Elinde incecik bir dal. Sanki görünmez, uzak ama yakın bir ağacın bir dalının ucundaki en taze sürgün. Oysa ağaç yok, ağaç görünmüyor. Dal, mis gibi yeşil kokuyor. En ucunda, minicik iki yaprak filiz vermiş. Bu dal bu canı nereden buluyor? En ufak bir fikri olmasa da parmakları arasında ancak kendisini gösterebilecek kadar küçük olan bu dala güveniyor. Onunla uçuyor. Onu iki elinin baş ve işaret parmaklarına almış, sol eli üstte, sağ elinden en fazla iki santim üsttedir herhâlde. Dal o kadar küçük ki… Hava incecik ama yoğun. Dala destek verip ağırlığını taşıyacak kadar. Güneş üzerine sarı ve kenarları yapay kürklü, …
Etiket: #deniz
21.04.2025
Denize adım attığımda ayaklarımda hiçbir şey yoktu. Küçük kaya parçalarından kopmuş, epey büyük çakıl taşı parçaları diyebileceğim taşlar tabanlarımı ağrıtıyorlardı. Acıtmıyorlardı, acı kadar acil bir şey değildi bu, ağrıydı. Hani kas ve kemikleri rahatsız etmekle yetinip kan çıkartmayan ve yanık olmayan türden… Burnumdan derin bir nefes aldım. Deniz tüm ciddiyetini takınmıştı yine. Bunu kokusundan anlıyordum, nasıl olduğunu sormayın. Hoş deniz çoğu zaman ciddiydi. Bazen, çok nadiren muzipliğini takındığı oluyordu gerçi. Mayomun üzerindeki giysilerimi sıyırıp denize adım atmadan birkaç dakika önce bir barın yanından geçerken ona rastlamıştım. Tek başına içiyordu. Votka, sek votka… İçkiye epey dayanıklı olsa da burası Rusya değildi, …
01.01.2021
Kalabalığı sevmiyorum. Bağırtıları, yapmacık neşeyi… Aslında sevmemek değil bu, buna üzülüyorum anlıyor musun? Her mutluluk çığlığı, bana yardım haykırışı gibi geliyor. Özellikle burada. Bir kumsalda çalışıyorum yazları. Mısır satıyorum da… Ne yaparsın… İşte orada herkes birbirine su atıyor, bağırıyor, çocuklar yetişkinlerle aynı seviyede hissediyorlar kendilerini bir nebze de olsa. Erkekler kadınlarını bağırtmaktan haz duyuyorlar adeta. Bir de benimle iki mısır için pazarlık yapmaktan… Neyse işte… Ben kalabalığı sevmem. Onlar gittikten sonra akşam girerim denizin koynuna. Elimdeki mısır kokusuyla deniz kokusunu kaynaştırmaya. Denizle dertleşiriz. Soğuk olur o ama ben anlarım. Yorgundur aslında. Bense ona kollarım ve ayaklarımla masaj yaparım. Derdini, dalgalarının …
20.06.2020
‘Denizden yeni mi çıkmıştı, neydi;’ diye başlar hani o şiir. Onu gördüğümde, yanımdan geçerken havasını kokladığımda hep o şiir gelir aklıma. Deniz gibi kokar. Oysa adı Toprak. Ne kadar ironik değil mi? Şiirin aksine o bir kız değil, iri yarı bir adam. Elleri de şiirdeki gibidir. Balık kılçıklarını anımsatır insana. Bunun nedenini sormaya cesaret edemedim hiç. Bir sürü işte çalıştığını biliyorum ama. Çocukken bir trende çalışırmış önceleri. Sonra büyüyüp makinist olmuş. Tren ona dar gelmiş, gitmiş bir lüna parka makine sorumlusu olarak iş bulmuş. Ondan sonra bir sürü iş yapmış. En son da… Şimdi emekli işte. Kahvede oturuyoruz birlikte bazen. …
12.05.2020
Bir deniz kızı oluşu dışında normal bir insandı Ritra. Evet, adı Ritra’ydı. Bildik isimlerden biri yazılıydı kimliğinde gerçi. Yine de o Ritra ismini kullanmayı tercih ediyordu. Bir anlamı yoktu. Google’a bakmak aklına geldiğinde, bir kargo şirketinin adı olduğunu görmesine rağmen fazla kurcalamamıştı. Balık kuyruğuna benzeyen bir kuyruğu olmamasına rağmen bir deniz kızı olduğunu bilirdi. Derisinin ışıltısı, yüzerken rahatlığı, suya olan reddedilemez ihtiyacı… Deniz dışında tek zaafı vardı. Ülkesini daha iyi bir ülke yapma arzusu… Bunun için denize kıyısı olmayan başkente gitmek zorunda kaldığı bir an gelmişti bugün. Öykü, bavullarını topladığı an başlamıştı. Tüm hikâyeler bir yolculukla başlardı ne de olsa. …