir kurttu. Ormana yakın bir yerde otursam da …

Okumaya Devam Et

05.05.2022

Eski dostum Karınca’yla uzun bir dünya turuna çıkmıştım. Uzun zamandır istediğim tek şeydi. Başka dostum da yoktu. Ben de hem işime yaradığından hem de başka yapacak bir şey olmadığından onu da aldım yanıma. Pekâlâ yürüyerek de çıkabilirdim ama bu benim için gereğinden fazla zor olurdu. Rahat bir yolculuk istiyordum. Karınca’nın gazı için de para ayırmam gerekiyordu ama belli bir birikim yapmayı akıl etmiştim. Zaten uzun zaman boyunca bunun için beklemiştim. Hem bu işlerden anlayan bir arkadaşım, onu zorda kalırsam güneş paneliyle de çalışabilir duruma getirmişti. Ülkeyi dolaşmayı henüz bitirmemiştim. En azından kendi ülkemin her karışını dolaşmayı hedefliyordum. Diğer ülkelerin belli …

Okumaya Devam Et

04.05.2022

Yağdanlıkta çok az yağ kalmıştı. Bir an önce doldurmalıydım ama bu iş o kadar kolay değildi. Çünkü bu yağ sıradan bir yağ değildi. Yağdanlık da öyle. Hoş, ben de pek sıradan bir insan sayılmazdım. Yağdanlık içindeki, soğuk sıkım kenevir yağı ve en saf altın tozundan, ayrıca söylemeyi tercih etmediğim başka birkaç şeyden müteşekkildi. Altının saflığını anlamak için önce onu elimden geldiğince saflaştırıp soğutmam, ardından güvenilir mihenk taşımda test etmem gerekiyordu. Bu işi halletmiştim ama başka birkaç şeyi bu zamanda bulamazdım. Onun için geçmişe gitmeliydim. Ya da geleceğe. Geleceğe gidersem fazla enerji harcamam gerekeceğinden, şimdilik geçmişe gitmek mantıklı olacaktı. Bir an …

Okumaya Devam Et

29.01.2021

Ofisine gittiğinde, masasında üzerinde hiçbir şey olmayan bir şişe ve bir zarf durmaktaydı. Zarfta: “Beni içersen hazır olursun,” yazmaktaydı. Neye hazır olacağını yazsa olmazdı sanki ha? Tabii ki içmeyecekti. Şişe ve zarfı çöpe attı. İşlerini bitirip eve gitmek için hazırlanırken çöpten kesif bir koku geldiğini fark etti. Şişeyi ve içindeki bilinmezi hatırladı. Zehir gibi kokuyordu. İyi ki içmemişti. Tamam da; ona kim, neden böyle bir şişe gönderirdi? Öğrenmesi Şimdilik imkânsız olan şeylere kafa yormayı boş verip yalnız yaşadığı evine gitti. Ertesi sabah da masasında bir zarf ve muhtemelen içinde ot bulunan kalın bir sigara bulmuştu. Zarfta: “Hazır olmanı hâlâ önemsiyorum,” …

Okumaya Devam Et

25.01.2021

Hem küçüktu ukulele, hem de tatlıydı sesi. Onu çalmayacaktı da ne yapacaktı? Çocukluktan başlamıştı çalmaya. Şimdi de neredeyse konuşuyordu ellerinde bir ukulele. Yine de ağabeyinden başka yaşayan kimse dinlememişti onu. Hep evde çalardı; çünkü evden çıkmazdı. Korkuyordu. Balkona bile sadece gece çıkıyordu. Ağabeyi de onunla ilgileniyordu işte. Dışarıdaki işlerini hallediyordu. Dışarıya çıkmasa da çok yoğun çalışıyordu. Pazarlamacılık yapıyordu bir su arıtma firmasında. Tabii ki sadece ukulele çalmıyordu. İnternet diye bir şey vardı artık. Çoğunlukla kurumlara web site tasarlıyordu. Kendisini eğitmişti. Sadece dışarıya çıkamıyor, insanlarla karşı karşıya gelemiyor, iletişim kuramıyordu. Ağabeyiyle bile sınırlıydı iletişimleri. İnternetteki çevresi ukalâ birisi olduğunu düşünüyordu. Bu …

Okumaya Devam Et

10.01.2021

Bilmiyorum ki… Neden bu kadar yalnız olduğumu bilmiyorum. Yalnız olduğumdan acı çektiğimi biliyorum ama. Toprağım az olsa da bana yetiyor. Başkalarına yetmediği için yalnız olsam gerek. Boyum çok kısa galiba. Öyle demişti bir gün rüzgâr. En azından onun ve güneşin söylediklerini anlayabiliyorum. Güneş acı çekiyormuş yanmaktan, öyle dedi bana. Zaten hep çığlık atarak konuşuyor. Sesi çok kalın. Rüzgâr da hep fısıldıyor. Ah… Ben de hep yakınıyorum galiba. Rüzgâr diğerlerinden haber göndermeyi teklif etti, ben de kabul ettim; ama diğerleri o kadar meşgulmüş ki, ona sadece “olur,” demişler. Bana hiçbir şey yollamak akıllarına gelmemiş. “Merhaba”mı bile karşılamamışlar. Ya da o curcunada …

Okumaya Devam Et

12.12.2020

Öylece tesbihimi çekiyordum. Bir şey düşünmeme gerek yoktu. Herkes bir şeyler yaparken sadece tesbihimi şıkırdatma lüksüm vardı ve bunu kullanıyordum. Hıh! İnsanlar hep böyle düşünüyordu beni tesbih çekerken gördüklerinde. Ben de kendimi onların yerine koyardım hep. Beni tesbih çekerken gören her insanın yargılayan bakışında yapardım bunu. Bir tür suçluluktu bunun sebebi, insanların bana enjekte ettikleri. Bilmiyorlardı ki… Bilmiyorlardı, ellerimdeki boncukların onların ruhları olduğunu. Bilmiyorlardı, onları çekerkenki mutluluğumu, çıkarırken döktüğüm gözyaşlarını, yenilerini ipe geçirirkenki her birinde eşitçe yinelenen umudumu. Ama bir gün, insanların “yaramaz” dediği, bana göre ise fazlasıyla anlayışlı bir çocuk, tesbihin imamesini tek çekişte koparıp tüm boncukları dağıtıverdi. İp …

Okumaya Devam Et

09.12.2020

Dostlarımız kızıma bir sürü oyuncak alıyordu. Çoğu ses çıkaran oyuncaklardı. Oynamak şöyle dursun, ilgisini bile çekmiyordu hiçbiri. Canlı renkler, gürültü, hareket… Hiçbir şeyle ilgilendiği yoktu. Ama bir komedi izlerken ya da içimizden birisinin yaptığı bir şeye güldüğümüzde o da gülüveriyordu hemen. Bir bebek ağlasa o da ağlıyordu. Bir gün elime çay döküldü, benimle birlikte o da bastı feryadı. Bundan etkilenecek miydi; yoksa bu durumu yönetmeyi öğrenecek miydi, büyüdüğünde görecektik. Ona duygularla oyuncak gibi oynamayan bir insan olmayı öğretmek gibi büyük bir sorumluluğum vardı.

Okumaya Devam Et

18.09.2020

Bir zamanlar, okuduğum tek kitabın dünyada en çok okunan kitaplar arasında olduğunu itiraf etmekten utanmadığımı söylesem hakkımda ne düşünürsünüz? O zamanlar öyle bir insandım işte. İşe güce fazlasıyla düşmüş, merak etmeyi unutmuştum. Aslında işimden ve yeme-içme, barınma gibi ihtiyaçlarımdan başka pek az şeyi umursuyordum. Okuduğum kitaptan birkaç ay sonra, biraz da o kitapla ilgili bir sebeple değişmişti hayatım. Tabii tabii… Size kitabın adını yazmayı unuttum değil mi? Martı… Hani şu kısacık, biraz şiirsel, biraz kişisel gelişim kokan kitap var ya… Yazarını unuttum şimdi ama kesin biliyorsunuzdur zaten. İşte bir çöpün kenarında, yaralı bir martı görünce aklıma o kitap, yani Jonatan …

Okumaya Devam Et