08.05.2025

Dümdüz, uçsuz bucaksız bir yerde dosdoğru gidemezsiniz çünkü önünüzde görecek bir hedef yoktur. Ama o gidiyordu. Gitmişti… Önünde görebildiği ya da işitebildiği bir hedef olmasa da. Hem de daha küçücük bir çocukken… Daha gidemeyeceğini bile bilmezken gidebilmişti. Yamru yumru bir ağaçtı. O devamlı gittiği, birçok şeyi bildiğini düşünen herhangi bir insanın hedef diyeceği şey, yaşlı, yamru yumru bir zeytin ağacıydı. Erkek olduğu için meyvesi olmayan, sadece etrafa göze zor görünür polenler saçan bir ağaç… Gözleri hiç görmese de o ağaca daima giderdi. Bir ileri bir geri yürür, manyetik bir çekimin yönlendirmesiyle o ağacı bulurdu. Kabuğuna dokunur, çizgilerini izlerdi parmaklarıyla. Ve …

Okumaya Devam Et

02.11.2018

Sokakları yamru yumruydu bu şehrin. Kuşlarının tüylerinin uçları kırılmıştı bakımsız kadın saçı gibi. Teker teker her biri… Bu şehrin insanlarının konuştuğu dil de yamru yumru, eğri büğrüydü. Düşünceleri de… Sadece gökteki yıldızlarının ışıkları dümdüz kesiyordu her şeyi. Güneşin ışıkları da… Ne var ki, sokak lambaları her şeyi bozuyordu; çünkü onlar da yamru yumru, eğri büğrüydü. Yalnızca gündüz parlayan yıldız ve gece ışıldayan yıldızlar, bir de o… O da dümdüzdü. Saçları uzun ve dümdüz, gözlerindeki bakışlar yumuşacık ve doğrudandı. Kıvrımları bile eğri büğrüden çok kıvrımlı olduğu için doğruydu. Doğruydu işte… Ona ait olan her şey doğruydu… Bense, ona baktığımda doğru, başka …

Okumaya Devam Et