19.06.2025

Yapacak bir işi yoktu. Çok sıkılıyordu. Onun için de her defasında birisini mercek altına alıyor, onu iyice inceliyor, çoğu zaman canından bezdirene kadar uğraşıyordu onunla. Sonra bir başkasına geçiyordu. Bu kez hedefi yan dükkanı bir parfümeri olarak kiralayan kadındı. Kendi hâlinde bir kadıncağızdı. Doldurma parfüm satar, kimseye bulaşmaz, etrafındaki muhabbete karışmazdı. Ama Sülük Salo’nun radarına takılmıştı bir kere. Kanı damak tadına uygun bulmadığı için kan emmezdi Salo. Ama tıpkı bir sülük gibi insanın canını emmeyi iyi bilirdi vesselam, çok iyi bilirdi. Bu kadıncağızın da canını emmeye başladı. Önce bir yer buldu, zayıf bir nokta. Kadın köpekleri sevmiyordu. Özellikle şu küçük, …

Okumaya Devam Et

17.06.2025

Yirmilerini sürüyordu. O motosikletle kim bilir neler yapmış, ruhunu hangi deliklere bulaştırmıştı… İlk leşinden geriye kalmıştı bu motor. Onun ilk büyük ganimeti… Ortalama bir adamın iyi sınıf motoruydu. Adam öldükten sonra motor da zombileşmeye başlamıştı. Delikanlının ilk işi egzoz borusunu değiştirmek olmuştu. Daha doğrusu modifiye etmek… Çetenin mahir egzozcusu Ekrem abisine motoru götürmüştü. Motoru yaparken o göstermişti delikanlıya: “Bak Kadir, bu senin ilk kanın. İstersen kaynar su dökeyim de şan olsun.” Motorun selesindeki büyük lekeye törenle bastılar kaynar suyu. Sonra birkaç dakikada borusu da değişiverdi. Artık o geçtiğinde sesi her yerde duyulur olmuştu. O akşam bir bakirenin kanı da selede …

Okumaya Devam Et

12.06.2025

Peduka ülkesinde ayakkabı yapan biri olmak hiç de küçümsenen bir şey değildi. Bu mesleği yapanların yükleri sahip oldukları itibarı hak edecek kadar ağırdı. Pedukalılar ayakkabıları dünyanın diğer ülkelerinde yaşayan insanlardan çok daha fazla önemserlerdi. Birisinin sınıfı giydiği ayakkabının çıkardığı sesten anlaşılırdı. Genelde benzer giysileri giyiyorlardı. Çünkü öğretileri sade giyinmeyi gerektiriyordu. Öğretilerinin bir açıklarını bulmakta gecikmeyen Peduka halkı, her ne kadar öğretiye riayet edip sade giyinse de ayakkabılarını bir kast aracı olarak kullanmakta da gecikmedi. Sade giyme kuralı ayakkabılar için de geçerli olduğundan, ayakkabıların görünümüne değil çıkardığı sese göre belirlediler kast sistemini. Sıradan halk ses çıkarmayan lastik ayakkabılar giyiyordu. Polis ve …

Okumaya Devam Et

04.01.2025

“Ablam sigara iççen mi?” Sigara içmem, sevmem de. Adamın elindeki de eskinin uzun Samsun’u ayarında olan Samsun 216. Hem kokusu ağır hem de ciğerlere olan yükü. Taksideyim. Apar topar bindiğimden şoförün yanına oturuverdim. Evet, sigara içmiyorum ama… Kendimi şoförün dost elindeki paketten bir tane çekerken buluveriyorum. Usta bir yankesici gibi, neredeyse pakete ve diğer sigaralara hiç sürtmeden çekiyorum hem de. Dolu bir paket bu, içinden sadece bir tane alınmış. O da şoförün ağzında. Benimkini sayarsan iki. Neden alıyorum o sigarayı? Şoför yanan çakmağı sigaranın diğer ucuna uzatıyor. Bir hamlede uzun bir nefes çekiyorum, öksürmüyorum. O sigarayı neden aldım? Sigarayı çektiğimde …

Okumaya Devam Et

24.11.2023

“Ne istediğini, istediğin şeye ne kadar ihtiyaç duyduğunu hiçbir koşulda belli etmeyeceksin!” Nefret ediyordum! Bu kuraldan nefret ediyordum! Her şeye rağmen yaşamak için uygulamam gerekiyordu onu. Blöf yapamıyordum. Böyle olunca da açlıktan nefesimin kokmadığı bir tek gün olmuyordu. İstediğim hiçbir şeye ulaşamıyordum! Bana göre değildi çok istediğim bir şeyi istemiyormuşum gibi yapmak. İhtiyacım olan bir şeye yokmuş gibi yapacak kadar rol yapma kabiliyetim de yoktu. Yani ne yaparsam yapayım bu kuralı uygulamak konusunda umutsuz vaka olacaktım ömrüm boyunca. O gün, sokakta amaçsız bir şekilde sürtüyorken karşılaştım onunla. Bir baykuştu… Her şeye rağmen, yani baykuş gibi görünse de; görünüşünde, tepeden tırnağa …

Okumaya Devam Et

21.11.2023

“Buna hazır olduğunu düşünüyor musun? Nasıl hazır olabilirsin anlamıyorum. Böyle bir şeyi kabul edecek kadar aptal olabilir misin gerçekten!” “Aptal değilim ben.” “Doğru ya, sen idealistsin! Asıl aptal olan benim değil mi? Seni ve ideallerini anlamıyorum. Artık geberip hazmedildiğinde o cahilin bokları arasından bulurum parçalarını! O köylünün bokunu gömerim mezara! Ziyaret ettiğimde de cesedin yerine bir avuç boku ziyaret eder, ona okurum dualarımı!” “Sen ne diyorsun be! Alay mı ediyorsun benimle?” “Evet… Seninle, saçma sapan ideallerinle… Kargaları bırak, solucanlar bile güler be size! Solucanlar bile…” “Keşke seninle evlenmeseydim.” “Keşke!” “Bir de semirttin kendini, seni afiyetle yesin diye. Ya, ben seni …

Okumaya Devam Et

19.11.2023

Bir bilgisayar oyununda tanrı olabilmek onun için hak edilmiş bir zaferdi. İcat edilmiş tanrıların kaçı gerçekten yaratabiliyordu? Yunan mitolojisinde yaşayan tanrılar dünyayı yaratan titanların oğullarıydı söz gelimi. O da yazılımcıların yarattığı bu dünyanın tanrısıydı sadece. Evreni tasarlamak için izni ve kaprislerini uygulayacak gücü vardı. Tek farkla, o tanrıların yaptığı gibi, titan babalarını öldürmek yerine yetkilerini, parayla ve bilgiyle satın almıştı. Bir evreni vardı şimdi, istediğince yönetebileceği. *** “Hadi baba, sinemaya gidelim.” “Bu adam kötü mü baba? Hangisi iyi?” “Şu. Adamları biçen iyi. Beyaz zırh giyiyor ya.” “Ama o adam öldürüyor, şu da ölmek üzere, yazık!” “O kötü, bak miğferi bile …

Okumaya Devam Et

17.11.2023

Zihnimdeki ilk bilinç kıvılcımı acıyla çaktı. Keşke öylece sönüverseydi. Ama acı ateşi harlatmıştı. Tıpkı yanmaya devam eden bir maytap gibi kıvılcımlar ardı arkasına çakmaya devam etti. Ses güzel değildi, bir maytabın yanması gibi heyecan vermiyordu. Bilakis, korkutuyordu beni. Daha fazla acı çekeceğim anlamına geliyordu çakan her kıvılcım. Bir maytap yanarak biterdi, şanslıydı. Oysa benim bilincimde çakan her kıvılcım onu canlandırıyor, daha fazla acı vadetmekten başka hiçbir anlama gelmiyordu. Çekmeden ölüp kurtulduğumu zannettiğim tüm acıları faiziyle çekiyordum şimdi. Çakan her kıvılcımla hatırlıyordum her şeyi. Isırılarak kopartılmış parmaklarımın acısı, binlerce ayağın altında ezilmiş yüzümün kırıntılaşmış kemiklerinin etimi parçalayıp birbirinden ayrılmayan bir tür …

Okumaya Devam Et

14.11.2023

Kim derdi ki yaptığımız bu hareketin hayatımızı kurtaracağını? Hem de sadece bizim değil, dünyamızdaki tüm insanların kurtulacağını? Beni gün henüz ışımaya başlamışken dürterek uyandırmış, yüzüme bakmıştı. Bu gözleri, bu minnettar ifadeyi hatırlıyordum. O, kurtardığım ilk mahkûmdu. Taksi şoförü bir kadın. Müşterisini öldürdüğü söyleniyordu. Deliller ikinci dereceydi ama yargıç, idam cezası vermişti ona. Yargıcın kadınlardan nefret eden bir adam olması tesadüf müydü? Bir de kadın bir taksi şoförünün varlığını mahkemede ayan beyan sorgulaması. *** Hiçbir şeyi tam olarak bilemediğimizi söylerken ne kadar da mütevazı görünürüz değil mi? Oysa bunu söyledikten belki on beş dakika sonra, yargıç kürsüsünde mesela birisinin kalemini kı- …

Okumaya Devam Et

12.11.2023

Onlar… Yıldızlara ve aya bakıp dönerek etraflarında ve çevresinde dönerek birbirlerinin, Uluyup ya da haykırıp yıldızlara ve aya ve dönerek onlar gibi boyuna, Nar rengi kanın akmadığı bir oyun oynuyorlardı. *** Cırcır böceklerinin öttüğü bir yaz gecesiydi. Deringece dört ayağı ve gövdesiyle koşuyor, koşuyordu. Peşinde koştuğu bir canlı vardı ama onu yemek niyetiyle koşmuyordu. Tek istediği önüne çıkmaktı. Ondan sonrasına onu yakaladıktan sonra karar verebilirdi… Belki de üzerine çıkar ve biraz tepinirdi. Ya da pençelerinden biriyle tembel tembel tutar ve utkuyla uluyup onu kızdırırdı. Önemli olan o değildi şimdilik. Tek düşündüğü onu tutmaktı. Ve uzun bir sıçrayış… Ve evet! Yakalamıştı …

Okumaya Devam Et