Kategoriler
edebiyat Genel

03.08.2020

Mis gibi reçine koktuğu için onu seviyordum. Çok çirkin bir kadındı aslında; ama çok güzel kokuyordu. Ayrıca reçinenin bir kadında bu kadar güzel kokacağını tahmin edemezdim. Kişiliği de reçine gibiydi. Savunma amaçlı, yapışkan, antibakteriyel…
O kadın benim karımdı. Zaten onu çekici bulmamak bunun için canımı sıkıyordu. Yine de… Sevgi bazen bu tür şeyleri önemsizleştiriyordu. Başka bedenlerle dahi tatmin olmadığım için bunu da bir seçenek olarak belirlememişken… Ona, sevgiden kelepçelerle bağlandığım acı bir gerçekti.

Kategoriler
edebiyat Genel

25.07.2020

Bir arşivciydi o. Her şeyi arşivler, arşivlediği pek az şeyi deneyimlemek için, yani öylesine incelerdi. Herhangi bir şeye arşivlemek amacıyla bakmakla onu yaşamak için sindirmeye çalışmak arasında çok fazla fark vardı. O ise, bunlardan sadece biriyle ilgileniyordu.
Bir gün, bir yerde küçük bir çocuğun dayak yemesine ve hiçbir şey yapmadan; kendisini bile savunmadan; içini çeke çeke ağladığına şahit oldu.
O an içindeki sürüngen uyanıverdi. Arşivlemek aklına bile gelmedi.
Çocuğu kurtardığında, arşivlenecek bir de insana sahip olduğu anlaşılmıştı. Çocuğun sahip olduğu bir aile yoktu çünkü.
O andan itibaren arşivlemek tamamen önemini yitirdi. Önemli bir şey bulduğu içindi belki. Arşivleme çabası da; sadece bunun içindi.

Kategoriler
edebiyat Genel

23.07.2020

Bir türlü doyamadığım, muhtemelen bağımlılık yapıcı milyon katkı konulmuş bir abur cubur gibiydi. Paketinin çıkarttığı sese kurulmuş gibi ayak seslerine kurulmuştum. Ayak sesleri geldiğinde ellerim kulaklarım kaşınmaya başlıyordu. Nefesim hızlanıyordu. Evet! İşte paket açılıyordu!
İşte yaklaşıyordu!
Koku…
Koku…
Bir cümleyle başlıyordu söze doğal olarak. ‘Merhaba’
Çoğunlukla böyle selamlıyordu.
Paketin ikinci katmanı açılıyordu. Aslında bu abur cuburda bir paketin içinde paketlere sarılı birkaç çikolata vardı ve ilki açılıyordu. Onu ben açıyordum.
‘Merhaba’ diyordum gerisin geri.
Açılan paketin içinden bu kez paketle kokusu maskelenmemiş hâliyle alabiliyordum kokusunu.
‘Bugün nasıldı?’
diye soruyordum.
Dilimi uzatıp; şöyle bir tadına bakıyor, yokluyordum aynı mı tadı diye.
‘Ha evet… Ne oldu biliyor musun?’
Ve işte! Çikolatadan bir lokma alıyordum.

Kategoriler
edebiyat Genel

21.07.2020

Büyük bir olay olmadan önce şu kapı kapanmalıydı. En azılı suçluların kapatıldığı hapishanenin kapısı, bir sabah yok olmuştu. Menteşelerine kadar çalınmıştı kapı. Bunu fark eden gardiyanlar ve polisler kapının önünde bekliyorlardı. Sonra halk akın etmeye başladı oraya. Suçluları linç etmek istiyorlardı. Aklı evvel bir gazetecinin haberinden öğrenmişlerdi kapının yok olduğunu ve adaleti sağlamaya geliyorlardı.
Suçlular ise bir yerlere sinmişti, bekliyorlardı. Dünya değişmişti onlar için artık. Hapishane bir tür sığınak olmuştu. Belki yarın öbür gün, kapı yerine gelirse…
Kalabalık yüzünden yeni bir kapı bile yapılamıyordu. Her şey unutulana kadar böyle bekleyeceklerdi.
Oysa unutulmuyordu. Her geçen gün kalabalık artıyordu. Çaresizlik insanları kendisine çekiyordu. Suç ve çaresizlik. Haklı olmanın verdiği güç… Kalabalıkları, onlara saldırmanın haklılığına inandırmıştı.

Kategoriler
edebiyat Genel

17.07.2020

Şarkı söylerken karşılaşmışlardı. Yok, farklı şarkıları… Hatta biri türkü söylüyordu, diğeri İtalyan bir adamın bir şarkısını mırıldanmaktaydı.
Türkü söyleyen, diğerinin gerçekten İtalyanca bilip bilmediğini merak etmişti; ama tanımıyorlardı birbirlerini, soramazdı.
İtalyanca şarkıyı söyleyen, iki elinde tuttuğu iki kahveden birisini ikram etti ansızın diğerine.
İkisi de kahveyi seviyorlardı. Artık sorabilirdi. Evet, gerçekten de İtalyanca biliyordu kadın. Adamın bağlama çalıp çalmadığını merak etmişti o da. Sordu… Evet çalabiliyordu.
Konuşmaya başladılar…
Sohbet, kahvenin rengini almaya başladı. Onun gibi sıcacıktı.