11.11.2017

Kalabalık bir caddeyle hep tenha kalan çıkmaz bir sokağın kesişiminde açardı tezgahını. Kırk yıldır haddi hesabı olmayan değişiklikler olmasına rağmen hiç değişmemişti o çıkmaz sokak. O da kırk yıldır bir gün bile orayı boş bırakmamıştı. Hiçbir zabıta da ona ilişmemişti kırk yıl boyunca. O çıkmaz sokağa hep kazara girerdi insanlar. Onu gördüklerinde yanlış yola saptıklarına şükrederlerdi. Onun sattığı şeyi hiç kimse satmazdı çünkü. Deliksiz bir boru satardı. Ahşap bir boru. Hiçbir müzik aletine benzemezdi bu boru. İki ucunda da iki ayrı metal vardı. Bir ucunda altın, diğerinde gümüş…Mutlu olduğunuzda altın uca, hüzünlendiğinizde de gümüş uca üflediğinizde size ait olan şarkıyı …

Okumaya Devam Et

09.11.2017

Kucağında bir silah tutuyordu ama kimse tuttuğu şeyin silah olduğunu anlayamazdı. Kendi imal etmişti bu silahı. Bir tür savunma silahı olmasına rağmen etkinleştirilmek zorunda kalındığında içinde bulunduğu evren için çok tehlikeli hâle geliyordu. Silahın savunma amaçlı olması emniyet kilidinin akıllı olarak tasarlanmış olduğundandı. Bir tehlikede olmadığı an hiçbir güç çalıştıramazdı onu. Yanıltmak da mümkün değildi. Her şey yanıltılırdı gerçi ama bu silahı yanıltmak için çok şey feda etmek gerekiyordu. Silah bir yaratıktı. İlk bakışta bir sincap yavrusuna benzeyen, kırılgan görünüşlü olmasına rağmen epey dayanıklı, hatta etkinleştirilmediği sürece ölümsüz bir yaratık…Yumuşak huyluydu. Evcil hayvan olarak rahatlıkla beslenebilirdi. Duyarlı, anlayışlı ve zekiydi. …

Okumaya Devam Et

08.11.2017

Göğe, daima göğe bakarken bir şeye çarpıp düşmemek bir mucize gibiydi onun için. Gözlerini çok hızlı hareket ettiriyor olmalıydı. Kendisinin dahi fark etmeyeceği kadar hızlı… Çünkü daima göğe bakardı o. Hatırladığı her şey gökte olup bitmişti. İnsanların yüzlerini bilmezdi. Bir çimenin nasıl olduğunu anımsamıyordu bile. Göğe, daima göğe bakardı çünkü. Kaplumbağanın, yılanın, kertenkelenin, solucanın… nasıl hayvanlar olduklarını merak dahi etmemişti. Yerdeki şeyler umurunda bile değildi. Bir yere çarpmamak ve düşmemek, akıcı bir şekilde yürümek dışında pek bir önemi yoktu onun nazarında yürüdüğü zeminin. Ama her kuşu bilirdi. Bir ebabil kuşunu bile kaç kere havada görmüşlüğü, takip etmişliği vardı. Ebabil kuşları …

Okumaya Devam Et

06.11.2017

Güneşin ilk ışıkları görünmeden kalkardı. Şehir merkezinin tam ortasında, en civcivli yerinde bir gökdelenin en üst katında özel, küçük bir bahçe keşfetmişti. ne gökdelende ikamet ediyordu ne de bir tanıdığı gökdelende yaşıyordu. Bir iş görüşmesinde görmüştü bahçeyi. Ne yapıp ne etmiş, bir anahtar kartını aşırıp oraya girmek için insanlara bir sürü bahane hazırlamıştı yedeğinde. Gerçi kimse sabah erkenden onun orada ne işi olduğunu merak edecek durumda olmazdı. Herkes işine yetişme telaşında oluyordu nihayetinde. Bahçenin kime ait olduğunu hâlâ bilmiyordu. Bilse ne olacaktı ki? Hâlâ işsizdi. Hiçbir saygınlığı, karizması yoktu. Bir haftaya kadar kira vermezse evsiz de kalacaktı. Zaten tek başına …

Okumaya Devam Et

04.11.2017

Saydam bir odanın en ucundaki opak bir panoyla ayrılmıştı bölmesi ve önünde devasa bir kumanda masası durmaktaydı. Hatta bu masadaki düğme ve göstergelere erişebilmek için masayı yönlendiren ayrı bir kumandası bile vardı. Bu kumanda masası, şeffaf odada yer alan envai çeşit robotu kumanda etmek için tasarlanmıştı. Bu robotlarsa, bir robotun asla yapamayacağına rahatlıkla kalıbınızı basabileceğiniz bir şeyi yapmaktaydılar. Tiyatro…En çok rağbet edilen bu tiyatroyu tasarlamış olması hayatını kurtarmıştı. Beş para etmez bir programcıyken kendisini internet ortamında eğitmiş, belli beceriler kazandıktan sonra kendisine ait bir atölye satın almış ve her zaman hayal ettiği şeyi yapmıştı. Robot tasarlamak…Sadece robot tasarlamakla kalmayacaktı o. …

Okumaya Devam Et

02.11.2017

Elinde bir yürüyüş değneği, dağın yamacından zirveye doğru ilerlemekteydi. Sırtında eski bir heybeden gayrı bir şeyi yoktu. Zirveye de bir arkadaşının bir isteğini yerine getirmek için çıkıyordu. İşaretli bir yeri kazarak bakır bir küpü çıkarmak için…Bu tür şeyler de hep bakır olurdu nedense. Küpün içinde ne olduğunu bilmiyordu. Ne yalan söylemeli, çok merak ediyordu. Arkadaşı da açmamasını falan söylememişti ama zaten açmayacağına kendince emin olduğu için gerek duymamıştı muhtemelen. İşaret de oldukça belirli bir şeydi bereket. Üç-dört metrelik granit bir sütun…Zirveye vardığında heybeden kazma-kürek çıkarıp başladı kazmaya. Kazdı, kazdı, kazdı… Bir türlü o çarpma sesini duyamamıştı. Yorulmaya başlamıştı. Hava çok …

Okumaya Devam Et

01.11.2017

Ellerinin arasında ince bir çubuk tutmaktaydı. Çubuğun ucunda da garip bir cihaz vardı. Ne olduğunu, nasıl çalıştığını bilmediği bir cihaz. Kargoyla gelmişti kendisine. Bilmediği bir kargo şirketinden, bilmediği bir bölgeden… Hizmet kusursuzdu. Paket, cihazın yapıldığı malzeme… Emin değildi; ama galiba platinden yapılmıştı gövdesi. Üç küçük yuvarlak da bir yerde rastlantıyla okuduğuna göre çok nadir bulunan siyah inciden yapılmışa benziyordu. Tıpkı okuduğu makaledeki fotoğrafa benziyordu çünkü. O kadar ince bir işçiliği vardı ki, ne işe yaradığını öğrenemese bile süs eşyası olarak koyabilirdi vitrinine. Epey de dikkat çekerdi. Bir düğme falan görünmüyordu ama belki inciye benzettiği topçukları itmeyi, çekmeyi ya da çevirmeyi …

Okumaya Devam Et