15.04.2018

Bir devenin tuhaf yürüyüşünü andıran bir yürüyüş tarzı vardı. Nazik ve zarif… Onu ofiste her görüşümde şaşırırdım. Burada ne işi vardı, bir türlü anlayıp alışamamıştım. Onun yeri bir çöldü benim nazarımda. Sırtında hiçbir şey olmaksızın yürüyen, yabani bir deve olmalıydı o, bir sürü işi yetiştirmek zorunda olan bir getir götürcü değil… Getir götür yapmasının yanı… Okumaya devam et 15.04.2018

17.10.2018

Elleri yumuşacıktı. Düşünceleri ve sesi de… Sesi kalın, boğuk ama yumuşaktı. Başka birisi onun sesini alsa çok korkutucu bir şekilde kullansa insanların gözü korkardı; ama o kullandığında insanlar kendilerini güvende hissediyorlardı. Çok iri bir insan değildi. Ne var ki, iri bir insan dahi onun tarafından kollanacağını düşünürdü. Bir kavgaya girip yara almadan çıkabilirdi sanki. Güçlü… Okumaya devam et 17.10.2018

28.09.2018

Her iyi davranışımda kavanoza bir kuru fasulye atardı annem çocukken. Fasulyelerin kavanoza atılırken çıkarttığı sesi severdim. Onları yemek amacıyla biriktirmediğim belliydi. Kavanozu salladığımda duyduğum şıkırtı için biriktirirdim. ‘iyilik’ dendiğinde hep şıkır şıngır arası bir ses işitmemin nedeni buydu. Sonra, herhalde kafam soyut şeylere bastığı anda, iyi davranışlardan bahsedip onlar için fasulye almak saçma geldi bana.… Okumaya devam et 28.09.2018

31.03.2018

Onunla, bir tramvayda tanışmıştım. Zorba bir adamla kavga eden bir kadını ikimiz aynı anda savunmuştuk. O adamın haddini birlikte bildirmiş olmak harikaydı. Her zaman adalet duygusu olan birisini istemiştim ben. Belki de tek kriterim buydu ve o, benim kriterime uyuyordu. Tabii ilk tanıştığımızda böyle düşünmemiştim. Sadece onu taktir etmiştim ve elimi uzatmıştım ‘çak’ yapmak için.… Okumaya devam et 31.03.2018