22.02.2024

Aradan ne kadar zaman geçmişti hatırlayamıyorum. Zamanla aram hiçbir zaman iyi olmamıştır. İnsanlar tarafından icat edilmiş bir şeyi neden umursayayım ki? Mecbur olmak başka tabii. Bir doktor randevusunu umursamama lüksüne sahip değilim. Yakın zamanları önemseme mecburiyetimin farkında olsam da hatırlalar tamamen benim kontrolümde. Kapımı çaldığı zaman pek umurumda olmasa da kapıyı açtığımda yüzünün hâlini iyi hatırlıyorum. Giydiği kıyafetleri… Hem de ayakkabılarına kadar… Yüzünü ifadesiz kılmaya çalışmasına rağmen utanç dudaklarının kenarından ve gözlerinden damlıyordu. Temiz, gri bir pantolon giyiyordu. Ceplerinde altıgen bir çerçeve içinde bir ağaç işlenmişti. Kazağı da griydi. Üzerinde çam ağaçları vardı. Galiba beş tane. Hepsi de aynıydı, kalıp …

Okumaya Devam Et

21.02.2024

Kapalı yer korkusu o kadar da rastlanmadık bir şey olmasa gerek. Her insan, belki de her bilinçli yaratık en az bir kez yaşamış olabilir, buna hiç şaşırmam. Ben en az yüzlerce defa yaşamışımdır. Hem de bu deneyimlerimden çoğu etrafı duvarlarla çevrelenmiş bir yerde yaşanmadı. Uçsuz bucaksız, sadece yerçekimiyle ve insanların belirlediği sınırlarla boğulmuş bir arazide de yaşandı mesela. Aslında yerçekimine haksızlık etmek nankörlük olur çünkü o bu arazinin varlığı için olmazsa olmaz bir unsurdu. O arazide bu deneyimi yaşamama sebep olan şey, tam olarak kapalı yerler ya da belirlenmiş sınırlar değildi. Ne de yerçekimiydi tabii. Yalnızca bir insanın varlığıydı. Sıkıcı, …

Okumaya Devam Et

13.02.2024

“Asıl dünyayı kirleten ne biliyor musun?” Bunu soran… Bunu soran… son birkaç yıldır bir an dahi ayık göremediğim kardeşimdi. Ondan utanıyordum ve bunu belki de ancak şimdi itiraf edebiliyorum. Şimdi, yani o öldükten birkaç gün sonra. Bu soruyu sorduktan sonra karşılık vermemi beklemeden söyleyeceğini söylemişti rahmetli kardeşim. Varlığımın farkında olup olmadığına emin olamayacağım kadar kendisinde değildi. Belki de kendisindeydi, emin olamıyordum ki… “Kendilerini sevmeyen insanlar. Hayır hayır… Kendilerini sevmeyen bilinçli canlılar desem daha doğru olur. Ve ben de onlardan biriyim.” Susmuş, sonra da; “Ölmem gerek!” demişti inleyerek. Birkaç gün sonra da sessiz sedasız ölüvermişti. Ya ben?

Okumaya Devam Et

26.01.2024

Henüz paslanmamış, teneke bir sandığın içinde duruyordu deniz kabukları. Bir sürü, bir sürüydü. İçlerinde güzel de vardı gösterişsiz de. Onları bir araya getiren özel bir arayışta değildi anlaşılan. Ama içlerinde bir tane vardı ki, o kendisinin farkındaydı. Yanlış anlamayın, o da bilmiyordu güzel ya da gösterişsiz olduğunu, ayırt edemiyordu o da bizler gibi. Yine de vücudunun sınırlarının farkındaydı, yanındakileri de fark edebiliyor, onları, içindeki boşluk sayesinde işitebiliyordu. Onları toplayıp oraya koyan onun kim olduğunu bilmiyordu. Oysa keşke bilseydi. Belki o sandığa sürüyle deniz kabuğu koymasının sebebini de öğrenirdi.

Okumaya Devam Et

05.01.2024

Zor geçecek bir güne hazırlanmak belki de o günden çok daha sancılıdır. Evet evet, öyledir. Ertesi gün erkenden kalkılacak, güne hazır olunacaktır. Oysa bir gün önce, tüm korku ve kuruntular art arda dizilmiş ve hiçbir notası önceden kararlaştırılmamış, karmaşık bir müzik eşliğinde defileye çıkmışlardır. Yalnızca bir kişi için… Tanıdık bir insanı tanınmaz hâle sokan büyüleyici kıyafetler, gösteriyi seyredeni fazlasıyla etkiler. Gözlerini her birine ayrı ayrı dikip teker teker hepsini ciddiye alır. Oysa hepsi aynı kişidir. Ciddiye aldığı şeyler kişiler değil kıyafetlerdir. Seyrettiği onlarca kişi kendisi, ciddiye aldığı yüzlerce şey de kendi yarattığı kıyafetlerdir. Oysa ertesi gün yaşayacağı şeylerde kendisi çok …

Okumaya Devam Et

30.11.2023

Kendi tasarımı olan bisikletinin direksiyonuna hafifçe abanarak her gün hızla geçerdi o yoldan. Kısa boylu ve tıknazdı. Yaz kış sağlam bir hasır şapka takardı. Ağzında eğreti duran sönmüş bir pipo bulundururdu. Bazen dişlerinin arasında bilinçsizce çekiştirirdi piposunu,bazen de sağ ya da sol yanağına sıkıştırırdı onu. Her zaman kot pantolon ve kalın bir kazak giyerdi. Kazağı genelde siyah olurdu. Kot pantolonu da buz mavisi. Tertemiz giyinirdi. Yuvarlak bir yüzü vardı adamın. Yeşil gözleri… Bembeyazdı saçları. Genelde aynı saatlerde görünürdü. Her sabah, saat tam 06.30’da orda olurdu. Bilirdim bunu ve gözlerdim yolunu. Bir acayiplik vardı onda. Dalgın ama yine de her an …

Okumaya Devam Et

29.11.2023

Küçük Prens’in tilkisini bilir misiniz? Ben kendisiyle çok küçükken; bir kasette tanışmıştım. Küçük Prens’e evcilleştirilmekten bahsediyor, her gün aynı saatte yanına gitmesini salık veriyordu. Ona alışması için. Onun tarafından evcilleştirilmek için… Daha o zamanlar tüylerim ürpermişti. Çocukken dahi korkmuştum evcilleştirilmekten. Zihnimde öyle yer etmiş ki, büyük bir farkındalık oluştu zihnimde sevgiyle ilgili. Daha doğrusu çoğu insanın sevgi zannettiği, oysa karşısındakini evcilleştirmeye çalışmaktan ibaret olan o şablonu görmeye başladım. Bir hayvanı neden evcilleştirirsiniz? Kendi ihtiyaçlarınızı karşılamak için. Bir insanı sevdiğinizde ne olur? Onun ihtiyaçlarını önemsersiniz. Aslında bu kadar basittir bu ayrım. Yazıyı uzatmak, örnekler vermek çok mümkün; ama bu yazıyı işlevsel …

Okumaya Devam Et

28.11.2023

Yalnız hisseden insanlar için yapıldım. Bedenimi oluşturan her bir parça, onları daha az yalnız hissettirmek, yalnızlıklarını her temasla azaltmak, bir süreliğine unutturmak niyetiyle yapıldı. Kendisi de yalnız hisseden, becerikli biri tarafından… Sağlamdım. Yıllardır yağmur altında kalsam da üzerimdeki boya bile kalkmamıştı, yeni boyanmış gibiydim, kirlenmez ya da paslanmazdım. İnsanların yalnızlıklarıyla arkadaştım, kalabalıktım. Ya da bazı hayvanların… Yuvasından düşen bir kuş ayaklarımın dibine kadar sürüklenebilmişti bir gün. Orada huzurla ölebilmeyi ummuş, yaşlı bir kadın tarafından kurtarılmıştı. Birkaç milyon anlığına, hem kadın hem de kuş kurtulmuştu böylece. Terk edilmiş, tek başına nasıl yaşayacağını bilmeyen bir sürü köpek gelmişti bana. Bir süreliğine onların …

Okumaya Devam Et

28.11.2023

Burası bir sahil kasabası. Sahil kasabaları nasıl olur? Özellikle balıkçılıktan başka geçim kaynağı yoksa… Yoksul olur tabii. Güneşten kapkara olmuştur bura insanının teni. Tuz kurutmuştur… Tepeme binen güneşe bazen yumruk sallamak gelse de denizin kokusu mutlu bir adam olmam için yetip artar. Yorgun ama mutlu… Bir de ağlarımda balık olursa… *** Sepetimi alıp balık satmaya gittiğim bir gündü. Yani her zamanki gibi bir gün. Balık satmak için kilometrelerce yürürdüm. Ayaklarım su toplardı. Kollarımda sepeti saatlerce taşıyacak gücü bulmak mucizevi bir şey olurdu. Dinlenmek, işkenceyi uzatmaktan başka bir işe yaramayacağından, bir balıkçının o sabır dolu yoğun bekleyişini takınmasam, bu sıcağa ve …

Okumaya Devam Et