03.04.2026

Küçükken yaşlılarımın, ailemdeki büyüklerin, dizlerinin dibinde oturur, onları dinlerdim. Gülerek bir şey anlatmaya başlarlardı bazen. Anlatmayı daha bitiremeden defalarca bölünürdü hikâyeleri kendi kahkahalarıyla. Birbirlerine bakarlardı, birbirlerini güldürürlerdi. Çünkü bilirlerdi hikâyeyi. Sabırsızlanırdım… Yine de beklerdim sabırla o tatlı gülüşlerinin bitmesini. Açlıkla sonunu merak ederdim hikâyenin. Sonra… Başka dilde, onların, kendi ailemin bilip benim bilmediğim o dilde sonlandırırlardı. Ben öylece kalakalırdım. Sorardım, çoğu zaman duymazlardı beni kahkahalarının sesinden. Bazen umutla yükseltirdim sesimi. O zaman geçiştirirlerdi beni çevrilmeye çalışılmış ama hiç uymamış birkaç cümleyle. Yaşlılarına ait olamamış bir nesilden geliyordum. Hep onlarla gülmeyi arzulayan, korkutulmuş, uzaklaştırılmış o nesilden. Sonra, onların bana yaptığını yapmaya …

Okumaya Devam Et

01.04.2026

Ayakta olmayı düşündü. Düşünür düşünmez bir vücudu oldu. Vücut ayağa kalktı. Ayakta olursa her şeyi daha iyi anlayabilirdi, öyle düşündü. Kim olduğunu bilmiyordu. Ya da çok iyi bilse de hatırlaması gerekiyordu. Etrafına tüm duyargalarını fırlattı. Hiçbir şey yoktu. Boşluğun taam ortasında mıydı? Ağzını açtı ve hatırlayarak anlatmaya başladı. Anlatırken eliyle havaya resimler çiziyor, tüm vücuduyla dans ediyordu. O anlattıkça boşluk doldu. Ama her şey kâğıtlardaydı sanki. O anlattıkça sayfalar çevriliyordu sadece. Kâğıttan çıkamayan varlıklar sayfalarda tepiniyorlardı çıkmak için. O da bu müzikle dans ediyordu. Sayfaların rüzgârı saçlarını uçuruyordu. Neden sonra sayfalar yüzüne vurmaya, yüzünü kâğıt kesikleriyle doldurmaya başladı. Yüzü paramparça …

Okumaya Devam Et

27.03.2026

Bir toplaşmaya gitmiştim. Beni çağırmışlardı. Gitmek istediğimden değil, daima hayır demekten sıkıldığımdan oradaydım. Aynı insanlar vardı. Artık kendimi aralarında göremediğim insanlar. Aramızda hiçbir sorun olmasa da görüşmek istemediğim… Doğru, bazılarıyla karşılaştığımda yüzümü buruşturmadan edemiyordum. İşte yanıdaki de o yüz buruşturduğum birkaç insan listesindeydi. oturup listelediğimden değil. Bunu yapmak için uğraşmaya değermiş gibi… En kötüsü de ikimiz yalnız kalmıştık. Baş başa kaldığımızı söylemekten imtina etmemin sebebini tahmin edebilirsiniz herhâlde. Dahası ona uygar davranmam gerekiyordu. Ne de olsa uygarlık pek seçime bağlı değil. Ne kadar öyle görünse de… Yine de yokmuş gibi davranmaya cesaret etmiştim. Allah’tan bu geçici bir şeydi. Bize kahve …

Okumaya Devam Et

17.03.2026

Bir sürü döküntü… Her yerde göz alabildiğine döküntü vardı. Zamanın sözde şahitleri, elden ele dolaşıyor, bu zavallı eşyalar için yarışılıyordu. Kalabalıktı. Çoğu bu döküntüleri allayıp pullayıp daha büyük paraya satmak için alıyor, bir kısmı istifçi karakterlerini besliyor, diğerleri de hülyalı gözlerle etrafta dolaşarak: “Ah…” kim bilir bu bilmem hangi tastan kimlerin ne için su içtiklerini düşünerek gündelik sorunlarından kaçıyordu. Ben hiçbiri gibi değildim. Antikadan pek hazzetmezdim. Ama bunları çok seven bir arkadaşım vardı. Şu hülyalı olanlardan… İşte ona bir hediye almak için gelmiştim bu kalabalığın ortasına. Eşyalarını satmak için herkes mikrofon kullanıyordu ve ortalık mikrofonların betleştirip tektipleştirdiği seslerle iyiden iyiye …

Okumaya Devam Et

07.03.2026

Onu bulduğumda bana yaptığı son şakayla veda etmesine fena hâlde kızmıştım. Haydi canım! Bir not, şampanya kadehi, hem de özenle o saçma sapan bir dekor olan çöpe yerleştirilmişti. Bir şeyi yarıda bıraktığında neden onunla özel olarak ilgilenip onu çöpe yerleştirirdi ki bir insan? Tabii ki dekoru benim için hazırlamıştı. Bir şaka dediğime bakmayın, aslında muhtemelen bana yaptığı son işkenceydi. Eh, en azından artık yoktu. Onu bir zamanlar sevmiş olduğuma bile inanamıyordum. Ruj ha! Kadehine ruj izi yapmıştı yahu! Makyajın gramını yüzüne sürmezdi oysa. Bana olan hıncını göstermek istemişti aklı sıra. “Ben senin için süslenmiyorum ama başkası bu ruja değerdi,” mi …

Okumaya Devam Et

01.01.2026

Yorgundu. Uyuyacak hâli bile yoktu. Üstelik durumu da uyumak için pek müsait sayılmazdı. Buna rağmen vücudu alacağını azar azar, ufak miktarlarda şekerlemelerle alıyordu. Kağıt uykuları bozdurmak için bakkal ona bozuk para yerine şekerleme veriyordu. Ama onlar şekerleme gibi değil de demir ağırlıklar gibi düşüyordu bedenine birer birer. Uyumanın bile acı vereceği bir tür yorgunluğu daha önce yaşamış mıydı, hatırlayamıyordu. Şekerlemeleri bozdururken uyandığı anlarda kendi lisanını duyuyordu. Her şeyden çok sevse de acı bir gerçeği haber veren lisanını… Ve onu duymak kendisine acı geliyor, onu yabancılıyordu. Artık yabancı bir şey ona daha tanıdık gelir olmuştu. Kendisine, benliğine, diline… ihanet mi ediyordu? …

Okumaya Devam Et

09.12.2025

Tek başıma bir kafede oturuyorum. Uzun boylu, ince ve yaptığı işe alışmış garson yanıma gelip ne istediğimi soruyor. İstemese de bana tepeden bakacak kadar uzun. Kafamı kaldırıp yüzüne bakıyorum. Gözleri ilgisiz. Onun için sadece bir müşteriyim. Farklı hiçbir tarafım yok. Ona hiçbir şeyin fark etmediğini söyleyemeyeceğime göre, menüden rastgele bir şey seçmeliyim. Konuşmama bile gerek yok, işaret etmem kâfi. Okumam için fazlasıyla yetecek kadar büyük harflere görmeden bakıyorum. Ve rastgele bir satıra, sanki o tabağa dokunur gibi dokunuyorum. Belki de bardağa. İşaret ettiğim şeyin menünün hangi bölümünde olduğuna bile bakmadım ki. Oysa on yedi gün önce olsa bu kafede garsona …

Okumaya Devam Et

08.09.2025

Bir sürü insanın gelip geçtiği bir sokakta, yüksek bir binanın dibinde, olduğundan çok daha küçük görünerek dikiliyor. Omuzları düşük olsa da başı havada. Burun kanatları açık, bir koku arıyor. Bulamayacağını bilse de aramaktan vazgeçmemek kendisine çektirdiği en büyük işkence olsa gerek. Pes etmiş, Hep olduğu gibi… Kimsenin duyamayacağı, incecik bir uluma koyuveriyor havaya. Yanından geçen bir yabancı o tiz, umutsuz ulumayı duyuyor ve ona deli olduğunu düşünerek bakıyor. Oysa onun umursadığı yok. Bir yabancıyı neden umursasın ki? Yine de yoldaşsız geçen onca yıldan sonra, artık alıştığını umsa da bir yoldaş bulamamak fazlasıyla umurunda. Her şeye rağmen ve nasıl oluyorsa mutlu. …

Okumaya Devam Et

26.08.2025

İş çıkışı. Önce eve gidip üzerini değiştirecek. Belki de değiştirmez. Ama arkadaşına vereceği hediyeyi unuttuğu için gitmek zorunda. Birkaç saat sonra işine yakın bir yerde bir kafede görüşecekler. Keşke unutmasaydı. Bir yerlerde aylak aylak gezerdi ne güzel. Ama şimdi iki kere işten eve evden işe gitmiş olacak. O sıkıcı şeyleri günde iki kere yapmak mı… Bir hediyelik eşya dükkanına gitse? Olmaz. Evinde fazlalık iki şey var. Başkaları kendisine hediye olarak vermiş. Ama hiç düşünülmeden verildiği için başkasına verilmek üzere bir kenara koyuldular.. Arkadaşı da o hediyelerden birisini verenlerden. Hangisini vermişti? Hatırlamıyor. Belki de iyi olur onun verdiği şeyin yine kendisine …

Okumaya Devam Et

21.08.2025

Bizim oralara bizden olmayan kimse giremez. Yok, ayrımcılık yapmak için falan söylemiyorum. Harfi harfine geçerli olduğundan; yaşadığımız yerin gerçekten de haritalarda bile yer almadığından söylüyorum. Size durumu anlatmadan önce evimizi inşa etmemiz gerek. Evleniyoruz da… Ama dur, onu biraz anlatabilirim. Çünkü bizim inşa etme tarzımız da farklı sizlerinkinden. Önce saçlarımızı keseceğiz. Ne ilgisi var, değil mi. Dinleyin de anlatayım: Saçlarımızı keseceğiz. Sadece ikimiz değil. İsteyen herkes bize saçını gönderebilir. İstediği kadar. Yani sizin takı töreniniz gibi bir şey bu. “O kadar pahalı bir şey değil ama…” dediğinizi işittir gibiyim. “Paha nedir,” diyerek uzun bir söylev verebilirdim size ama yapmayacağım. Saçlarımızı …

Okumaya Devam Et