27.10.2022

Kalktım. Yatağım çok yumuşaktı, birazdan ne yapacağımı düşündüğümde kalkmak çok zor geliyordu. Yine de kalkmıştım işte. “Aferin!” Sesin nereden geldiğine bakmama gerek yoktu. O daima göz hizamda olurdu. Bir şey demedim. Bana aferin demesi umurumda değildi. Kendi derdim bana yeterdi. Çırıpçıplak soyunup iç çamaşırlarımı dahi giymeden hiçbir dikişi, düğmesi, fermuarı ya da buna benzer bir aksesuarı olmayan, çok uzun bir şeritetenibaret giysimi vücuduma dolamaya başladım. Toplam yirmi bir metreydi ve onu vücuduma doladığımda kendimi bağırsakla sarılmak zorunda olan bir kangal sucuk gibi hissederdim. Yine de hareketlerim sanıldığı kadar kısıtlı olmazdı. Onu giymekte ustalaşmıştım. Şeridin rengi kırkızıydı ama biraz daha afili …

Okumaya Devam Et

03.07.2022

“Cesur bir ağacı anlamak için Yapraklarına bak,” derdi. Çok konuşurdu. Çok azını anlardım. Anlamadığımı söyleyince de; “Düşün,” derdi. Soru sorduğumda; “Biliyorsun,” der ve sorularımı cevapsız bırakırdı. Hiçbirini bilmiyordum ve söylediklerinin, anlamak için kafama bir tomar para gibi yatırdığım tüm sözlerinin hepsini unutmuştum. Bankaya yatırdığım paralar gibi görünmez olmuştu onlar da. Belki hala erişebileceğim yerdeydiler ama henüz onlara ulaşamıyordum. Kafamdaki duygusuz banka memuru; “Bu miktarı size şimdi vermek için yetkimiz yok,” diyordu. O ölmüştü. Peki ya bankadakiler? Bankamatiklere baka baka yürüyordum. Ve ağaçlara… Acaba hangisi cesurdu?

Okumaya Devam Et

27.05.2022

Telefonu çaldı. Nerede olduklarını, türlerini bilmediği bir dolu kuş sesi çıkıyordu hoparlörlerden. Kim bilir ne diyorlardı bu kuşlar, kim bilir nasıl bir ortamda, nasıl ilişkiler içerisindeydiler? Eh, onun bilmediği, onları her aranışında işitse de anlamadığı kesindi. Ortamdaki kuşların ve rüzgârın sözlerini keserek telefonu açtı. Telefondakinin söylediklerini anlayabilirdi. Telefondakinin yüksek sesi karşısında sıçradı. Eli titremişti. Telefonu uzaklaştırdı ve maalesef yine de söylenen tüm sözleri işitebildi. “Düş yakamdan!” diyordu ses. “Anlamıyor musun? Seni sevmiyorum! Hiçbir zaman da sevmedim. Senden en ufak bir şekilde hoşlanmadım bile. Bunu nereden çıkarttın hiç anlamadım ki!” Nefes almak için duraksadığında, nefeslerini hep ağızdan alırdı, boğazını temizleyerek konuşmaya …

Okumaya Devam Et

23.05.2022

İncecik bir şal gibi boyumdan omuzlarıma, oradan göğüslerime doğru örterdi bedenimi bu telkâri kolye.. Dedim ya, aslında kolyeden çok bir şal gibiydi ama kumaş değildi ve boyuna takılıyordu. Mecburen kolye denmeliydi. Bunu bana kendi elleriyle yapmıştı. O ziyaretime geldiğinde sadece üzerimde bunun olmasını isterdi. Yaklaşık üç yıldır geliyordu. Malzemelerini getirerek yanı başımda bana bakarak yapmasa, o kadar emeğin benim için sarf edildiğine inanmazdım, inanamazdım. Onun gibi birisinin hem de… Artık ziyaretime gelmemeye başladığında da sadece o telkâri eseri bırakabildiğine, ondan vazgeçebildiğine şaşmıştım.

Okumaya Devam Et

17.05.2022

Takva sahibi insanların şu hiçbir derdi yokmuşçasına, delişmen bir bir rüzgâr gibi oynayan köçeği oynarken ruhlarının tuhaf arzularla ağırlaşması ne kadar da tuhaf geliyor. Arzularda doğal olmayan hiçbir şey olmasa da onlardan nefret edişleri o kadar sıra dışı ki. Oysa oynayan köçek kendi arzularını kabullendiği için ne kadar da rahat. Hafifliği yakasından yeninden taşıp damlacıkları bir parfüm gibi üzerime siniyor. Artık ben de rahat hissediyorum. Oysa arzularımla hiçbir sorunum yok. Gerçekten… Ne olabilir ki. Benim gibi bir kadının arzularla onları gerçekleştirmeye çalışmak dışında nasıl bir sorunu olabilir? Evet, kendi arzularımla sorunum mutlaka olurdu, Onları bilebilseydim eğer…

Okumaya Devam Et

16.05.2022

Ortalama bir görünüşü olsa da etrafındaki insanları kendisine çekerdi. Kadınlar onu severdi. Bunun için görünürde hiçbir şey yapmasa da bunu arzulaması yeterdi. Kendisini insanların onu sevmesi için şekillendirirdi. bu küçük değişiklikleri, insanların ihtiyaçlarını anlayabildiği ölçüde milim milim yapardı. Kendisini onlar için değiştirdiğini hiç bilmeden… Elbette insanlar topluma uymak için değişirlerdi ama onun, belki bir sürü insanın, yaptığı kendilerine has özelliklerini, onları eşsiz yapması gereken şeyleri de sevilmek için değiştirmeye gönüllü olmaktı. Çocukken yelek giymeyi hiç sevmese de komşu kızı yeleğini sevdiği için her gün giymişti. Artık o sevmediği yelek, alameti farikası olmuştu hatta. Oysa onu sevmemesi için çok geçerli bir …

Okumaya Devam Et

11.05.2022

Kendimi modern bir ulak olarak düşünmek çok hoşuma giderdi. Öyleydim. Bir postacıydım. Bisikletimi kullanarak insanlara her gün bir sürü şey iletirdim. Bilmediğim yer yoktu. Bisikletim sağlamdı. Birçok antik ulaktan tek farkım, ilettiğim mesajların içeriklerini bilmiyor oluşumdu. Ama ya öğrenecek bir fırsatım olursa? Bir abrakadabrayla yapılacak iş değildi belki ama teknolojiyle neden olmasındı? Bu fikir zaman içinde bir tür takıntı olmaya başlamıştı. Bir lise mezunu olsam da kendi kendimi yetiştirmiş, bir şekilde mektupların geçeceği merdaneli bir kutu biçiminde bir tarayıcı yapmıştım. Tek başıma. Bu şekilde, zarflara hiçbir şey olmadan içlerindeki yazı taranıyor, telefonuma aktarılabiliyordu. Çoğunlukla dağıtmak için aldığım her mektuba bakmıyordum. …

Okumaya Devam Et

10.05.2022

Çocukken bozuk para biriktirmekle başlamıştı her şey. Demir paraların şıngırtısı o kadar hoşuma gitmişti ki, paranın miktarının önemli olduğu gerçeği çok uzun süre boyunca benim için önemsizdi. Zaten pahalı zevkleri olan bir insan değildim. Çok da kazanmazdım. Bir alışveriş merkezinde çalışıyordum. Bir sinemada bilet ya da duruma göre patlamış mısır, içecek, cips falan satan kişiydim. Daha önceki işimden çok daha iyiydi. O zaman demonte mobilya satan bir yerde çalışıyordum. Herkes devamlı şikâyet ederdi. Babam gibi… Liseden sonra okumamıştım. Bilet satmayı pek sevmezdim. Büfede daha çok para üstü veren olurdu her nedense. Ya da küçük para… O paraları bozuk para çekmecesine …

Okumaya Devam Et

08.05.2022

“İcap eden ne ise yapınız,” buyurmuştu Osman Bey. Davudi sesinde tereddüdün esamesi dahi okunmasa da içinde fırtınalar kopuyordu. Aslında o tereddüdü okuyacak belki de tek kişi şu an ölümle savaşıyordu ve muhtemelen bu savaşı birkaç saat içinde kaybedecekti. Zaten Osman Bey, o savaşa yardımcı olsunlar diye doktorlara böyle söylemişti. Ama kızının öleceği belliydi. Bunu o ve doktorlar dahil herkes biliyordu. Osman Bey doksanlarını sürüyordu. Kızı Muazzez Hanım ise altmışını geçmişti. Yine de kızından daha dinç olmak ayıpmış gibi geliyor, bundan utanıyordu. Doksan üç ya da doksan dört yaşında olmasına rağmen, o zamanlar babasının kimliğini ne zaman çıkarttığı belli değildi, yetmişlerinden …

Okumaya Devam Et