Kategoriler
edebiyat Genel

25.05.2020

Mikolog olduğunu söyleyen bir adam vardı. Mantarlar hakkında eğitim alıp bir mantar uzmanı olduğunu iddia ediyordu. Tamam da; neden buracıkta, bir pazarda tezgâh açmıştı? Bu sattığı mantar değildi ki. Merak ettiğimden sormak için yanına yaklaştım. Dediğine göre, o sadece bir mikolog değildi. Botanik ve kimya ile de uğraşıyordu. Yaptığı tozu tüm bilgi birikimi ve deneyimleriyle geliştirmişti söylediğine göre. Bu toz ilaç değildi. Onun için bir firmaya götüremez ya da bu şekilde test ettirmekle uğraşamazdı. Bunun için kimse ona şans vermezdi. Bizler, eğer istersek deneyebilirdik. Bu tozdan bir çay kaşığı alan insan, ölen insanlarla iletişim kurabilirdi. Sadece ölenlerle değil. Farklı boyutlardaki canlılarla da… Gerçi bu bizim zihin kontrolümüze, iletişime geçmek isteyip istemeyişimize bağlıydı ona göre.
Bir taburede oturmuştu. Taburenin altında da karton bir torbanın içinde küçük küçük, kâğıttan paketler vardı. Toz onların içinde olmalıydı. Bir tane almak istedim hemen. Elli lira… Normalde verilmezdi, dolandırılmakta olma ihtimalim çok çok çok yüksekti. Ne var ki, bir an dahi duraksamadan; gıcır gıcır bir ellilik çıkarıverdim cebimden. Bir paket alıp evime yollandım. Adamın söylediğine göre kahveden sonra içtiğim suya bir kaşık yani çay kaşığı tozdan koyarak içersem bu iş tamamdı. Hemen zihnimde tuhaf bir yer açılıyordu.
Kahvenin ne olduğu fark etmezdi. Önemli olan kafeindi. Ben de kafein hapıyla birlikte içmeye karar verdim. İşimi sağlama almanın ne zararı olabilirdi ki? Özellikle de onunla iletişim kurabilmek için küçücük bir ihtimal varsa…
O kim miydi? Benim karımdı. Bana anneme yardım edeceğini söyleyip; başka bir yerde trafik kazası geçiren karım. Bana yalan söyleyip söylemediğine bir türlü emin olamadığım, birlikte çok mutlu bir hayatımızın olduğunu zannetsem de; kendisinden artık emin olamadığım karım.
Belki şimdi emin olabilecek, ya da her şeyi öğrenebilecektim.
Ya da…

Kategoriler
edebiyat Genel

24.05.2020

Bir insanla başka bir insanın selamlaşma ritüelleri hakkında birçok fikrim vardı. Herkes gibi… ama o… bu tür fikirlere tamamen aykırı davranıyordu. Bir cihazı vardı. Selamlaştığı herkesin burnuna tutuyordu bu cihazı, ya da ağzına. Verdiği nefesi analiz ediyor ve ona göre davranıyordu. Tıpkı bir ayının, başka bir ayıyı gördüğünde yüzüne nefesini üflemesi, dolayısıyla etrafta ne tür yiyecekler olduğunu anlatması gibi…
Tabii bu analiz sadece yiyecekle ilgili değildi. Onun söylediğine göre, tamamen kendi geliştirdiği bir makineydi. Bu aletin daha detaylı iletişimlerde kullanılacak bir de saç analiz eden aparatı vardı. Eh, o asla işini şansa bırakmazdı.
Bir gün, aniden cihazını yanında taşımaz olmuştu. O zamana kadar çok nizami ve doğru davranan biriyken; artık rastgele yaşamayı tercih etmişti anlaşılan. Birkaç gün sonra elinde yine cihazı vardı. Belirsizliğe tahammülü yoktu. Daha az mutlu; ama daha huzurluydu.

Kategoriler
edebiyat Genel

23.05.2020

Bir sürü insanın, birkaç gün kaldıktan sonra aniden gittiği, birkaç insanın da gelip gidenlerin yemeklerini yapıp yataklarını düzelttiği, samimi bir evdi burası. İnsanlar buraya ‘pansiyon’ diyorlardı. Tuhaf kokulu kâğıt ve metal parçalarını ya da plastik kartları onlara verdikten sonra yerleşebiliyorlardı ancak. Ben öyle anlamıştım…
Ben ise hiçbir şey vermek zorunda değildim yemek ve yatmak için. Eh, ben bir köpektim çünkü. Buranın sahipleriyle bağlı olmasam da; yani onların olmasam da; buranındım işte. Gelir giderdim… Canım istediğinde masaların yanlarına gidip onlara sokulur, biraz oradan biraz buradan, bir şeyler tıkınır, onları hazmetmek için de birilerinin ayağının dibinde uzanırdım. Severdim okşanmayı. Birilerinin desem de; öyle rastgele birileri olmazdı bu insanlar. Her çağırana gitmezdim. Sadece burun zevkime uyanların yemeğini yer, beni okşamalarına izin verir, sadece onlarla ufak tefek oyunlar oynardım. Çöp falan da karıştırmama gerek olmazdı pek. Sonuçta sadece bu pansiyonda durmadığımdan, biraz da sempatik olduğumdan yemek bulmak kolay oluyordu. Oysa ben böyle yaşamaktan bıkmıştım. Kokularına göre insan beğenmekten, onların üzerimde tahakküm kurmasından, devamlı pati vermemi istemelerinden meselâ; ya da ne bileyim, ancak atılan şişeyi ya da sopayı geri getirdikten sonra yiyecek vermelerinden… Bıkmıştım işte. Ben artık bir tek insan ile bağ kurmak istiyordum. Bir kişiyle yaşamak, fazla düşünmemek, bir şekilde yerleşik bir hayata geçmek eskisi kadar saçma gelmiyordu bana.
Böyle olunca da; artık başka bir şekilde koklamaya başlamıştım insanları. Yaşamak istediğim insanı bulmak için… Bunu yaparken daha da seçici davranıyordum elbette. Pansiyonda daha fazla kalır olmuştum. Devamlı değişiyordu gelen giden. Yaşamak isteyeceğim insanı bulma olasılığım daha fazlaydı. Bir de onun beni kabul etmesi vardı tabii. Bu konuda iyimserdim. Dedim ya, ziyadesiyle sempatiktim.

Bulmuştum… Hem de tıpatıp bana benzeyen birisini. O da diğer insanlarla çok zaman harcayan, fazla insan tanımaktan ve onların nabızlarına göre şerbet vermekten kendi kişiliğini derinlere itmiş bir insandı. O da sevmişti beni hem. Sanki anlamıştı ona benzediğimi. Dahası, içten içe o da hayatını değiştirmek istemekteydi, anlamıştım bunu.

Kategoriler
edebiyat Genel

22.05.2020

Rahatın gerçekten battığı nadir insanlardandı. Kendisine işkence etmek gibi bir niyeti yoktu. Nefret de etmiyordu varlığından. Sadece rahattan rahatsızlığa geçme hâlini sevmiyordu. O alışma anı zor geliyordu ona. Bu konuda verdiği bir tek ödün vardı. Yumuşak bir battaniyesi vardı kendisine kullanmak için izin verdiği, hatta bunun için can attığı. O sokaklarda yaşayan küçük bir çocukken başka bir çocuk vermişti kendisine battaniyeyi. O zamanlar maviydi, şimdiyse rengi belli değildi. Galiba griye çalıyordu; ama kesin bir şey söylenemezdi tabii. Eskimişti ne de olsa. Çocuk, annelerinin kardeşiyle kendisine aynı renkte iki battaniye aldıklarını; fakat kardeşinin öldüğünü söylemişti. Onun için vermişti ona bu battaniyeyi. Onu verdiğinde, başka bir çocuğun o cinsiyetsiz teri kokmaktaydı; çok yıkamıştı ondan sonra doğal olarak; ama o koku hâlâ hatırındaydı.
Yetimhaneye ve birbiri ardından üç farklı eve kendisiyle giden ortak tek şey bu battaniyeydi.
Birlikte taşındıkları dördüncü ev, evlendikten sonra eşiyle yaşadığı evdi. Rahatına düşkün kocası, bu battaniyenin ısıtmadığından bahsetse de; ondan vazgeçmesi söz konusu bile olamazdı. Zaten kendisinden başka birisinin kullanması son derece rahatsız ediyordu onu. Neden ehlikeyf bir adamla evlendiğini her an merak etse de; aşk aşktı işte. Yavaş yavaş bir şeylere alışmaya başlaması da aşk sebepliydi. Gerçi kocası da sert bir yatakta uyumaya, devamlı erken kalkmalara, koşulara alışmak zorunda kalmıştı. O da; sıcak banyolara, sakinleştirici müziğe, eskiden nefret ettiği çikolataya. Üstelik kendi elleriyle harikulade çikolatalar yapacak kadar…
Yine de; aradaki şu geçişe bir türlü alışamamıştı. Sakinleştirici bir müzik sırasında çalan kornaya, banyodan sonra üşümeye, çikolatanın bitmesine…
Hayat böyle bir şey değil miydi zaten? Belki zamanla ona da alışırdı.

Kategoriler
edebiyat Genel

21.05.2020

Telefonun sesi, koskocaman evde yankılandı. Pahalı bir telefon olduğunu belli etmek ister gibi tok bir sesi vardı. Telefonun çaldığını haber vermiyor, beyan ediyordu. Gidip telefonu açtı. ‘Alo,’ bile demeden; birkaç saniye durduktan sonra, ‘tamam…’ demekle yetinip telefonu ağır hareketlerle kapattı. Salonun karşısındaki mutfağa gidip; suyun diğer çeşmelerin borularından çok daha geniş bir oluktan aktığı musluğu açtı ve özgürce akan suyu bir süre izledi. Gittiği yerde böyle özgürce akan bir suyu bulamayacaktı. Sonra musluğu kapatıp; salona, yanmakta olan şöminenin önüne yürüdü. Gittiği yerle belki de tek ortak nokta bu şömineydi. Ortak noktaya en yakın şey… Yani, gittiği yerdeki taştan ocağın, tencerelerin, maşaların her tarafı kapkara olurdu; ama en azından ateş aynı devinimlerle yanardı orada da.
Yatak odasına gitti ardından. Yatağının altındaki bez hurcun içindeki, oradaki tek eski kıyafetleri çıkarttı. Naftalin kokuyordu kıyafetler. Güzel kıyafetlerini dolaba yerleştirip eskileri giydi. Bir çanta bile almadan; çıktı, kapıyı kilitledi, anahtarı paspasın altına koyup arkasına bile bakmadan oradan ayrıldı.