06.05.2022

Onunla aramızda yıllardır bozulmamış bir ahit vardı. O bana para ve lojistik destek sunacaktı, ben de onun için istediği bazı şeyleri sağlayacaktım ve asla birbirimize soru sormayacaktık. Ben yapmak istediğim deneylerim için imkân isterken o da ufak tefek birkaç tuhaf şey rica etmekle yetiniyordu. Gizli gizli toryumu nükleer santrallerde kullanmanın bir yolunu bulmuştum ama o şimdilik bunu gizlememiz gerektiğini söylüyordu. Daha önce bulunan yöntemlerin aksine asla bir gram enerji harcanmıyordu ve neredeyse tüm riskleri sıfıra indirebilmiştim. Kesinlikle laf olsun diye söylemiyorum, bir dehaydım. O ise zengindi ve anladığım kadarıyla pis işler çeviriyordu. Besbelli ki durum buydu. Benden istediği ufak tefek …

Okumaya Devam Et

04.05.2022

Yağdanlıkta çok az yağ kalmıştı. Bir an önce doldurmalıydım ama bu iş o kadar kolay değildi. Çünkü bu yağ sıradan bir yağ değildi. Yağdanlık da öyle. Hoş, ben de pek sıradan bir insan sayılmazdım. Yağdanlık içindeki, soğuk sıkım kenevir yağı ve en saf altın tozundan, ayrıca söylemeyi tercih etmediğim başka birkaç şeyden müteşekkildi. Altının saflığını anlamak için önce onu elimden geldiğince saflaştırıp soğutmam, ardından güvenilir mihenk taşımda test etmem gerekiyordu. Bu işi halletmiştim ama başka birkaç şeyi bu zamanda bulamazdım. Onun için geçmişe gitmeliydim. Ya da geleceğe. Geleceğe gidersem fazla enerji harcamam gerekeceğinden, şimdilik geçmişe gitmek mantıklı olacaktı. Bir an …

Okumaya Devam Et

22.01.2021

Kendimi Hephaistos gibi hissediyordum. Bir kamburum yoktu ve cüce değildim; ama kendi kendime tuvalete bile gidemeyen, diğer körlerin bile zavallı dediği bir kör idim. Dışlanmıştım. Ailem ve körler tarafından… Doğuştan görmememe rağmen neden tuvalete bile gidemediğimi bilmiyordum. Yapamıyordum işte. Bunun için çok çalışmıştım gerçekten. Hocalar tutmuştum kendime. Param vardı, yurtdışından hocalar, sinirbilimciler, hipnoterapistler, metafizikle uğraştığını iddia eden şarlatanlar getirtmiştim. Bilerek şartlarımı kısıtlamış, ölmek üzere olana kadar kimsenin bana yardım etmemesini emretmiştim. Olmamıştı. Ya-pa-ma-mış-tım! Ben de tek tutkum olan şeye, teknolojiye yönelmiştim. Kendime, bir beyaz bastonun tutacağına gizlenecek kadar küçük bir kuantum bilgisayarı yapmaya… Belki o zaman bana yol gösterecek, adımlarımı …

Okumaya Devam Et

14.01.2021

Sabah kıyamet habercisi bir sesle kalkar hep. Bu; ayarladığı saat eşliğinde, robotik bir sesin sorduğu, zor bir matematik problemidir. Zorlanmayı sever. Tatlı uykusundan kalkmanın tek yoludur bu. Uyandıktan sonra, çok daha zor sınavlar beklemektedir onu. Çok daha acımasızdır onu zorlayacak olan insanlar. Problemler çözülmeden o bet ses susmayacaktır. Sonra soğuk bir duş alır. Bu kez de bedeni zorlanmalıdır. Ve asıl işkence başlamıştır. Çözümsüz problemlerle gelmektedir önüne insanlar. Onun tarafından çözülemeyecek olan, aslında çözümü sahibinde bulunan problemlerle… Her birini dinlemekte, sahibinin çözmesini sağlayacak küçük soruları bir çobanın değneğini kullanması gibi kullanmaktadır. İnsanların kölesidir o. Düşünme emekçisidir. Efendilerse düşünmemektedir. Düşünmeye üşenmektedir her …

Okumaya Devam Et

06.12.2020

Teknoloji aşığı, cinsiyetini bilmediğim bir insanı sosyal medyada takip etmekteydim. Birçok şeyini kendisi imal ediyordu. Meselâ bir araba satın almak yerine robot atları olan bir fayton yapmıştı. Bir arabadan çok daha fazla para, zaman ve emeğe mâl olsa da yapmıştı ve kullanıyordu işte. Aslında ona imreniyordum. Mazot kokuları ve motor gürültüsü ortasında, bir faytonun çıkardığı seslerin dahi aynısını çıkaran antik bir elektrikli araba kullanmak. Nasıl imrenilmezdi ki böyle bir insana? Arabasının videolarını paylaşmaya başladığında cinsiyetini de öğrenmiştim. Ellili yaşlarında görünen bir adamdı. Zayıftı ve orta boyluydu. Pek itici bir adama benziyordu. Ne önemi vardı ki… Bir gün bu adamla yazışıp …

Okumaya Devam Et

18.09.2020

Bir zamanlar, okuduğum tek kitabın dünyada en çok okunan kitaplar arasında olduğunu itiraf etmekten utanmadığımı söylesem hakkımda ne düşünürsünüz? O zamanlar öyle bir insandım işte. İşe güce fazlasıyla düşmüş, merak etmeyi unutmuştum. Aslında işimden ve yeme-içme, barınma gibi ihtiyaçlarımdan başka pek az şeyi umursuyordum. Okuduğum kitaptan birkaç ay sonra, biraz da o kitapla ilgili bir sebeple değişmişti hayatım. Tabii tabii… Size kitabın adını yazmayı unuttum değil mi? Martı… Hani şu kısacık, biraz şiirsel, biraz kişisel gelişim kokan kitap var ya… Yazarını unuttum şimdi ama kesin biliyorsunuzdur zaten. İşte bir çöpün kenarında, yaralı bir martı görünce aklıma o kitap, yani Jonatan …

Okumaya Devam Et

04.07.2020

Gökyüzüne baktığında bir an hiçbir şey görmedi. Panik olmasına gerek yoktu; çünkü bir hapishanedeydi. Öyle basit bir hücre değildi burası. Hiçlik simülasyonuyla suçluyu sıfırlayıp yeniden inşa etmek üzere tasarlanmıştı. O da buranın yaratıcısı ve ilk deneğiydi. Kendisini şekillendirsin diye, güvenilir tek dostunun ellerine bırakmıştı. Hatırlamak istemeyeceği kadar verisiz bırakıldığı, belirsiz bir zaman, daha doğrusu sadece kırk sekiz saat boyunca orada kalmıştı. Sıfırlanma süreci bitmişti. Şimdi hiçliğe veriler; yani bir geçmiş ve uyacağı bir karakter şablonu yerleştirme işlemine geçiliyordu. Yeni kişiliğini kendi elleriyle programlamıştı. Arkadaşına düşen sadece “başla” tuşuna basmaktı. Bunun için de üç yüz altmış saat gerekliydi. Oradan çıktığında yarası …

Okumaya Devam Et

27.06.2020

Bir fakültenin bahçesinde, kuytu bir yerde saçlarını taramaktaydı. Morali o kadar bozuktu ki, normalde insan içinde yapmayacağı bir şeyi, koskoca fakültenin bahçesinde yapıyor olması dahi bunun göstergesiydi. Tarağı şimşirdendi. Hafif sivri uçları başına masaj yapıyor, onu sakinleştiriyordu. O kadar üzgündü, o kadar yılmıştı ki, bu ülkede asla barınamayacağını düşünmekteydi. Hatta bu dünyada bile yerinin olmadığına inancı tamdı. Bir kadın olarak ne yaparsa yapsın yetmiyordu. En kötüsü, kendisine olan inancı gitgide azalıyordu; çünkü öyle yetiştirilmişti. Bu dünyada altyapıdan bile fazla önemliydi özgüvenin varlığı ya da yokluğu. Elinde tarak, bambaşka bir yerde olmasının şaşkınlığı… Buraya nasıl gelmişti? Bir an önce fakülte bahçesindeyken… …

Okumaya Devam Et

02.06.2020

Fark edileceğimi tahmin bile edemezdim. Bir tek mısra dahi yazamamış biri tarafından hem de… Ben! Yılların şair hırsızı… ‘Bir zaman gezgini ve şair hırsızı,’ desem daha uygun bir tabir olabilir ama tabii bunu desem de kimse anlayamayacak ne demek istediğimi. Aslında ben şiir hırsızlığı yapmam. Tastamam dediğim gibi ben bir şair hırsızıyım. Vererek çalarım yani. Yöntemlerimi paylaşamam tabii; ama yaptığım şu: Önce ünlü olma potansiyeli yüksek bir şair bulurum. Sonra o zamana gider, tam bir kitap çıkaracağı ya da birisine bir defterini falan vereceği zaman, hemen bir şiirimi onun el yazısını da taklit ederek şiirlerinin arasına sıkıştırıveririm. Çoğunlukla hatırlamadıklarını zannederler …

Okumaya Devam Et

31.05.2020

Bir mağarada değerli olduğunu kimsenin bilmediği bir taş oluşmuştu. Yavaş yavaş… Bir bakteri türünün atıklarının birleşiminden oluşan bir taştı bu. Hava almayan bir mağara olduğundan aslında hamur gibi olan bu madde, oksijeni gördüğü an elmastan da sert bir duruma gelmekteydi. Bununla oksijen tüpü olmadan bir sürü sanat eseri yapan keşişler vardı. Din ve inançlarının temelini havasız kalarak bu hamurdan bir şeyler yapıp onu havayla kavuşturmaktı. Havasız kaldıklarında kendilerinden geçiyor ve her defasında ölüme yaklaşma tecrübesi ediniyorlardı bu insanlar. Onun için cesaret ve risk almak onlar için doğallaşıyordu. Bu malzemeye yumuşak ölüm deniyordu. O sertleşir ve ölümsüzleşirken siz ölebiliyordunuz. Artık dünyadaki …

Okumaya Devam Et