Kategoriler
edebiyat Genel

18.10.2018

Adrenalin içeren sporları yapmak onun için bir tutkuydu. Öyle ki, vücudunun yüzde yetmişi adrenalindi. Zavallı böbrek üstü bezleri, çalışmaktan, fazla ihtiyaçtan büyümüştü.
Rekabeti de seviyordu. Zaten bir şeye hırslanmaya görsün, onu başarmadan mümkün değil bırakmazdı. Bereket hiç mahçup olmamış, hırsının iticiliğinde çok başarılı bir insan olmuştu.
Lakin içi boş bir başarıydı bu. Mutsuzdu çünkü. Her zaman isteyeceği, hırs yapacağı bir şey oluyordu ve her zaman uzanma isteğiyle dişleri sıkılı, elleri yumruk gibi kapanmış oluyordu. Uyurken dişlerini sıkmasın diye plastik bir aparat takıyordu artık geceleri. Parmakları devamlı ağrıyordu yumruk olmaktan.
Hiçbir zaman huzurlu olmuyordu. Uyurken bile, arka planda ergenlerin dinlediği, küfürlü rap parçalarını dinliyordu.
Bir gün, rap parçalarının arasında gidip gelirken Emre Baransel’in ‘hırs’ adlı parçasına rastladı. Onu açtı ve o parçadan başka bir parça dinlemez oldu.
Bulmuştu! Hayatını değiştirecek olan şeyi bulmuştu! O yaklaşık beş dakikalık parça… Onu seçmişti hayatının dönüm noktasına vesile olması için. Onu seçmişti miladı için…
Ve mutlu olmak için…
Doğru bir seçim yapmıştı; çünkü sonunda mutlu olmuştu.
Sonunda…

Kategoriler
edebiyat Genel

12.02.2018

Yaz tatiliydi. Elime para geçince karımın dırdırından kurtulmak için Karadeniz turuna çıktık. Çocuklarla birlikte… Bizim kaşık düşmanının en çok istediği şeydi bir Karadeniz turu. Neredeyse evlendiğimizden beri söylüyordu. Bıkmıştım artık dırdırından. Çocuklar da merak eder olmuştu Karadeniz’i. Onlar da eklenince başımı kurtarmak için çıktık bir yola işte.
Bizim arazi cipiyle gidiyorduk. Benim büyük kız arabayı iyi kullanırdı. Onunla ortaklaşa sürüyorduk. Keşke küçük değil de o oğlan olsaydı. Zaten bende şans olsa… Bu karıyla değil de… Vallahi Lopes olsa evlenmezdim. Başımı boşa belaya sokmazdım ama nerdeee.
Haritaya bakarak ve navigasyonu kullanarak gidiyorduk işte. O kadar yol derdi çekiyordum; ama bizimki türk sanat musikisi dinlemek istiyor, büyük kız İskoç bir karıyı dinlemek için dırdırlanıyor, küçük oğlanla ben damar dinlemek istiyorduk. Çoğunluk bizdik; ama bunların dırdından ne rap ne de arabesk dinleniyordu. Gerçi rapin gürültüsü bunların dırdırını duymamamı sağlıyordu sağ olsun… Onun için hoparlörü son ses açmıştım.
Sonunda Karadeniz yoluna girmiştik.
Büyük kız bacaklarını açmak için bir mola vermek istedi, kabul ettim. Arabadan indiler. Koyun gibi yayıldılar bizimkiler. Ben de arabada kaldım önce. Sonra dedim, bir çıkayım. Bizim kız da beni çağırdı. Oğlan da arabaya dayanmış duruyordu. Çıktım, arabanın üstüne sıçradım.
Yahu ne güzel kokuyordu ortalık!
Araba altımda sert duruyordu. Her şey, toprak bile yumuşacıktı. Arabanın sertliğine yapıştım. Kokladım, kokladım, kokladım… Yağmur da ne yumuşak yağıyordu öyle!
Ayaklarımı sallandırdım. Yere, çamurun yumuşaklığını hissetmek için dayadım. Bir yandan midem bulanıyordu. Midemi ancak arabanın sertliği yatıştırıyordu. Öylece, bizim hanım bana seslenene kadar kaldım…
Arabaya girdik. Bu kez küçük oğlanı umursamadan hanımın istediği müziği açtım. Zeki Müren’i.
Midem yine bulandı.
İyi ki de bulandı…