09.08.2025

Aynanın karşısında. Elinde o meşhur çubuk var, tam iki çizgi görünüyor. İki mavi çizgi… Bu üçüncüsü, iki gün aralıklarla yaptığı üçüncü hamilelik testi. Yani belli, hamile. Acaba babası bu işe ne diyecek? Sevinecek mi yoksa… ondan biraz daha mı uzaklaşacak? Son zamanlarda aralarındaki mesafe kimsenin fark edemediği bir lodosun şişirdiği görünmez, sert ve dikenli bir balon gibi şişerek aralarına girmiş, onları olabildiğince iterek ayırıyor, hissedebiliyor. Balonu görebilse ya da ona dokunabilse patlatıverecek ama… Acaba babası balonun farkında mı? Belki bu çubuk balonu patlatabilir. Ama bu yetecek mi? O balonu oraya getirenin ne olduğunu bilmek gerekmez mi? Evet ama şimdi değil. …

Okumaya Devam Et

22.06.2025

]Yağmur yağıyordu. Genç kızla delikanlı, yağmura aldırmadan söyleşiyorlardı. Bir saçak altına sığınmayı bile akıl edememişlerdi. Birbirlerinden ayrılamıyorlardı bir türlü. Genç adam, birazdan gidecek, genç kızı yapayalnız bırakacaktı. Genç kızın, uzun sapsarı saçları, kahverengi gözleri, bir heykeltıraşın elinden çıkmışa benzeyen çok güzel, düzgün hatları olan bir yüzü vardı. Genç adam ise, uzun boylu, kumral saçlıydı. Gök mavisi gözleri vardı. Gözlerinden onulmaz bir keder okunmaktaydı. Vedalaşmaya çok az bir süre kalmıştı çünkü. –Beni üç yıl bekle, üçüncü yılı dördüncü yıla bağlayan gece, kilise çanları on ikiyi çaldığı vakit gelmezsem benden umudunu kes, demişti genç adam. Genç kız susmuştu. Ondan asla umudunu kesmeyeceğini …

Okumaya Devam Et

15.06.2025

O gün, genç adam garip bir rüya esintisiyle kalkmıştı yatağından. Üzerini giyinirken, rüyasını hatırlamaya çalışıyordu hala. Güzel bir rüyaydı. Bunu, sabah kalktığında içinin ıpılık olmasından anlıyordu. Ama nasıl bir rüya görmüştü acaba? Merak ediyordu. İçini böylesine ıışıtan bir rüyayı daha önce hiç görmemişti genç adam. Çabuk olmalıydı ama. İşine yetişmeliydi çünkü. Üzerini giyinmeyi bitirmişti. Şimdi sıra kahvaltı etmekteydi. Kahvaltısı, sıcak bir bardak tarçınlı sütlü kakaoydu. Onu içtikten sonra, işine gitmek üzere yalnız yaşadığı evinden çıktı. İşine yürüyerek gidiyordu. O’nun tek lüksüydü bu. Bir vergi dairesinde memur olarak çalışıyordu. Erkenden uyanır, işine yürüyerek, bazen de geç uyandığı için koşarak gider, işini …

Okumaya Devam Et

05.05.2025

“Bir şeylerden bıkmış bu kadın. Yaşamaktan falan değil, başka bir şeylerden besbelli.” Annem onu ilk gördüğünün akşamı böyle demişti. Sonra susmuştu. Birkaç zaman sonra: “Oğlum… Bu kadınla bir yuva kuramazsın sen. Yanlış anlama, kötü bir insan değil ama sen onunla yapamazsın işte, anlarım ben.” “Neden anne? Nesi var kızcağızın?” “Tamam da o bir kızcağız değil ki yavrum. Yaşı küçük ama o gözleri… Senin gibi mutlu bir insanı ağırlaştırır böyleleri. Elinde değildir yani, kötülüğünden değil.” “Ama ben seviyorum be ana.” “Sev oğlum, sev de ömür geçirmek başka işte. Bir gün ansızın çekip giderse ne yapacaksın?” “Niye çekip gitsin ki?” “Gider oğlum …

Okumaya Devam Et

02.05.2025

Bir varmış bir yokmuş. Evvel Zaman içinde, kalbur saman içinde, hiçbir memlekete ait olmayan bir yerde bir tek kulübe varmış. Kulübenin etrafında uçsuz bucaksız bir orman, ormanın içinde kendi hâlinde bir gölcük varmış. İşte o kulübenin içinde, bir anayla bir kız yaşarmış. Kızın babası, ananın kocası yokmuş. Kız sorduğunda anası hep aynı şeyi anlatırmış: “Bir gün odun toplamaya gitti, eline baltayı aldı, beline urganı sardı, gidiş o gidiş. Akşam yoktu, sabah uyandığımda gördüm ki elindeki balta, belindeki urgan yerli yerindeydi ama o yoktu.” Kız babasını çok merak edermiş ama küçükmüş. Anasından başka insan görmeyerek büyümüş kızcağız. Anası her şeyi kendi …

Okumaya Devam Et

17.10.2023

Şekeri yakarak oluşturulan pamuk helvasını satarak geçinirdi. Bir avuç toz şekerden büyüleyici, insanın yüzünü gömmek isteyebileceği pamuk yığınları yapan bir makinesi vardı. Gıda boyası falan kullanmadan yapardı yenebilir pamuklarını. Sık sık uğradığı bir park vardı. Oradaki bir bankın önüne park ederdi arabasını. O bank genelde kullanılmazdı. En fazla pamuk helvası sırasını beklemek için ancak iki kişi tarafından kullanılabilirdi. En hatırlı müşterisi on yaşındaki bir kız çocuğuydu. İsmini öğrenmemişti. Her nedense sormak hiç aklına gelmemişti. Ama kız her pamuk helvası aldığında kulağına götürür, o da: “Bu kez ne fısıldıyor senin periler?” diye sorardı. Kız da her defasıdda ciddi ciddi dinledikten sonra …

Okumaya Devam Et

10.03.2023

Aynı şiddette ve sürekli işitilen bir tıkırtıyla uyanmıştım. Ortalama apartmanımın ortalama çelik kapısının tokmağını çalıyordu biri. Oysa zile bassa daha çabuk duyulurdu. Bu devirde kim tokmağı çalardı ki? Hava karanlıktı. Saatime baktım. 03.01’di. Bu saatte kapımı çalacak tanıdık biri olabilir miydi? Hem çok acil bir şey varsa neden tokmağı çalıyordu? Hemen yatağımdan çıkıp kapıya koştum. Açtığımda tuhaf, hayvansı bir koku doldu burnuma. On beş-on altı yaşlarında çırılçıplak bir kız kapının önünde duruyordu. Sanki vahşi doğadan gelmişti. Saçlarında kasık kıllarında ot ve yapraklar, toz toprak vardı. Öylece duruyordu karşımda. Sanki doğumundan bu yana hiçbir şey giymemişti üzerine. Tamam da neden benim …

Okumaya Devam Et

15.12.2022

“Beni neden çok seviyordun anne?” Hep bu soruyu soruyordu ve daima aynı cevabı veriyordum ona. “Seni hâlâ seviyorum yavrum.” “Tamam ama doğduğum an neden sevmiştin?” “Eh, sen benden çıkmıştın, küçücüktün ve ağlıyordun.” “Ama… Mesela sarışın olmasaydım sever miydin?” “Seni sarışın olduğun için sevmiyorum ki?” “Peki neden seviyorsun?” “Çok tatlı gülüyorsun. Kızarken çığırışın bile çok nazik. Hiç kulaklarımı ağrıtmıyorsun. Yumuşacık bir çocuksun. Papatyaları çok seviyorsun. Onları koparmıyorsun. Kuşları ürkütmemeye özen gösteriyorsun.” Ve daha bir sürü şey sayıyordum. Okula gidene kadar zaman zaman sorardı bu soruyu. Sonra büyüdü… Evlendi. Ben de yaşlanmıştım. Kocam yoktu, o küçükken ölmüştü. Ölmeseydi bile hayatımızda yer almaya …

Okumaya Devam Et

12.05.2020

Bir deniz kızı oluşu dışında normal bir insandı Ritra. Evet, adı Ritra’ydı. Bildik isimlerden biri yazılıydı kimliğinde gerçi. Yine de o Ritra ismini kullanmayı tercih ediyordu. Bir anlamı yoktu. Google’a bakmak aklına geldiğinde, bir kargo şirketinin adı olduğunu görmesine rağmen fazla kurcalamamıştı. Balık kuyruğuna benzeyen bir kuyruğu olmamasına rağmen bir deniz kızı olduğunu bilirdi. Derisinin ışıltısı, yüzerken rahatlığı, suya olan reddedilemez ihtiyacı… Deniz dışında tek zaafı vardı. Ülkesini daha iyi bir ülke yapma arzusu… Bunun için denize kıyısı olmayan başkente gitmek zorunda kaldığı bir an gelmişti bugün. Öykü, bavullarını topladığı an başlamıştı. Tüm hikâyeler bir yolculukla başlardı ne de olsa. …

Okumaya Devam Et

24.04.2020

Saçlarımdan üç tel koparıp birbirine sürtüyorum. Masallarda vardır ya, peri kızı ona yardım eden delikanlıya üç tel saçını koparıp verir ve ‘Bana ihtiyacın olunca bunları birbirine sür, anında gelirim…’ der ve ortadan kayboluverir. İşte ben de kendi saçlarımı kendim koparıp kendime veriyorum. Güzel oluyor. Birbirine sürtüyorum ve… bir ışık çıkıveriyor. Bir de bakıyorum bembeyaz oluyor her taraf. Şaşıyorum bu işe tabii. Nasıl şaşmayayım! Benim bu yahu. Benim saçlarım, onları birbirine sürten de kendi ellerim. Sonra… Küçük bir cüce beliriyor ellerimde, saç tellerim yok oluyor. Kımıl kımıl bir cüce bu, incecik sesiyle “Naber?” diyor bana. “Canım sıkılıyor,” diyorum. …

Okumaya Devam Et