Korkarım her an kendisinden çıkıp başka bir yere gidiverecek. Başka birisinin benliğine. Ya da bir hayvanın… Bitkinin de olabilir… Aslında bunu yapıyor bazen. Bir şey, onu kafasının üstünden çekiveriyor. Bir şey değil, bir tür eğilim. Evet, elinde değil bu, yaradılış meselesi. Boş bulunuverdiği an… Hop! Bir de bakmış kendisini bırakıvermiş. Daha doğrusu, kendisini bırakıp tıpkı hercai bir kelebek gibi başka bir şeyin ruhunun, tabiri caizse omzuna konuvermiş. Biraz kalsa onunla bir olacak. Ruh bile anlamayacak sonradan eklendiğini. Kötü bir alışkanlık bu, tekrarlamamalı. Ama elinde değil işte, ne yapabilir ki. O kendisinden gittiği zaman vücudu onu beklemiyor öyle. Nasıl yapabiliyorsa orada …
Etiket: #ruh
14.04.2025
İnsan ne zaman çok sevdiği birisinden uzaklaşır? Ya da neden? Artık onu sevmediğinden mi? Yok… Bu kadar basit değildir, hayat hiç böyle zannedildiği kadar kolay olmamıştır. İstisnalarla dolu bir kaostur hayat. Formüller ve kuramlar sadece süstür. Görünen kısmıdır. Formalitedir. Bunları düşünüp kendimce bir sürü aforizma üretirken yürümekteydim. İsabetli-isabetsiz aforizmalar üretmemin sebebi kaybolmamdı. Hayatın anlamını kaybetmiş, el yordamıyla bulmaya çalışıyordum. Belki hayata bir anlam bulmak gereksizdi ama kendimi kapıda kalmış, anahtar arayan, o anahtarı bulup içeri girmezsem soğuktan donup ölecek bir kaybeden gibi hissediyordum. Bir şey bulmalıydım, herhangi bir şey… Uzun bir yürüyüşten geri, evime dönüyordum. Elimi cebime attım. Anahtarım oradaydı. …
20.03.2024
Bir zamanlar onu çok seviyordum. Yaptığı her harekete bir anlam yüklüyor, onun ruh eşim olduğunu zannedecek basamakları oluşturan merdivene ekliyor, o merdiveni kendi ellerimle inşa ediyordum. Merdiven büyüdükçe yanılgı kulem de büyüyor, diğer kulelerin ya da yüksek binaların aksine o merdiveninden sonra büyüyordu. Sonra… Merdivenin bir basamağı küçüldü. Önce… Önce bu oldu. Sonra diğer basamağı daha da küçüldü. Ta ki düşene kadar. Ben düştüm… Merdiven düştü… Kule düştü ve yok oldu. Merdiveninden önce… Sonra o uzun bir süre boyunca öyle, bir başına, ne yapacağını bilmeyen şaşkaloz bir ergen misali durdu. Yaklaşmak, hamle etmek isteyebileceği hiçbir şey yoktu çünkü. Ve çok …
13.03.2024
Birinci Bölüm: Okula gitmeden bir saat önce uyanırım. Odamda sessizce çalışmak için en güzel zamanlar. Bu saatlerde kodlama işlerini yapıyorum. Nasıl olsa klavyemin tıkırtısı kimseyi rahatsız etmiyor. Bir saat sonra okula gideceğim ve bir sürü dersten sonra tekrar evime dönene kadar robotumdan uzaklaşmak zorunda kalacağım. “Robotum,” diyorum çünkü onu kendim yapıyorum. Neredeyse bir buçuk yıldır onunla uğraşıyorum. Tamam, derslerim de çok iyi ama okul ortamını sevmiyorum. Bir türlü sevemedim işte. Bir sürü kalemin ve silginin birleştikçe yoğunlaşan kokusu, tebeşir sesi, sınıftaki çocukların isteksizlikleri ve kendilerini mecbur hissetmelerinin o gerginliği. Zaten işte o mecburiyet yüzünden teneffüslerde bu kadar gürültülü oluyor her …
21.11.2023
“Buna hazır olduğunu düşünüyor musun? Nasıl hazır olabilirsin anlamıyorum. Böyle bir şeyi kabul edecek kadar aptal olabilir misin gerçekten!” “Aptal değilim ben.” “Doğru ya, sen idealistsin! Asıl aptal olan benim değil mi? Seni ve ideallerini anlamıyorum. Artık geberip hazmedildiğinde o cahilin bokları arasından bulurum parçalarını! O köylünün bokunu gömerim mezara! Ziyaret ettiğimde de cesedin yerine bir avuç boku ziyaret eder, ona okurum dualarımı!” “Sen ne diyorsun be! Alay mı ediyorsun benimle?” “Evet… Seninle, saçma sapan ideallerinle… Kargaları bırak, solucanlar bile güler be size! Solucanlar bile…” “Keşke seninle evlenmeseydim.” “Keşke!” “Bir de semirttin kendini, seni afiyetle yesin diye. Ya, ben seni …
07.11.2023
Çocuktu. Daha küçücükken birisine aşık olabilir miydi insan, bilmiyordu ama onunlayken yaşadığını hissetmişti. Dişi erkek meselesi olamazdı, daha çocuktu. Bir şey olmalıydı. Çocukken bile hep izlerken onu görünce içinde bir şeyler kanatlarını hareketlendirmişti. Tembel olduğundan değil, işiteceği bir ses duyabildiğinden. İşitip anlayabildiği… O kuş ne anlamıştı bilmiyordu ama nihayetinde çocuktu. Kuşa kulak asmadı ve sadece onunla oynadı. Herhangi bir çocukla oynar gibi oynadı. O içindeki kuşun pek az kıpırdayacağını bilemezdi. Onun özel olacağını… Bilseydi de bir şey fark etmezdi.
19.07.2023
Öldüm. Galiba birkaç dakika önce. Ama cenazeme şahit olamadım çünkü artık orası menim mekânım değildi. Farklı bir yere geçiş yapmıştım. Artık önümde söyleyemediğim şeylerle dolu bir sandık vardı. Ve dinleyemediğim şeylerle dolu bir başkası… Ve bir sürü insan… Tanıyıp tanımadığım, bazıları çoktan ölmüş, diğerleri yaşamakta olan bir sürü insan. Evet, bu karşımdakiler o insanların bilinen, o andaki hâlleri değildi. Ama onlardı. Yok kopyaları da değildi. İşte onun için ölüm dünyasında, tabiri caizse ahirette normal zaman, uzam, ya da herhangi kurallar işlemiyordu. Anlatması zordu. Bu, yani ölmeden önceki hayatımı yaşadığım yerin dili ya da kurallarıyla imkânsızdı. En azından benim gibi taze …
12.06.2023
Yumuşacık bir eleştiri… Beni gördüğünde yüzünde hep o ifade oluşurdu. Muhtemelen fark ettiğimi bile anlamamıştı ama fark etmiştim bir kere. Yüzündeki ifadelerinin sığ bir çanağa atılan bir taşın her belli olması kadar net bir şekilde anlaşıldığını biliyor muydu? Kendisi hakkında bu malumata sahip miydi acaba? Bilmem… Ama bence değildi. Haberi bile yoktu bundan. Birçok şeyi çok uzaktan sezen ve anlayan biri olarak kendisi hakkında onu hiç tanımayan bir çocuğun bile anlayabileceği bir şeyi hiç bilmiyor oluşu ne kadar da heyecan verici bir çelişkiydi değil mi? Vallahi bence öyleydi, aynen öyleydi… Beni neden böyle yumuşacık ama kesin ve gevşemeyen bir eleştirellikle …
28.02.2023
Işıktan vücudu eğilmişti. İnsan gözüne görünemeyecek kadar şeffaf olsa da onu görebilen gözler için bitkin düştüğü ayan beyan ortadaydı. Keşke ne hâlde olduğunu görmesini istediği tek insana görünebilseydi. Keşke! Oysa o daha görebileceği şeylerin bile farkında değildi ki. Nurdan yapılmış incecik bir zemine, gri hareketli gölgeler gibi bir mürekkeple yazardı. Daima… Yani en azından o ana dek tüm ömrü boyunca böyle yapmıştı. Çünkü yazmak için yaratılmıştı. Yazdıkça hatırlamak için. O, yaşayan tüm insanların sayısı kadar olan yazıcılardan biriydi. Bazı kültürlerde onlara “melek” derlerdi ama görevi yazmak olduğu için “yazıcı” demek çok daha doğru olurdu. Ama yazamıyordu işte. Normalde ancak insan …
05.12.2020
Arkamda olduğunu sezmiştim. Gülümsedim. Nasıl olsa arkamdan gülümsediğimi göremezdi. Enseme vurup tatlı tatlı: “Gülmee,” dediğinde… aslında utanacağımı sansam da; yalnızca mutlu olmuştum. Nasıl anladığını bile merak etmemiştim. O, oydu. Anlardı. Arkamı dönmeden öptüm. Nasıl olsa ruhu etrafımı çepeçevre sarmıştı. Bir yerine denk gelirdi bir şekilde.