22.06.2025

]Yağmur yağıyordu. Genç kızla delikanlı, yağmura aldırmadan söyleşiyorlardı. Bir saçak altına sığınmayı bile akıl edememişlerdi. Birbirlerinden ayrılamıyorlardı bir türlü. Genç adam, birazdan gidecek, genç kızı yapayalnız bırakacaktı. Genç kızın, uzun sapsarı saçları, kahverengi gözleri, bir heykeltıraşın elinden çıkmışa benzeyen çok güzel, düzgün hatları olan bir yüzü vardı. Genç adam ise, uzun boylu, kumral saçlıydı. Gök mavisi gözleri vardı. Gözlerinden onulmaz bir keder okunmaktaydı. Vedalaşmaya çok az bir süre kalmıştı çünkü. –Beni üç yıl bekle, üçüncü yılı dördüncü yıla bağlayan gece, kilise çanları on ikiyi çaldığı vakit gelmezsem benden umudunu kes, demişti genç adam. Genç kız susmuştu. Ondan asla umudunu kesmeyeceğini …

Okumaya Devam Et

15.06.2025

O gün, genç adam garip bir rüya esintisiyle kalkmıştı yatağından. Üzerini giyinirken, rüyasını hatırlamaya çalışıyordu hala. Güzel bir rüyaydı. Bunu, sabah kalktığında içinin ıpılık olmasından anlıyordu. Ama nasıl bir rüya görmüştü acaba? Merak ediyordu. İçini böylesine ıışıtan bir rüyayı daha önce hiç görmemişti genç adam. Çabuk olmalıydı ama. İşine yetişmeliydi çünkü. Üzerini giyinmeyi bitirmişti. Şimdi sıra kahvaltı etmekteydi. Kahvaltısı, sıcak bir bardak tarçınlı sütlü kakaoydu. Onu içtikten sonra, işine gitmek üzere yalnız yaşadığı evinden çıktı. İşine yürüyerek gidiyordu. O’nun tek lüksüydü bu. Bir vergi dairesinde memur olarak çalışıyordu. Erkenden uyanır, işine yürüyerek, bazen de geç uyandığı için koşarak gider, işini …

Okumaya Devam Et

10.06.2025

“Hepimiz kolaya kaçmayı severiz, bu bir gerçek. Yine de artık sadece kolayı sever olduk be yavrum,” demişti yaşlı kadın, o yoğun, kapkara gözlerini gözlerine sabitleyerek. Sanki kadının gözleri birer manyetik tornavidaydı da karşısındakinin deneyimsiz gözlerinin içine bir fikri vidalamaya uğraşmaktaydı. Karşısındaki gündelik düşünüp gündelik yaşayan, kendi hâlinde bir gençti. Gözleri kolay kolay vida tutmazdı. Nitekim elindeki telefona kaçamak nazarlar atmaktaydı. “Ne olmuş ki teyzeciğim? Sen de fazla yapışıyorsun geçmişe. Burcun neydi senin bu arada? Bence boğasın sen boğa.” “Ah be kuzum! İşte bak, beni hiç dinlemeden soruveriyorsun burcumu hemen. Çünkü kolaya kaçıyorsun. Beni hiç dinlemeden bir çantaya tıkmaya çalışıyorsun. Ama …

Okumaya Devam Et

12.11.2023

Onlar… Yıldızlara ve aya bakıp dönerek etraflarında ve çevresinde dönerek birbirlerinin, Uluyup ya da haykırıp yıldızlara ve aya ve dönerek onlar gibi boyuna, Nar rengi kanın akmadığı bir oyun oynuyorlardı. *** Cırcır böceklerinin öttüğü bir yaz gecesiydi. Deringece dört ayağı ve gövdesiyle koşuyor, koşuyordu. Peşinde koştuğu bir canlı vardı ama onu yemek niyetiyle koşmuyordu. Tek istediği önüne çıkmaktı. Ondan sonrasına onu yakaladıktan sonra karar verebilirdi… Belki de üzerine çıkar ve biraz tepinirdi. Ya da pençelerinden biriyle tembel tembel tutar ve utkuyla uluyup onu kızdırırdı. Önemli olan o değildi şimdilik. Tek düşündüğü onu tutmaktı. Ve uzun bir sıçrayış… Ve evet! Yakalamıştı …

Okumaya Devam Et

18.03.2019

“Nedensiz bir mutsuzluk var içimde. Bir tür yorgunluk… Ümit yorgunluğu diyebilirim. Ümit etmekten mi yoksa edememekten mi yorulduğumuysa söyleyemem; çünkü bilmiyorum. Yorgunum bugün. Muhtemelen yarın da böyle olacak. Sadece daha az hissedebilme ihtimali var. Duyarsızlaşma gibi bir şey. Sadece mutlu olduğumda, mutlulukla ruh hâlim değiştiğinde hissedebiliyorum bu yorgunluğu; çünkü duyarsızlaşmadan çıkmış oluyor ruhum bir anlığına. Tekrar hissedebiliyorum, mutluluğu hissediyorum; ama kısa sürüyor tabii. Belki bir gün… O gün kısa sürmeyecek mutluluğum belki. Umut edebiliyor olacağım; ya da bundan, umut etmekten vazgeçmiş olacağım. Belki de; mutsuzluğumu, yorgunluğumu bir insana söylediğimde, onun beni rahatlatabildiğinde geçecek her şey. Sözleriyle değil belki. Sadece varlığıyla… …

Okumaya Devam Et

06.01.2019

Bir mülakat sırasında beklemekteydim. Kuyruk çok uzundu ve herkes birbirini nefret dolu gözlerle süzmekteydi. Sadece bir kişi alınacaktı ve yüzlerce, yüzlerce kişi vardı orada. Alınacak olan kişinin kim olduğunu bilseler linç edebilirlerdi, o kadar gergindi ortalık. Ben de onlardan birisiydim. Bir sürü borcum vardı. Kendim için borçlanmamıştım ama parayı ben ödemek zorundaydım. Uzun hikayeydi işte, boş verin. Bu işe, bu maaşa ihtiyacım vardı. Yapabileceğimi de biliyordum benden istenenleri. O zaman neden ben alınmayacaktım ki? Ama alınmayacağımı hissediyordum ve bu beni çok kızdırıyordu. Oradakilerin yüzde doksan beşi de benim gibi düşünüyor olmalıydı. Sonra, içeriye otuzlarında bir kadın girdi. Kiminle göz göze …

Okumaya Devam Et

04.01.2019

Uçurtma uçurmayı severdi. Tam kırk dokuz yaşındaydı; ama sık aralıklarla, ayda bir, kendi elinden çıkan uçurtmaları, rüzgarlı yerlerde uçururdu. Hesap verecek kimsesi yoktu. Gerçi bu, bir çocuğu da olmadığı anlamına geliyordu. Hiç evlenmemiş, kırk dokuz yaşında bir kadın olduğu… Bazen erkekler onu uçurtma uçurduğu sırada görür ve alay ederlerdi. Çoğu laf atardı… Bir genç vardı, uçurtma uçururken saldığı saçlarından gözlerini hiç ayırmayan. Yirmilerinde olan… Rüzgarlı, onun uçurtma uçurabileceği mıntıkaları onunla birlikte tahmin edebilen… Bir genç vardı, onunla hiç oradan buradan konuşmayıp daima onu izleyen. Bir genç vardı, ne istediğini bilmeyen… Bir gün, ıssız bir yerde, onunla ilk ve son tek …

Okumaya Devam Et

12.12.2018

Genç kurt, uykusundan o iğrenç horozlu saatin, o iğrenç horoz sesiyle uyandı. Bir kere daha… İçten içe karşılıklı olarak birbirlerinden nefret edip; birbirlerine iyi göründükleri, sevgili düşmanı ve arkadaşı, Yamukpati’nin doğum günü hediyesiydi bu iğrenç saat. Kaç kere parçalamak istemiş, kendisine Yamukpati’nin edeceği alayların acılığını hatırlatarak bundan vazgeçmişti. Yamukpati onun horoz sesinden ne kadar nefret ettiğini biliyordu çünkü. Bunu bilerek yapmıştı. Her sabah karşılaştıkları zaman saati hatırlatmasından da anlayabiliyordu zaten. Güzel bir sesle uyanmakla ilgili her sabah farklı bir nükteyle karşılıyordu onu ve her defasında o yamuk suratında, yamuk bir gülümseme oluyordu. Kendisi de masum değildi. Yamukpati biçimsiz ya da …

Okumaya Devam Et

16.06.2018

Bir kuyudan bakraçla su çekiyordum. Çıkrığın kolunu çevirdiğimde bakracın olağan üstü ağır olduğunu keşfetmiştim. Nitekim, bakracın içine girmiş bir kurbağa gördüm. Halinden son derece memnundu kurbağa. Kuyuya atlaması için bakracı ters çevirdiysem de; bakracın içinde kalmak için son gücüyle gayret etmekteydi. Çaresiz, içinde o olduğu halde bakracı çektim ve bakraç yere değer değmez kurbağa omzuma fırlayıvermişti bile. Aklıma şu meşhur kurbağa prens masalı gelmişti. Biraz iğrenme, biraz da merakla, neden merak ettiğim hakkında en ufak bir fikrim yoktu, kurbağayı bir kayaya doğru fırlattım. Evet, masaldaki gibi bir duvara fırlatmamıştım; ama sonuç olarak fırlatmıştım işte ve karşıma yakışıklı bir adam çıksa …

Okumaya Devam Et

19.05.2018

İhtiyarlar her yerdeydi; çünkü artık çocuk doğmuyordu dünyada. Bir virüsle insanların doğurma yetenekleri yok edilmişti. Nüfus git gide yaşlanmaya ve yavaşlamaya başlamıştı. İnsanlar tavşanlar gibi çiftleşiyorsa da tüm tavşanları utandıracak şekilde bir tanecik yavru bile dünyaya getiremiyorlardı. Artık aşk sözcüğü tedavülden çıkarılmış, tüm dünyada namus denen kavramın izine dahi rastlanmaz olmuştu. Artık tek kutsal şey üremekti. Kutsal ve ulaşılmaz… Üremeye, doğan bebeklere dair destanlar yaratılmıştı. Eski söylenceler güncellenip değiştirilerek özünde bir bebeğin doğuşu ve üretkenlik olanlar güçlendirilip aktarılmaya devam edilmiş, böyle bir içeriği olmayanlar da değişime uğratılarak güncellenmişti. Dünyada bilinen en genç kişi kadındı ve altmış dokuz yaşındaydı. Artık insanların …

Okumaya Devam Et