Hoş Geldiniz
Alanıma hoş geldiniz. Burada bulunan hikâyelere isim koymak yerine onları yazdığım günün tarihiyle belirtmeyi uygun buldum.
Canınız sıkıldığında her zaman değişen rastgele bir hikayemi okumaya ne dersiniz? Bazen insan sıkışıyor, yeni bir bakış açısına ihtiyaç duyuyor. Bunun için kitapların sayfalarını rastgele açmak, niyet çekmek, zar atmak gibi farklı herhangi bir şey yapmak isteyebiliyor. Siz de hikâyelerimi rastgele karıştıracağınız takvim yapraklarındaymış gibi hayal edip bu sayfayı yenileyebilirsiniz, her yenilemede başka bir hikâye...
Üstelik "Kim bu insan?" sorusunun yanıtı da olabilir bu hikâyeler. Bir insanın yaptıkları o insanın ta kendisidir çünkü.
Eğer bu hikâyelerin her defasında yenilendiği bağlantıyı favorilerinize eklemek isterseniz işte burada:
Menüden son yazılarıma ulaşabilirsiniz.
Aşağıdaki Telegram ya da WhatsApp kanallarıma katılıp yeni yazdığım hikâyelerin sıcak sıcak telefonlarınıza iletilmesini de sağlayabilirsiniz.
İsimsiz Hikayeler Telegram Kanalı İsimsiz Hikayeler WhatsApp Kanalıİlk e-kitabımı ücretsiz olarak indirip okumak isterseniz Dijital kitaplar'dan indirin.
"Vızıltı Flüt Islık İndir"Bu da Kitap Yurdu'ndan satın alabileceğiniz ilk romanım:
Rastgele Hikâye:
11.06.2018
Papatyaların kokusunu aldığında hissedeceğiniz o bahar müjdesi gibiydi. Hem de o dört mevsim böyleydi. Sesini duyduğunuzda ipek mendile sarılmış bir fener gelirdi gözünüze adeta. Işıl ışıldı. Gülümsemesi hafifçecik gül kokar, papatya kokusuna eşlik eder, onu daha bir belirginleştirirdi. Papatya çayı kadar sakinleştirirdi onunla konuştuğunuzda. Bir papatya kadar kışa dayanıksızdı ama. Evet, dört mevsim papatyaydı; fakat hüzne, evhama gelemezdi. Bir bir kopardı yaprakları. Bu demek değildi ki en ufak bir sıkıntıda su koyuveriyor. Sıkıntıların kendince, yavaş yavaş üstesinden gelmeye çalışırdı. çoğu zaman gelirdi de. Zaten onun için dört mevsim papatyaydı.
o bir papatyaydı, bense bir dolu tanesi… Sanıyorum ki onun için yan yana duramamış, birbirimizi anlasak da kabullenememiştik. Kabullenmiştik de birbirimizde barınamamıştık.
Oysa biz iki kardeştik ve aynı evde büyümüştük. Birbirimizi severdik; fakat sadece severdik. Arada bir aile buluşmaları dışında görüşmezdik. Birbirimizden yardım falan istemez, özel günlerimize birbirimizi davet etmez; ama kayda değer anlarımızdan haberdar olur, birbirimize iyi temennilerimizi gönderirdik. Diğer aile fertlerinin gizli baskısı olmasa birbirimizi görmeden bir ömür geçirebilirdik. Gerçi birbirimizi görmekten şikayetçi değildik. Sadece birbirimizi özlemiyorduk o kadar.
Hiç dertleşmemiş, hiç gülüşmemiştik.
Ta ki o tuhaf güne kadar…
Yine bir aile buluşmasında, çay-çerez eşliğinde zevk olsun diye doğruluk mu cesaret mi oynuyorduk. Yazılmamış bir anlaşmayla, herkes doğruluğu seçiyordu ve birbirimiz hakkında yepyeni şeyler öğrenmekteydik. Aile büyükleri yoktu. Kuzenler ve kardeşler…
İkimizin de özendiği, olmak istediği insan, ünlü ya da kendilerini kanıtlamış kişiler falan değil, birbirimizdik.