16.05.2022

Ortalama bir görünüşü olsa da etrafındaki insanları kendisine çekerdi. Kadınlar onu severdi. Bunun için görünürde hiçbir şey yapmasa da bunu arzulaması yeterdi. Kendisini insanların onu sevmesi için şekillendirirdi. bu küçük değişiklikleri, insanların ihtiyaçlarını anlayabildiği ölçüde milim milim yapardı. Kendisini onlar için değiştirdiğini hiç bilmeden… Elbette insanlar topluma uymak için değişirlerdi ama onun, belki bir sürü insanın, yaptığı kendilerine has özelliklerini, onları eşsiz yapması gereken şeyleri de sevilmek için değiştirmeye gönüllü olmaktı. Çocukken yelek giymeyi hiç sevmese de komşu kızı yeleğini sevdiği için her gün giymişti. Artık o sevmediği yelek, alameti farikası olmuştu hatta. Oysa onu sevmemesi için çok geçerli bir …

Okumaya Devam Et

09.05.2022

Yine kalkar kalkmaz yüzünü yıkayıp fırına, ekmek almaya gitti. Her zamanki gibi üç tane ekmek almıştı. Beyaz ekmek yiyordu çünkü en ucuzu oydu. Her şeyi ekmekle yiyordu. Çoğu zaman başka bir şey yemeye gerek duymuyordu çünkü karnının doymasının ihtiyaç duyduğu tek şey olduğunu sanıyordu. Git gide zihni ve vedeni hantallaşsa da umurunda değildi. Hantal bir insan sadece iş görecek kadar düşünür, o kadar hareket ederdi ve onun için bu yeterliydi. Ama yaşadığını hissetmesi de gerekirdi. Onun için binlerce şey yapılması gerekecekti. Yoksa aramaya başlardı. Aramaya başlarsa da bulur, maazallah hantallığından kurtulurdu. Bunun için de mecburen bazı filmler, diziler, kitaplar, tablolar …

Okumaya Devam Et

16.12.2020

“Zamansız bakabilmek mümkün müdür dersin?” “Neye bakacaksın zamansız?” Bu soru gibi görünüp bıkkınlık bildiren cümlesine aldırmayıp bunu gerçekten sorduğunu varsayarak cevapladım. “Her şey olabilir. Beni üzen bir şeye, o çok eskiden olmuş gibi baksam mesela…” “Eee, zamansız bakmıyorsun ki o zaman, kendi uydurduğun bir zamanla bakıyorsun. Yapabilirsen tabii.” “Yapamaz mıyım?” “Yaparsın da… Neden yapasın?” “Acı çekmemek için…” “Yazık…” Arkasını dönüp gittiğinde, tekrar konuşmasının imkânsız olduğunu bilecek kadar tanıyordum onu. Bunu söylemesinin sebebini kendim bulmam gerekiyordu. Ama bu da acı çekmenin bir başka versiyonu değil miydi? Bana arkasını dönmediği bir zamanı düşünmek imkânsızsa ondan vazgeçmek mi daha iyiydi? Zaten varlığı bir …

Okumaya Devam Et

08.12.2020

Teselli edildikçe ağlarsın derdi. Kim mi? Bilmiyorum. Biri demiştir ki içimde yankılanıyor. Hiçbir şey yoktan var olmaz öyle değil mi? Ben de ağlamamak için teselli edildiğimde reddetmeye, acımı yadsımaya çalıştım hep. Eğer biri beni teselli etmezse ağlamazdım. Bu kadar basittir diye düşünmüştüm. Öyle değilmiş tabii. Olay teselli edilme meselesinden çoktan çıkmıştı. Zaaflarımı belli etmeme meselesine kadar varmıştı iş. Öyle ki, hissedilen her şeyin bir zaaf olduğu safsatası işgal etmişti zihnimi ve gitmiyordu. Tüm hislerimi talan etmiş, hâlâ talan edecek şeyler bulduğu için bir parazit gibi zihnimi kendisine yuva bellemişti. Bunu nasıl mı anlamıştım? Tabii ki bir kayıpla. Her şey kaybedilerek …

Okumaya Devam Et

07.12.2020

aynı şeyleri söylemekten bıkmayan var mıdır? Sabah mecburen “günaydın” diyeceğiz birbirimize. Ayrılırken görüşme temennisinde bulunmak zorundayız. Gerçekten mecbur muyuz peki? Gerçekten mi? Sessizlik yemini etmeye karar verdim. Yazılı bir kâğıt taşıyacaktım. Nasılsa bir bilgisayar programcısıydım. İşim sadece kod yazmaktı. Yazılı iletişimde bulunurken doğrudan doğruya utanmadan konuya girebiliyordum. Ya da yadırganmadan… Sessizlik yeminim, beni gürültüye, herkesin devamlı konuştuğu yerlere itmişti. Onlar konuşuyordu, ben de dinliyordum. Hep aynı sözcükler yankılanıyordu kulağımda. Hep aynı… Farklı tonlar, farklı konular; ama aynı sözcükler. Ben de; bilmediğim diller konuşan insanların yanına gittim. Hemen ayırt ettim onların “günaydın”larını. Onlar da aynı sözcükler kullanıyorlardı. Ben bilmesem de…

Okumaya Devam Et

09.07.2020

Yanılmıştım. Zaten hep yanılmıyor muydum? Bir şekilde herhangi bir şey konusunda yanılmak, ilk defada ayakkabılarımı bile raftan alırken tutturamamak, benim için son derece alışıldık bir şeydi artık. Ama bu kez gerçekten, fena hâlde yanılmıştım. Tüm hayatımın her anında yanılıyor olmamın bir açıklaması vardı şimdi. Ben, ben değildim. Sadece bir insanın yarattığı, kendisinin nasıl olması gerektiğini düşünerek ölçüp biçtiği üç boyutlu bir heykeldim.

Okumaya Devam Et

07.07.2020

Her hareketinden, nefes alışından, iç çekişinden, konuşma tarzından nefret ettiğimi iliklerimde hissediyordum. Nefret sevgiye çok yakındır diyenlere de zerrece katılmıyordum. Öyle değildi o iş. Umursadığım için nefret ettiğim doğruydu; ama umursamamın nedeni onu sevmem değildi. Yarama basmasıydı. Yaranızı kanatan insanları neden sevesiniz ki? Mazoşist misiniz siz? Ben değildim. Ben, beni iyileştiren insanları severdim ve onu iyileştirmeye çalışarak sevgimi gösterirdim. Bu durum o kadar da karmaşık bir şey değildi ki. Karmaşıklaştıranlar, sevdiklerini bıçaklayanlar, onlara psikolojik işkence yapanlar utansın. Çünkü kolaya kaçıyor onlar. Zarar vermenin basitliğine… Bazıları zarar verdiklerini bile bilmiyor; ama etraflarına özenle bir baksalar, karşılarındakini bir gerçekten dinleseler anlarlar. Oysa …

Okumaya Devam Et

10.05.2020

Birbirlerini dinlemeyen, otomatik cümlelerle konuşan insanların arasında sivrilmemin, tuhaf karşılanmamın tek nedeni hiçbir şeye inanmadığımı, yani bir nihilist olduğumu söylemem olduğuna inanamıyorum bir türlü. Pek sivrildiğimi de söyleyemem; ama tuhaf karşılandığım doğru. Resmen insanlar beni bunu söylediğim için küçümsüyor yahu! İnanabiliyor musunuz? Oysa benim yaptığım tek şey, onları kendilerine yansıtmak. Nasıl olur da hiçbir şeye inanmam ben! Ben mi? Hani her sabah yediğim yumurtaların sarılarını kedilere afiyetle yemeleri için ikram eden ben… Hani tüm gün, köpek gibi çalıştıktan sonra akşamları köpekleri doyuran ben… Hafta sonlarında yaşlılarla saatlerce bulmaca çözen, defalarca dinlesem de; anılarını ayrıntılarıyla dinlemek isteyen, dişsiz gülümsemelerini çekip alıp …

Okumaya Devam Et

07.05.2020

At dışkısının kokusunu yasemin çiçeği kokusuna benzetirdim çocukluğumdan beri… Doğruymuş. Bir molekülün oranı fark ediyormuş. Oran az olunca yasemin, çok olunca da dışkı olarak algılıyormuş burun. Molekülün adı da yazıyordu bir yerlerde de; kimin umurunda? Bugün yürürken çok iyi yetiştirilmiş bir yasemine rastladım. Bir bahçe duvarına sarılmıştı. Sanki yalnız, bağımsız, başına buyruk bir at geçmişti oradan. Bitki semirmiş, bir sürü çiçekle dolmuştu dalları. O molekülden fazlasıyla salgılamıştı çiçeklerin her biri. Çürümemişlerdi ama olgunlaşıp güçlenmişlerdi. Ben çok sevsem de insanlar güçlenmiş, semirmiş bir yaseminin kokusunu sevmeyebilirlerdi. Doğanın her türlü hâlini kabullenip sevmek herkese göre değildi. Bana bir atın o güzel kokusunu …

Okumaya Devam Et

04.05.2020

Bir köpek yavrusunun sesini duyduğumda balkonumda oturmaktaydım. Geceydi, ortalık sessizdi, yavrunun sesi bir röntgen kâğıdı gibi şakırdayarak rahatsız etmişti kulaklarımı. Bu sesi duyduktan sonra yerimde hiçbir şey olmamış gibi oturmak yakışık almazdı. Ben de kalktım, giyindim ve aşağı indim. Köpek annesiz olmalıydı böyle bağırdığına göre. Onu buldum. Çok zayıftı. Eve çıkarttım ve biraz süte su katıp pipetle ağzına akıtmaya çalıştım. Sütü afiyetle içmeye başladı ve sonra uyuyuverdi. O kadar amaçsızdım ki, bir an acaba sadece bu an için mi doğup bu yaşa geldiğimi sorguladım. Bu yavruyu doyurabilmek için…

Okumaya Devam Et