18.04.2024

Yazıyorum… Yazıyorum… Ellerim ağrıyor! Ellerim ağrıyor ve parmağımdaki eklemler çatırdıyor! Belim doğrulamıyor artık! Midem bulanıyor mürekkep kokusundan. Ekrandaki mürekkebin kokusunu hayal ediyorum ve midem bulanıyor. Ekranda mürekkep olmadığını bilsem de hayal ediyorum işte. İğrenç bir koku geliyor burun deliklerime ve midem bulanıyor. Bu gereksiz bulantı kuvvetsizliğimden kuvvet götürüyor; ama ben ara vermeksizin yazıyorum. Ne yazdığımın önemi yok. Ateş çukurundaki ateşi söndürmenin günah olduğunu bilen/belirleyen ilkel toplumlar gibi düşünüyorum ben de. Yazmayı bırakmak günah! Bırakırsam ölürüm! Ruhum azap çeker! Bedenim ve zihnim çekeceğim azabı düşündükçe titriyor ve ben titreyerek de olsa yazıyorum… Klavyenin sesi bir ilahiymişçesine kulaklarımda. Afrika tamtamlarıymışçasına, kilise çanlarıymışçasına… …

Okumaya Devam Et

31.03.2024

Hafifçe kıpırdandım. Şıngırdadım. Hakkını vermek gerekir, zincir şıngırtısı kulağa epey güzel gelir. Tam otuz beş yıldır devamlı, her kıpırdanışımda işitsem bile. Doğduktan sadece bir gün sonra belirmiş bu zincirler vücudumda. Kulaklarımda bile var. Saç tellerimde bile… Tam boğazımda, ses tellerimin olduğu yerde ucu var, bir yerden sonra görünmezleşen… Ya da kaybolup giden… Ne olduğunu bilmiyorum. Kimse bilmiyor. Ben büyüdükçe ya da ne bileyim, kilo falan aldıkça bana uyum sağlıyor bu zincirler. Ve her hareketimde şıngırdıyorlar… İnsanlar benim tuhaf, çok tuhaf biri olduğumu, bu zincirlerin kendi belirlediğim bir tür aksesuar olduklarını zannediyorlar. Anlattığımda inanmıyorlar. Nasıl inansınlar? Yakınımda olup her şeye tanık …

Okumaya Devam Et

20.03.2024

Bir zamanlar onu çok seviyordum. Yaptığı her harekete bir anlam yüklüyor, onun ruh eşim olduğunu zannedecek basamakları oluşturan merdivene ekliyor, o merdiveni kendi ellerimle inşa ediyordum. Merdiven büyüdükçe yanılgı kulem de büyüyor, diğer kulelerin ya da yüksek binaların aksine o merdiveninden sonra büyüyordu. Sonra… Merdivenin bir basamağı küçüldü. Önce… Önce bu oldu. Sonra diğer basamağı daha da küçüldü. Ta ki düşene kadar. Ben düştüm… Merdiven düştü… Kule düştü ve yok oldu. Merdiveninden önce… Sonra o uzun bir süre boyunca öyle, bir başına, ne yapacağını bilmeyen şaşkaloz bir ergen misali durdu. Yaklaşmak, hamle etmek isteyebileceği hiçbir şey yoktu çünkü. Ve çok …

Okumaya Devam Et

07.03.2024

“Birinci bölüm”> “ikinci Bölüm”> “Üçüncü Bölüm”> “Dördüncü Bölüm”> “Beşinci Bölüm”> … Ne oluyor bana! Bir an kendimi küçük bir kuş gibi hissediyorum. Buradaki, geçmişimdeki tüm adamlara bakıyorum sanki. Kuş bakışı… Ne oluyor bana böyle? İçtiğim şampanyalar bunu yapmış olamaz. Sanki ne yapacağını gerçekten bilmeyen, tuhaf bir tanrının ellerinden çıkmışım. Sanki bir şey olacakmışım da olamamışım. Benden, olduğum bu insandan, etkilemeye çalışacağım bu insanlardan, tüm bu dünyadan vazgeçilmiş sanki. Madem öyle olmuş, ben de öyle yapıyor, tüm bu insanları etkilemekten, en azından şimdilik, vazgeçiyor, her şeyi yarıda bırakıp gidiyorum.

Okumaya Devam Et

06.03.2024

O adamla yalnızca bir defa karşılaşmıştık ve bunun bir kez daha olacağına dair hiçbir umudum yoktu. Aradan beş yıl geçmişti ama o arada sırada rüyalarıma giriyordu. Biliyorum, eşyanın tabiatına aykırı. İnsan böyle şeyleri uzun süre hatırlamaz. Hem de küçük bir an boyunca tesadüf etmek dışında veri yoksa… Ama ben bu saçma kısalıktaki anı hatırlamak bir yana özlüyor, o hiç tanımadığım adamla tekrar karşılaşmak için birçok şeyi feda edebileceğimi hissediyordum. Şu hayatımda bundan başka tuhaf şey yapmışlığım yoktu biliyor musunuz? Son derece normal bir insandım. Sıradan… Sevgililerim de olmuştu bu arada. Dört tane… Üstelik içlerinden birisiyle bir buçuk yıllık bir ilişkim …

Okumaya Devam Et

29.02.2024

Bildiği yerlerde bilmediği, bulmak isteyebileceği bir şey arayan tek kişi o değildi, olmayacaktı da. Yine de kapıyı sessizce açtı… Oysa meşum bir gıcırtı, verdiği bu karar için son derece uygun bir fon olurdu. Gerçi evdekilerin uyanmaması için kapının sessiz açılması iyi bir şeydi. Yanına fazladan hiçbir şey almadan çıkmıştı evden. Nasıl olsa çantasında ihtiyaç duyabileceği her şey vardı. Nereye gideceği belli değildi ama o bilmediği bir yerlere gitmek istiyordu. Giderken de yolda tüm alışkanlıklarından teker teker sıyrılacaktı. Yavaş yavaş yapacaktı, alıştıra alıştıra. Çünkü kendisi de; tüm alışkanlıkları ve kişiliğiyle, kendisi için tanıdık ve bildik bir şeydi. Önce aramaya devam etme …

Okumaya Devam Et

23.02.2024

“Bazen kimsesiz olmak kendini daha çabuk bulmaktır değil mi?” “Ne diyorsun sen be?” “Yok bir şey.” Bunu söyleyen duvarda yanı başımda oturmuş, süslü bir kadındı. Yani kadın öyle süslenip püslenmemişti de elbisesi güzeldi işte. Parfümü de on numaraydı. Boyanmıştı da ama çok değil. Biraz ruj sürmüştü. Ha tırnakları da parlak ve pembeydi. Parfümü benim kokum yanında fazla güzel, saçları yağlı saçlarımın yanında fazla temiz ve parlaktı. Hiçbir sığınma evinde yer bulamayan, kafamı kullanmaya çalışsam da bazen böyle, olduğum gibi, evsiz bir kadın gibi görünmek durumunda kalan bir kadına mı söylüyordu bunu? Kaç defa bedava sikildiğimi bilmiyordum. Hatırlamak istemiyordum yani, kim …

Okumaya Devam Et

22.02.2024

Aradan ne kadar zaman geçmişti hatırlayamıyorum. Zamanla aram hiçbir zaman iyi olmamıştır. İnsanlar tarafından icat edilmiş bir şeyi neden umursayayım ki? Mecbur olmak başka tabii. Bir doktor randevusunu umursamama lüksüne sahip değilim. Yakın zamanları önemseme mecburiyetimin farkında olsam da hatırlalar tamamen benim kontrolümde. Kapımı çaldığı zaman pek umurumda olmasa da kapıyı açtığımda yüzünün hâlini iyi hatırlıyorum. Giydiği kıyafetleri… Hem de ayakkabılarına kadar… Yüzünü ifadesiz kılmaya çalışmasına rağmen utanç dudaklarının kenarından ve gözlerinden damlıyordu. Temiz, gri bir pantolon giyiyordu. Ceplerinde altıgen bir çerçeve içinde bir ağaç işlenmişti. Kazağı da griydi. Üzerinde çam ağaçları vardı. Galiba beş tane. Hepsi de aynıydı, kalıp …

Okumaya Devam Et

21.02.2024

Kapalı yer korkusu o kadar da rastlanmadık bir şey olmasa gerek. Her insan, belki de her bilinçli yaratık en az bir kez yaşamış olabilir, buna hiç şaşırmam. Ben en az yüzlerce defa yaşamışımdır. Hem de bu deneyimlerimden çoğu etrafı duvarlarla çevrelenmiş bir yerde yaşanmadı. Uçsuz bucaksız, sadece yerçekimiyle ve insanların belirlediği sınırlarla boğulmuş bir arazide de yaşandı mesela. Aslında yerçekimine haksızlık etmek nankörlük olur çünkü o bu arazinin varlığı için olmazsa olmaz bir unsurdu. O arazide bu deneyimi yaşamama sebep olan şey, tam olarak kapalı yerler ya da belirlenmiş sınırlar değildi. Ne de yerçekimiydi tabii. Yalnızca bir insanın varlığıydı. Sıkıcı, …

Okumaya Devam Et

13.02.2024

“Asıl dünyayı kirleten ne biliyor musun?” Bunu soran… Bunu soran… son birkaç yıldır bir an dahi ayık göremediğim kardeşimdi. Ondan utanıyordum ve bunu belki de ancak şimdi itiraf edebiliyorum. Şimdi, yani o öldükten birkaç gün sonra. Bu soruyu sorduktan sonra karşılık vermemi beklemeden söyleyeceğini söylemişti rahmetli kardeşim. Varlığımın farkında olup olmadığına emin olamayacağım kadar kendisinde değildi. Belki de kendisindeydi, emin olamıyordum ki… “Kendilerini sevmeyen insanlar. Hayır hayır… Kendilerini sevmeyen bilinçli canlılar desem daha doğru olur. Ve ben de onlardan biriyim.” Susmuş, sonra da; “Ölmem gerek!” demişti inleyerek. Birkaç gün sonra da sessiz sedasız ölüvermişti. Ya ben?

Okumaya Devam Et