07.01.2021

Alkışı, alkışlanmayı çok seviyordu. Kulakları, alkışın şiddetine göre insanların ruh hâllerini çözmek için özellikle eğitilmişti. İnsanların önlerine alkışlamaları gereken bir sözcük atar, o muhteşem kulaklarıyla onların ruh hâllerini çözümler, söyleyeceklerini ona göre belirlerdi. Bir gün insanlar onu dinlemeye gelmedi. Artık duymak istediklerini duymak istemiyorlardı.

Okumaya Devam Et

04.12.2020

Yaşlı adamın ayakları birbirine dolanışını, tuhaf bir hınçla izliyordu. Bir bastona gerek duymayacak kadar kibirliyse o ne yapabilirdi ki? Yüksek bir kaldırıma çıkarken ona yardım etmişti; ama içindeki hınç yok olmamıştı. İyi ki hınç görülebilen bir şey değildi. Öyle olmasa iyi bir insan gibi yapabilir miydi?

Okumaya Devam Et

03.12.2020

Direğe tutunmuş, durmaksızın dönüyordu. Çocuk olsa normal sayılabilirdi; ama bu kadın ellili yaşlarını sürüyordu. Yani öyle tahmin etmiştim yüzüne baktığımda. Dikkat etmiştim de; kadın dönerken gülümsemiyordu bile. Suratındaki ifade telaşlıydı. Aniden ayağı tökezledi, direğe tutunmamış olsaydı yere düşerdi… ve durdu. “Tüh!” Sesinde öyle bir hayıflanma vardı ki, ağzımdan “ne oldu?” nidası fırlamıştı bile. Sorumu yadırgama fırsatı olmadan onun ağzından da cevap fırlamıştı bir çırpıda. “Direk durdu!”

Okumaya Devam Et

18.07.2020

Bir sıkıntısı mı vardı acaba? Devamlı yürüyordu bir ileri bir geri. Ne düşünüyordu? Sorup sormamayı çok düşündüm. Sormamaya karar versem de gözüm sürekli ona takılıyordu. Derdini sormak yerine, dükkânımın önünden çekilmesini, başka bir yere gitmesini söyledim. Ertesi sabah kalkar kalkmaz ilk aklıma gelen şey oydu; ama onu bir daha hiç görmedim. Şimdi düşünüyorum da; meselâ o Boz Atlı Hızır olsa, kesin gözünden düşmüş olacaktım. Sınavı kaybetmiştim. O delikanlı Boz Atlı Hızır olsa da olmasa da…

Okumaya Devam Et

14.07.2020

Çocukların kullandığı manyetik yazı tahtalarından birisi vardı önünde yaşlı adamın. Bir kaldırıma oturmuştu ve yazıyor, tahta dolar dolmaz da yazdıklarını siliyordu. Ben de karşısına geçmiş, yazdıklarını not alıyordum. İlk kez öylece bir yerlere bakarken gözüm ilişmişti tasına. Yazdıklarına bakmak sonra aklıma gelmişti. “Mahallenin delisi,” diye düşünmüştüm ilk başta. Sonra gözlerine baktım, muzaffer gözlerine… İşte ondan sonra aklıma geldi merak etmek. Ondan, o andan sonra da bir daha kalkamadım karşısından.

Okumaya Devam Et