Kategoriler
edebiyat Genel

03.08.2020

Mis gibi reçine koktuğu için onu seviyordum. Çok çirkin bir kadındı aslında; ama çok güzel kokuyordu. Ayrıca reçinenin bir kadında bu kadar güzel kokacağını tahmin edemezdim. Kişiliği de reçine gibiydi. Savunma amaçlı, yapışkan, antibakteriyel…
O kadın benim karımdı. Zaten onu çekici bulmamak bunun için canımı sıkıyordu. Yine de… Sevgi bazen bu tür şeyleri önemsizleştiriyordu. Başka bedenlerle dahi tatmin olmadığım için bunu da bir seçenek olarak belirlememişken… Ona, sevgiden kelepçelerle bağlandığım acı bir gerçekti.

Kategoriler
edebiyat Genel

06.07.2020

Islak gözleriyle yüzüme baktı. Numara yaptığını biliyordum. Aldırmadım. Yüzünü büzüştürerek birkaç damla daha çıkartabildi. Ne bileyim, belki acı bir anısını zihninde canlandırmaya çalışıyordu. İçimden bir yumruk aşk etmek gelmişti; ama kendimi tuttum. Arkamı bile dönemezdim. Yüzüne ifadesizce bakmalıydım. Öyle de yaptım.
Artık yönlendirilmesi kolay, yumuşak yürekli biri olmayacaktım.
Belki de; onu sevmeye devam etseydim… hâlâ yönlendirilecektim. Yani akıllanmamış, sadece sevmekten vazgeçmiştim. Ya da sevdiğimi zannetmekten…
Uygun başka birisini görene kadar.

Kategoriler
edebiyat Genel

03.06.2020

Aramıza bir şehrin girmesi hiç önemli değildi benim için. Onu seviyordum. Zaten arada kaçamaklar yapıyorduk birbirimizi görmek için. Uçağın varlığına müteşekkirdik.
Bazen ani sürprizler yapardık birbirimize.
Bu böyle yıllarca sürdüğünde, anladık ki, biz uzakta bir sevgilimizin var oluş fikrini sevmiştik ve böyle devam etmeyi düşünmekteydik.
Hiç yakınlığı, yakın olmayı özlemiyor muyduk? Birbirimize hiç ihanet etmiş miydik? Kavuşmayı hayal etmiyor muyduk; yoksa ediyor gibi mi yapıyorduk?
Bu soruların yanıtını bilsem de; bilmesem de; aslında onları öğrenmekten çok onları sormak önemli olduğundan, böylece bırakmayı tercih ediyorduk biz. Ben bile, onun bana ihanet edip etmediğini merak etmemiştim.
Etmiyorum çünkü. Bir gemici gibi her sahilde bir sevgilim yok belki; ama… bir sahilde bir sevgilim var ve onu bekleyip bekletmek hoşuma gidiyor.
Hepsi sadece bu kadardır belki de.
Bundan ibarettir….

Kategoriler
edebiyat Genel

13.04.2020

İlk gittiğim psikolog bana aşık olmuştu. İlk görüşte… Sorunumu bile sormadan; benimle ilgilenemeyeceğini; çünkü ilk görüşte benden etkilendiğini söylemiş ve beni başka bir arkadaşına yönlendirmişti.
O zaman sorunumu sorsaydı ne düşünürdü, peşimden koşar mıydı; merak ederim hep.
Sorunum, sevememekti. Sevgi ya da sevgisizlik birdi benim için. Bir şey eğer zıddıyla dahi var olamıyorsa, korkmalısınız. O yoktur sizde. İşte benim için sevgi öyleydi. İnsanları sevip sevmeyeceğime onlarla eşleştirdiğim, yani sezgisel olarak eşleştirdiğim müziklere göre karar veriyordum. Bu müzikleri de çoğunlukla telefonumda onlara tanımlıyordum.
Bilinmeyen numaralarda ise en sevdiğim parça tanımlıydı. Mozart’ın kırkıncı Senfonisi… Benim için bilinmeyenin huzurunu çağrıştırıyordu o parça. Bilinmeyen güzeldi, içinde huzur gömülüydü bilinmeyen her şeyin benim için; çünkü hazırdım.
O adamın bir kuyumcunun gözlerine benzeyen gözlerini ve dimdik sırtınıysa, bir müziğe gerek görmeden sevmiştim.
Aylar geçmişti ve ben o sırt ve gözleri unuttuğumu zannetmiştim ki, bilinmeyen bir numaranın huzurunda o aradı. Sesini tanımamıştım; ama bana kendisini hatırlatınca buluşmayı hemen kabul ettim.
Şimdi bebeğimizi oynamaya götürdüğümüz parkta pembe iki leke arasında oturmuştu. Banka yaslandığında, o dimdik sırtı tam iki lekenin arasına denk gelince, şansın da bizden yana olduğunu hissetmiştim. Lekeleri de; bankı da, onu da sevivermiştim. Ayrıca içtiğimiz sigaranın markası da aynıydı. Bunu da sevmiştim.
Oysa şimdi boşanmak üzereyiz…
Neden?
Bebeğimizi sevemediğimden.
Neden?
Benim içimden çıkmasına rağmen ona uygun bir müzik bulamadığımdan…
Neden?
Neden kocamı sevmem için bir müziğe ihtiyacı yokken onu bilinmeyen numaranın müziğiyle sevebiliyorken bebeğimin bir müzikle eşleştirilmeye ihtiyacı vardı diğer insanlar gibi?
Önceleri, doğma esnasında bana verdiği acı yüzünden sevemediğimi düşünmüştüm; ama öyle değildi durum.
Bu durumun nedeni, bebeğimin bir müzikle eşleştirmeye yetecek bir kişilik oluşturamamış olması, benim de bunun için sabrımın bulunmamasıydı. Dahası, kocamı ondan kıskanıyor olmamdı.
Tam onları terk ediyordum ki, ona babasının hediye ettiği ksilofonla bir şeyler çalmaya başladı. Bir başı, bir sonu olan, özgün bir parça…
O müziği bulmama gerek kalmamıştı, zaten o yaratmıştı.