03.06.2018

Dünyada o kadar az insan kalmıştı ki, klonlama teknolojisi kullanılarak insanlar çoğaltılmaya başlanmıştı. Zaten yaşayan insanlar çoğaltılmasın diye mezarlardakilerin DNA’ları alınıp klonlanır olmuştu. Bu durum da başka bir çatışmayı doğurmuştu. Klonlar ve asıllar arasındaki üstünlük çatışmasını… Bilim insanları, kimin asıl kimin klon olduğunu gizlemekte epey iyi olduklarından, klonları anlamak için türlü spekülasyonlar üretilmeye başlanmıştı. Bu spekülasyonlardan en çok tutulanı kulak memelerinin büyüklüğünün iki kulakta aynı olmadığı taktirde, kişinin klon olduğu spekülasyonuydu. Eskiden olan yüzyıl savaşları, yerini kulak memesi savaşlarına bırakmıştı ve bu savaş tam doksan yıl sürmüştü. Ta ki, ölmüş olan bir bilim insanının günlüğü meraklı ve tarafsız bir antikacının …

Okumaya Devam Et

17.05.2018

Farecik, insanlar arasında olmaktan son derece mutsuzdu. Onlar ona çok yakışıksız görünüyordu. O çığlıkları, o iğrenen, kocaman bir bebeğin yapabileceği saçmalıktaki devasa çırpınışları, o saygısızlıkları… Ah o saygısızlıkları! Küçük ve iğrenç bir şey olarak görülmenin onda uyandırdığı rahatsızlık yetmezmiş gibi, insanların bulunduğu yerlere yakın olmak zorunda kalışı deli ediyordu onu. Mecburdu; çünkü ancak insanların olduğu bölgelerde yemek bulabiliyordu. Zaten insanların bulunmadığı bir bölge yoktu ki. En azından onun ayaklarının gidebileceği mesafelerde… Kum gibi insan vardı ve her biri bir kum tanesinden oldukça büyüktü. Bir de farelerin çok fazla doğurduklarını söylerlerdi utanmadan. Evet, dinlerdi farecik insanları. Onların aksine, dinlemeyi severdi. Bir …

Okumaya Devam Et

30.04.2018

Güvenmeye çok ihtiyaç duyuyordum. Herhangi bir insana güvenebilmek için birçok şeyi feda edebilirdim. Sırt dayamak için değil, arkamı rahatça dönebilmek, belki başka bir şeyi halledebilmek, belki o bir şey yaparken ben başka bir şey yapıp birbirimize destek olabilmemiz için… Eh, insana güveneceği biri oturduğu yerde gelmezdi. Peki böyle birisini bulabilmek için ne yapmalıydım? Zor şartları olan bir yere gitmeliydim. Yani ya batmalı, ya da çıkmalıydım. Ben de dünyanın bir yerinde mutlaka olan bir savaş alanına gittim. Güven arıyordum ve onu bulamayacaktım. Onun yerine yabancılık hissini bulmuştum. Güvensizliği buna yeğ tutabilirdim.

Okumaya Devam Et

20.04.2018

Uçsuz bucaksız bir koridorda yürüyordum. Tıpkı rüyalarda yaşanan bir hisse benziyordu ama bu olanların herhangi bir rüyayla ilgisi olmadığını çok iyi biliyordum. Bu koridor gerçekten de bu kadar uzundu ve attığım her adımda bir amaç gizliydi. Belli bir amaç… Bu amacın ne olduğunu bilmediğim, bir amacımın olmadığı anlamına gelmiyordu. Evet, ilginçti ama amacımın ne olduğunu bilmiyordum. Gerçekten de bilmiyordum. Gerçi bilmemem gerektiğini biliyordum. Ancak gideceğim yere gittikten sonra amacımın gerçekleşeceğini, yani onu hatırlayıp gerçekleştireceğimi biliyordum. Attığım her adımda koridor aydınlanmaya başlıyordu. Tavandaki bildiğim hiçbir lambaya benzemeyen ışıklarla. Görebildiğim kadarıyla petek şeklindeydi bu ışıklar ama nasıl bir enerjiyle yandıklarını kestirememiştim. Elektrik …

Okumaya Devam Et

17.03.2018

Rahatsız, katlanabilir bir sandalyeye oturmuş konuşmacıyı tüm dikkatiyle dinliyordu. Temiz olsa da pecmurde kıyafetleri, onlardan çok daha eskimiş botlarıyla oradaki diğer insanların dikkatini çekecek kadar farklı görünüyordu. Vücudu da en az kıyafetleri kadar yıpranmıştı. Doğa şartlarında kavrulmuştu teni. Orada bulunanların çoğunun teni solgundu. Yanına oturduğu kadın gözlerini konuşmacıdan çok ona dikmişti ama o bu ilgiden habersizdi. Konuşmacı en çok onunla göz teması kuruyordu çünkü onu en dikkatli dinleyen kişi oydu. Nasıl dinlemesindi ki? Bu kadın, hayal gücüyle etkileşime geçebilen tek maddenin kaşifiydi ve bu maddenin nereden temin edilip nasıl kullanılacağından bahsediyordu onu dinleyenlere. Bu kadını böyle şevkle dinleyen bu zat …

Okumaya Devam Et

09.03.2018

Gümüş kakmalı karyolasında, binanın dışında ölen onlarca askerin varlığını zerre önemsemeksizin mışıl mışıl uyumaktaydı. Uyurken yüzü rahat görünürdü. Ve altı yaşındaki bir çocuk kadar masum… Oysa etrafında olan her ölümün müsebbibi oydu. O bir komutandı. binlerce askerden sorumluydu ama hiç savaşa girmemişti. Yıllardır emir eri dışında hiçbir askerle konuşmamıştı. Baba mesleğiydi askerlik. Hiç sevmemişti bu mesleği. Babasının zorlamasıyla yapmıştı. Onun işi gücü bitkilerdi. Bitkiler hakkında engin bir bilgisi vardı. Tüm boş zamanını bitkilerle geçirirdi yaptığı her hatada insanlar ölürken… Bir gün, tepeden emir geldi. Taarruza hazırlanacaktı. Haber geldiğinde, nadir görülen bir bitkiyle uğraşmaktaydı. Baştan savma bir planla geçiştirip; emirlerin çok …

Okumaya Devam Et

09.11.2017

Kucağında bir silah tutuyordu ama kimse tuttuğu şeyin silah olduğunu anlayamazdı. Kendi imal etmişti bu silahı. Bir tür savunma silahı olmasına rağmen etkinleştirilmek zorunda kalındığında içinde bulunduğu evren için çok tehlikeli hâle geliyordu. Silahın savunma amaçlı olması emniyet kilidinin akıllı olarak tasarlanmış olduğundandı. Bir tehlikede olmadığı an hiçbir güç çalıştıramazdı onu. Yanıltmak da mümkün değildi. Her şey yanıltılırdı gerçi ama bu silahı yanıltmak için çok şey feda etmek gerekiyordu. Silah bir yaratıktı. İlk bakışta bir sincap yavrusuna benzeyen, kırılgan görünüşlü olmasına rağmen epey dayanıklı, hatta etkinleştirilmediği sürece ölümsüz bir yaratık…Yumuşak huyluydu. Evcil hayvan olarak rahatlıkla beslenebilirdi. Duyarlı, anlayışlı ve zekiydi. …

Okumaya Devam Et