03.04.2026

Küçükken yaşlılarımın, ailemdeki büyüklerin, dizlerinin dibinde oturur, onları dinlerdim. Gülerek bir şey anlatmaya başlarlardı bazen. Anlatmayı daha bitiremeden defalarca bölünürdü hikâyeleri kendi kahkahalarıyla. Birbirlerine bakarlardı, birbirlerini güldürürlerdi. Çünkü bilirlerdi hikâyeyi. Sabırsızlanırdım… Yine de beklerdim sabırla o tatlı gülüşlerinin bitmesini. Açlıkla sonunu merak ederdim hikâyenin. Sonra… Başka dilde, onların, kendi ailemin bilip benim bilmediğim o dilde sonlandırırlardı. Ben öylece kalakalırdım. Sorardım, çoğu zaman duymazlardı beni kahkahalarının sesinden. Bazen umutla yükseltirdim sesimi. O zaman geçiştirirlerdi beni çevrilmeye çalışılmış ama hiç uymamış birkaç cümleyle. Yaşlılarına ait olamamış bir nesilden geliyordum. Hep onlarla gülmeyi arzulayan, korkutulmuş, uzaklaştırılmış o nesilden. Sonra, onların bana yaptığını yapmaya …

Okumaya Devam Et

25.02.2026

Canı sıkılıyordu. Babası yeni boşanmasına rağmen annesi olmayan bir kadının evine götürmüştü onu ve kendisiyle zerrece ilgilenmiyorlardı. Bilgisayarun önüne geçip kapalı olan bilgisayarın klavyesine rastgele basmaya başladı. Kızgındı. Ve önünde, klavyenin tam arkasında bir bardak belirdi. Bardağın içinde pembiş bir sıvı vardı. Bu bardağı babasına ikram ettti. Bardak güzel kokuyordu. Babası önce kadına bir yudum ikram etti ve kendisi de bir yudum aldı. Babası ve kadın bardaktan aldıkları yudumla bir anda tüm ilgilerini ona veren iki rahatsız edici insana dönüşmüşlerdi. Çocuk bu değişimi klavyenin gerçekleştirdiğini bildiği ve bundan memnun olmadığı için klavyenin tuşlarına tekrar bastı ve iki tuşa bastığı için …

Okumaya Devam Et

09.12.2025

Tek başıma bir kafede oturuyorum. Uzun boylu, ince ve yaptığı işe alışmış garson yanıma gelip ne istediğimi soruyor. İstemese de bana tepeden bakacak kadar uzun. Kafamı kaldırıp yüzüne bakıyorum. Gözleri ilgisiz. Onun için sadece bir müşteriyim. Farklı hiçbir tarafım yok. Ona hiçbir şeyin fark etmediğini söyleyemeyeceğime göre, menüden rastgele bir şey seçmeliyim. Konuşmama bile gerek yok, işaret etmem kâfi. Okumam için fazlasıyla yetecek kadar büyük harflere görmeden bakıyorum. Ve rastgele bir satıra, sanki o tabağa dokunur gibi dokunuyorum. Belki de bardağa. İşaret ettiğim şeyin menünün hangi bölümünde olduğuna bile bakmadım ki. Oysa on yedi gün önce olsa bu kafede garsona …

Okumaya Devam Et

23.09.22025

Korkarım her an kendisinden çıkıp başka bir yere gidiverecek. Başka birisinin benliğine. Ya da bir hayvanın… Bitkinin de olabilir… Aslında bunu yapıyor bazen. Bir şey, onu kafasının üstünden çekiveriyor. Bir şey değil, bir tür eğilim. Evet, elinde değil bu, yaradılış meselesi. Boş bulunuverdiği an… Hop! Bir de bakmış kendisini bırakıvermiş. Daha doğrusu, kendisini bırakıp tıpkı hercai bir kelebek gibi başka bir şeyin ruhunun, tabiri caizse omzuna konuvermiş. Biraz kalsa onunla bir olacak. Ruh bile anlamayacak sonradan eklendiğini. Kötü bir alışkanlık bu, tekrarlamamalı. Ama elinde değil işte, ne yapabilir ki. O kendisinden gittiği zaman vücudu onu beklemiyor öyle. Nasıl yapabiliyorsa orada …

Okumaya Devam Et

22.09.2025

Çok yüksek bir tepedeki bir mağara girişinden giriyor ve sonra çıktığı kadar inmek zorunda kalıyordu. Çünkü mağaranın başka bir girişi yoktu ve olamazdı. O dağ denebilecek kadar yüksek tepeye tek başına tam bir günde çıkıyordu. Sonra oracıkta, mağaranın girişinde, o soğuk ve rutubetin içinde uyumak zorunda kalıyordu. Her defasında sabah tüm vücudu kaskatı oluyordu. Sonra aşağı inmeye başlıyordu. Bu da tam iki gününü alıyordu. Ve önce soyunuyor, sonra da o gölet… Çantasında getirdiği balık yağından ve pek çok bitkiden devşirerek yaptığı, onu ısıtıp ıslanmamasını sağlayan yağı vücuduna bir güzel sürüyordu. ardından boyunu ancak geçen suya dalıveriyordu. Ve dibe dalıyor, o …

Okumaya Devam Et

12.09.2025

Elinde incecik bir dal. Sanki görünmez, uzak ama yakın bir ağacın bir dalının ucundaki en taze sürgün. Oysa ağaç yok, ağaç görünmüyor. Dal, mis gibi yeşil kokuyor. En ucunda, minicik iki yaprak filiz vermiş. Bu dal bu canı nereden buluyor? En ufak bir fikri olmasa da parmakları arasında ancak kendisini gösterebilecek kadar küçük olan bu dala güveniyor. Onunla uçuyor. Onu iki elinin baş ve işaret parmaklarına almış, sol eli üstte, sağ elinden en fazla iki santim üsttedir herhâlde. Dal o kadar küçük ki… Hava incecik ama yoğun. Dala destek verip ağırlığını taşıyacak kadar. Güneş üzerine sarı ve kenarları yapay kürklü, …

Okumaya Devam Et

01.08.2025Ayaklarının dibinde küçücük bir toprak kabartısı vardı. Bir cenaze… Tek başınaydı. Yanında diğer insanları istese bile kimse bulunmayacağını biliyordu. Diğer insanlar kimlerdi, onu bile bilmiyordu. Bet bir sesle okunan ezanın sesi duyuldu. Öfke birden içinden fırlayıverdi. Duyulan ezan sesin aniliği korkutmasa, öfkesini yerinde tutabilir, en azından birkaç dakika daha sakince oturtabilirdi. Oysa öfkesi, göğsünün ta ortasındaki yerinden fırlamıştı bile. Ağzını açtı, açmasa daha kötüsü olacaktı. Bir uluma koyuverdi. Uzaklardan bir sokak köpeği ulumasına karşılık verdi. Ezan susmuştu. Yani köpek ezana uluyor olamazdı. Bir daha uludu. Köpek… O… Köpek… Köpek git gide yaklaşıyordu. O uluyor, köpek uluyordu. En son yanına kadar gelen köpeğin önüne çömeldi. O küçücük kabartıyı eşelemeye başladı. Küçücük bir kabartı olsa da bir türlü bitmek bilmiyordu. Köpek de ona yardım etmeye başladı. Bir o eşeliyordu, bir köpek. Beyaz bir mendile sarılı bir şey çıktı toprağın altından. Köpek onu bekledi. O parmak uçlarıyla mendili alıp açtı. Çiğ kırmızı bir kalp çıkmıştı topraktan. Damarları bir yerinden özensizce kesilmişti. Ona iyi davranılmadığı belliydi. Kalbi köpeğe zarifçe ikram etti. Köpek keçeleşmiş kıllarına tezat bir zarafetle yemeye başladı. Son lokmayı, aynı zarafetle ona ikram eden köpeğin ağzından alıp kendisi yedi. Toprağı ayağıyla düzleştirdi. Köpek de ona karınca kararınca yardım etti. Sonra, ikisi de kendi yollarına gitti.

Ayaklarının dibinde küçücük bir toprak kabartısı vardı. Bir cenaze… Tek başınaydı. Yanında diğer insanları istese bile kimse bulunmayacağını biliyordu. Diğer insanlar kimlerdi, onu bile bilmiyordu. Bet bir sesle okunan ezanın sesi duyuldu. Öfke birden içinden fırlayıverdi. Duyulan ezan sesin aniliği korkutmasa, öfkesini yerinde tutabilir, en azından birkaç dakika daha sakince oturtabilirdi. Oysa öfkesi, göğsünün ta ortasındaki yerinden fırlamıştı bile. Ağzını açtı, açmasa daha kötüsü olacaktı. Bir uluma koyuverdi. Uzaklardan bir sokak köpeği ulumasına karşılık verdi. Ezan susmuştu. Yani köpek ezana uluyor olamazdı. Bir daha uludu. Köpek… O… Köpek… Köpek git gide yaklaşıyordu. O uluyor, köpek uluyordu. En son yanına kadar …

Okumaya Devam Et

31.*07.2025

Yaşamaktan, hissetmekten korkan insanların aşırı yapmacıklığıyla selam vermişti bana. Burnumu kıvırdım. Kocası da aynıydı. Ama tam tersi davranıyordu. Ağır abiler gibi, vakarla davrandığını zannederek. Gerçi o kabadayılar gibi değildi. Ya da kendilerini kuvvetli zanneden, gerçekten kuvvetli oldukları için bu zanları daha kökleşmiş olan insanlar gibi… O hep bilen, haklı olan, içinde müthiş bir potansiyel bulunan insanlar gibi yapan tiplerdendi. Bilmediği bir şey varsa susar, bilen birisi konuştuğunda o da biliyormuş gibi yapardı mesela. Yani bu çiftle pek bir işimin olmayacağı anlaşılmıştı. Hoş, benim kimseyle işim olmazdı. Ben de böyle bir tiptim işte. Fazla düşünüp incelemekten git gide mutsuzlaşmış olsa da …

Okumaya Devam Et

26.06.2025

Etrafına baktı. Kimse yoktu. Bir gülümsemeyi onunla paylaşacak, kızdığı şeye onunla kızacak hiç kimse… Sonra hatıralarına daldı gözü. Birden bir çocuk peyda oldu. El ele tutuşup anımsamadığı bir sebepten mutlulukla zıpladıkları o çocuk. Şimdi ne yapıyordu? O da etrafına bakıyor muydu? Onun da etrafında kimse olmuyor muydu? Belki de çok mutluydu. Başarılıydı, derinden bağlı olduğu bir ailesi vardı. Ona ihtiyacı olmaması şöyle dursun, aklına bile gelmiyordu belki. Yine de kendisinin ona, ortak geçmişlerini tekrar anmaya ihtiyacı vardı. Onun için eline telefonunu alıp onu aradı. Rehberde numarası yoktu, buna gerek yoktu. “Naber?” diyerek açtı telefonu. Sanki beş dakika önce ayrılmıştık. “Kötü…” …

Okumaya Devam Et