23.09.22025

Korkarım her an kendisinden çıkıp başka bir yere gidiverecek. Başka birisinin benliğine. Ya da bir hayvanın… Bitkinin de olabilir… Aslında bunu yapıyor bazen. Bir şey, onu kafasının üstünden çekiveriyor. Bir şey değil, bir tür eğilim. Evet, elinde değil bu, yaradılış meselesi. Boş bulunuverdiği an… Hop! Bir de bakmış kendisini bırakıvermiş. Daha doğrusu, kendisini bırakıp tıpkı hercai bir kelebek gibi başka bir şeyin ruhunun, tabiri caizse omzuna konuvermiş. Biraz kalsa onunla bir olacak. Ruh bile anlamayacak sonradan eklendiğini. Kötü bir alışkanlık bu, tekrarlamamalı. Ama elinde değil işte, ne yapabilir ki. O kendisinden gittiği zaman vücudu onu beklemiyor öyle. Nasıl yapabiliyorsa orada …

Okumaya Devam Et

22.09.2025

Çok yüksek bir tepedeki bir mağara girişinden giriyor ve sonra çıktığı kadar inmek zorunda kalıyordu. Çünkü mağaranın başka bir girişi yoktu ve olamazdı. O dağ denebilecek kadar yüksek tepeye tek başına tam bir günde çıkıyordu. Sonra oracıkta, mağaranın girişinde, o soğuk ve rutubetin içinde uyumak zorunda kalıyordu. Her defasında sabah tüm vücudu kaskatı oluyordu. Sonra aşağı inmeye başlıyordu. Bu da tam iki gününü alıyordu. Ve önce soyunuyor, sonra da o gölet… Çantasında getirdiği balık yağından ve pek çok bitkiden devşirerek yaptığı, onu ısıtıp ıslanmamasını sağlayan yağı vücuduna bir güzel sürüyordu. ardından boyunu ancak geçen suya dalıveriyordu. Ve dibe dalıyor, o …

Okumaya Devam Et

12.09.2025

Elinde incecik bir dal. Sanki görünmez, uzak ama yakın bir ağacın bir dalının ucundaki en taze sürgün. Oysa ağaç yok, ağaç görünmüyor. Dal, mis gibi yeşil kokuyor. En ucunda, minicik iki yaprak filiz vermiş. Bu dal bu canı nereden buluyor? En ufak bir fikri olmasa da parmakları arasında ancak kendisini gösterebilecek kadar küçük olan bu dala güveniyor. Onunla uçuyor. Onu iki elinin baş ve işaret parmaklarına almış, sol eli üstte, sağ elinden en fazla iki santim üsttedir herhâlde. Dal o kadar küçük ki… Hava incecik ama yoğun. Dala destek verip ağırlığını taşıyacak kadar. Güneş üzerine sarı ve kenarları yapay kürklü, …

Okumaya Devam Et

21.08.2025

Bizim oralara bizden olmayan kimse giremez. Yok, ayrımcılık yapmak için falan söylemiyorum. Harfi harfine geçerli olduğundan; yaşadığımız yerin gerçekten de haritalarda bile yer almadığından söylüyorum. Size durumu anlatmadan önce evimizi inşa etmemiz gerek. Evleniyoruz da… Ama dur, onu biraz anlatabilirim. Çünkü bizim inşa etme tarzımız da farklı sizlerinkinden. Önce saçlarımızı keseceğiz. Ne ilgisi var, değil mi. Dinleyin de anlatayım: Saçlarımızı keseceğiz. Sadece ikimiz değil. İsteyen herkes bize saçını gönderebilir. İstediği kadar. Yani sizin takı töreniniz gibi bir şey bu. “O kadar pahalı bir şey değil ama…” dediğinizi işittir gibiyim. “Paha nedir,” diyerek uzun bir söylev verebilirdim size ama yapmayacağım. Saçlarımızı …

Okumaya Devam Et

22.06.2025

]Yağmur yağıyordu. Genç kızla delikanlı, yağmura aldırmadan söyleşiyorlardı. Bir saçak altına sığınmayı bile akıl edememişlerdi. Birbirlerinden ayrılamıyorlardı bir türlü. Genç adam, birazdan gidecek, genç kızı yapayalnız bırakacaktı. Genç kızın, uzun sapsarı saçları, kahverengi gözleri, bir heykeltıraşın elinden çıkmışa benzeyen çok güzel, düzgün hatları olan bir yüzü vardı. Genç adam ise, uzun boylu, kumral saçlıydı. Gök mavisi gözleri vardı. Gözlerinden onulmaz bir keder okunmaktaydı. Vedalaşmaya çok az bir süre kalmıştı çünkü. –Beni üç yıl bekle, üçüncü yılı dördüncü yıla bağlayan gece, kilise çanları on ikiyi çaldığı vakit gelmezsem benden umudunu kes, demişti genç adam. Genç kız susmuştu. Ondan asla umudunu kesmeyeceğini …

Okumaya Devam Et

20.06.2025

Atilla, Erzurum’lu bir araba tamircisiydi. O on dört yaşındayken ailecek İstanbul’a göç etmişlerdi. Gelir gelmez de kendi isteğiyle bir tamircinin yanına çırak olarak girmişti. Sonra Kalfa… On bir yıldır da usta… Karısı Hatice ile iki çocuktan sorumlu olmasa bu işi çoktan bırakırdı; ama üç kişinin sorumluluğu, boynunu büküp arabaların altına girmek zorunda bırakıyordu onu. Evlenmesini de anası istemişti zaten. Hatice’yi sevmişti; ama çocukları olunca onların da sorumluluğunu almak zor gelmişti Atilla’ya. Hem çocukları doğduktan sonra çok farklı bir kadın olmuştu karısı. Eskiden kendisinden araba tamir etmeyi öğretmesini bile isterken şimdi, tek işi gücü çocukları olmuştu. Aslında Hatice bir araba tamircisinin …

Okumaya Devam Et

18.06.2025

“Ne duruyorsunuz! En yakın arkadaşınıza sahip olmanız için gereken tek şey…” “Alt tarafı biraz para işte…” diye geçirdi içinden. Kolaylıkla karşılayabileceği bir miktarı bas bas bağırıyordu reklamı seslendiren delikanlı. Yetmiş iki yaşında olsa da günlük ihtiyaçlarını gidermek için kimseye ihtiyacı yoktu. Epeyce kısa kestiği henüz tam beyazlaşmamış gri saçları vardı. Bedensel açıdan epey şanslıydı. Belki biraz o şansı kendi yaratmıştı. Yüzü tabii ki kırışıktı. Yine de kimse onun yaşadığı yılların sayısının doğruluğuna inanmazdı. Etrafında böyle bir kanaatte olacak insan da yoktu ya. Zaten onun için bu tuhaf, insana gerçek dışı gelen reklama kulaklarını açmıştı. Küçücük yuvarlak bir nesne gösteriyordu reklamda. …

Okumaya Devam Et

15.06.2025

O gün, genç adam garip bir rüya esintisiyle kalkmıştı yatağından. Üzerini giyinirken, rüyasını hatırlamaya çalışıyordu hala. Güzel bir rüyaydı. Bunu, sabah kalktığında içinin ıpılık olmasından anlıyordu. Ama nasıl bir rüya görmüştü acaba? Merak ediyordu. İçini böylesine ıışıtan bir rüyayı daha önce hiç görmemişti genç adam. Çabuk olmalıydı ama. İşine yetişmeliydi çünkü. Üzerini giyinmeyi bitirmişti. Şimdi sıra kahvaltı etmekteydi. Kahvaltısı, sıcak bir bardak tarçınlı sütlü kakaoydu. Onu içtikten sonra, işine gitmek üzere yalnız yaşadığı evinden çıktı. İşine yürüyerek gidiyordu. O’nun tek lüksüydü bu. Bir vergi dairesinde memur olarak çalışıyordu. Erkenden uyanır, işine yürüyerek, bazen de geç uyandığı için koşarak gider, işini …

Okumaya Devam Et

13.06.2025

İnci, bir arkadaşına doğum günü hediyesi almak için dükkanları dolaşıyordu. Eşsiz bir hediye olsun istiyordu; çünkü hayatında yapmayı sevdiği nadir şeylerden birisiydi hediye almak. Dolaşa dolaşa çıkmaz bir sokağa girdi. Orada köhne bir dükkan vardı. Dükkânın tabelasında: “Nadide eşyalar ve sanat eserleri satılır” yazmaktaydı. İçeriye girdi. Dükkânın sahibi uzun boylu, ince yapılı, zarif, yaşlı bir kadındı. Yaşını gösteren tek şey, makul ve dikkatli bakan masmavi gözleriydi. “İyi günler hanımefendi. Dükkânınızda hesaplı şeyler var mıdır acaba?” “Elbette, her kesimden insan dükkanımdan alışveriş yapabilir.” İnci dükkâna şöyle bir göz gezdirdi. Ortalık tertemizdi. Raflarda doldurulmuş hayvanlar, üzerlerine çeşitli figürler işlenmiş deri ciltli defterler, …

Okumaya Devam Et

11.06.2025

Zeminin sürekli değiştiğini, ayağının altında devamlı hareketlenip yere düştüğünü mütemadiyen bizzat tecrübe etmese inanmazdı. Zemin o denli sağlamdı. İşte o görünüşte sağlam olan zeminde dört ayak üzerinde yürürken diğer yandan da etrafında iki ayak üzerinde yürüyen diğer insanların ayakkabılarının o normal seslerini işitiyordu. O sesler kendisini hiç normal hissettirmiyordu. Çünkü bu kaygan zemin sadece onun için öyleydi. Diğerleri için değil… Onun ayakkabıları vardı. Tüm yük onlardaydı ama zemin aniden değiştiği için elleri yara bere içindeydi. Kayaların düşmesiyle ezilen kemikleri ona daimi bir acı kaynağıydı. Keşke boks fırın eldiveni olmasa bile en azından fırın eldiveni takabilseydi ellerine. İşte! Ellerinin altındaki güvenilir …

Okumaya Devam Et