01.04.2026

Ayakta olmayı düşündü. Düşünür düşünmez bir vücudu oldu. Vücut ayağa kalktı. Ayakta olursa her şeyi daha iyi anlayabilirdi, öyle düşündü. Kim olduğunu bilmiyordu. Ya da çok iyi bilse de hatırlaması gerekiyordu. Etrafına tüm duyargalarını fırlattı. Hiçbir şey yoktu. Boşluğun taam ortasında mıydı? Ağzını açtı ve hatırlayarak anlatmaya başladı. Anlatırken eliyle havaya resimler çiziyor, tüm vücuduyla dans ediyordu. O anlattıkça boşluk doldu. Ama her şey kâğıtlardaydı sanki. O anlattıkça sayfalar çevriliyordu sadece. Kâğıttan çıkamayan varlıklar sayfalarda tepiniyorlardı çıkmak için. O da bu müzikle dans ediyordu. Sayfaların rüzgârı saçlarını uçuruyordu. Neden sonra sayfalar yüzüne vurmaya, yüzünü kâğıt kesikleriyle doldurmaya başladı. Yüzü paramparça …

Okumaya Devam Et

22.03.2026

İçimdeki küçük köpekçik kıpırdanıyor. Pek rahat olmadığı muhakkak. Nasıl rahat olabilir ki? Yer çok dar. O küçük olsa da hiç alışık olmadığı bir yere sığmak zorunda kalmış. İyi ki bana zarar vermiyor. İşeyebilirdi ama o yapmıyor. Galiba bu son seferim. Bundan sonra dinlenebileceğim. Yoruldum mu bilmiyorum ama bana bakan öyle düşünür. O da öyle düşünüyor. Aslında o eskidiğimi düşünüyor. Yorulmak benim üzerimde uygun duran bir sözcük değil ne de olsa. İçimdeki her şeyden onun her şeyini öğrendim. Daha ilkokuldayken onundum. Onunla büyüdüm. Önceleri beni pek sevmezdi, umursamazdı… Şimdi… Şimdi o bilmese de umursuyor. Yani seviyor beni. Nereden mi biliyorum? Çünkü …

Okumaya Devam Et

17.03.2026

Bir sürü döküntü… Her yerde göz alabildiğine döküntü vardı. Zamanın sözde şahitleri, elden ele dolaşıyor, bu zavallı eşyalar için yarışılıyordu. Kalabalıktı. Çoğu bu döküntüleri allayıp pullayıp daha büyük paraya satmak için alıyor, bir kısmı istifçi karakterlerini besliyor, diğerleri de hülyalı gözlerle etrafta dolaşarak: “Ah…” kim bilir bu bilmem hangi tastan kimlerin ne için su içtiklerini düşünerek gündelik sorunlarından kaçıyordu. Ben hiçbiri gibi değildim. Antikadan pek hazzetmezdim. Ama bunları çok seven bir arkadaşım vardı. Şu hülyalı olanlardan… İşte ona bir hediye almak için gelmiştim bu kalabalığın ortasına. Eşyalarını satmak için herkes mikrofon kullanıyordu ve ortalık mikrofonların betleştirip tektipleştirdiği seslerle iyiden iyiye …

Okumaya Devam Et

01.03.2026

Yolunu kaybeden geyik katı nesnelerin içinden geçtiğini bilmeden yola çıktı. Küçük bir evde yaşayan ve o sırada epey pahalı v lezzetli bir kutu bisküviyi bitmesinden korkarak yemekte olan bir kadının önünde belirdi. Kutunun içindekilerin kokularını epey beğendiğinden, bir lokmada gövdesine indiren geyiği, yanındaki kocaman kolonya bidonunu sıkarak kovmaya çalışan kadın etkisiz kaldı. Geyik, kolonyanın kokusunu epey beğenmişti. Onu da mideye indirmek istedi. Ancak burnu ve ağzı şişeye gömüldü. Çünkü şişe yiyeceği bir şey değildi. Kadın kalıtsal bir çareyle ayağından terliğini çıkarıp geyiğe atsa da geyiğin içinden geçen terlik, epey pahalı bir kurt heykelinin düşürerek kırılması üzerine insana melodik gelen bir …

Okumaya Devam Et

25.02.2026

Canı sıkılıyordu. Babası yeni boşanmasına rağmen annesi olmayan bir kadının evine götürmüştü onu ve kendisiyle zerrece ilgilenmiyorlardı. Bilgisayarun önüne geçip kapalı olan bilgisayarın klavyesine rastgele basmaya başladı. Kızgındı. Ve önünde, klavyenin tam arkasında bir bardak belirdi. Bardağın içinde pembiş bir sıvı vardı. Bu bardağı babasına ikram ettti. Bardak güzel kokuyordu. Babası önce kadına bir yudum ikram etti ve kendisi de bir yudum aldı. Babası ve kadın bardaktan aldıkları yudumla bir anda tüm ilgilerini ona veren iki rahatsız edici insana dönüşmüşlerdi. Çocuk bu değişimi klavyenin gerçekleştirdiğini bildiği ve bundan memnun olmadığı için klavyenin tuşlarına tekrar bastı ve iki tuşa bastığı için …

Okumaya Devam Et

23.09.22025

Korkarım her an kendisinden çıkıp başka bir yere gidiverecek. Başka birisinin benliğine. Ya da bir hayvanın… Bitkinin de olabilir… Aslında bunu yapıyor bazen. Bir şey, onu kafasının üstünden çekiveriyor. Bir şey değil, bir tür eğilim. Evet, elinde değil bu, yaradılış meselesi. Boş bulunuverdiği an… Hop! Bir de bakmış kendisini bırakıvermiş. Daha doğrusu, kendisini bırakıp tıpkı hercai bir kelebek gibi başka bir şeyin ruhunun, tabiri caizse omzuna konuvermiş. Biraz kalsa onunla bir olacak. Ruh bile anlamayacak sonradan eklendiğini. Kötü bir alışkanlık bu, tekrarlamamalı. Ama elinde değil işte, ne yapabilir ki. O kendisinden gittiği zaman vücudu onu beklemiyor öyle. Nasıl yapabiliyorsa orada …

Okumaya Devam Et

22.09.2025

Çok yüksek bir tepedeki bir mağara girişinden giriyor ve sonra çıktığı kadar inmek zorunda kalıyordu. Çünkü mağaranın başka bir girişi yoktu ve olamazdı. O dağ denebilecek kadar yüksek tepeye tek başına tam bir günde çıkıyordu. Sonra oracıkta, mağaranın girişinde, o soğuk ve rutubetin içinde uyumak zorunda kalıyordu. Her defasında sabah tüm vücudu kaskatı oluyordu. Sonra aşağı inmeye başlıyordu. Bu da tam iki gününü alıyordu. Ve önce soyunuyor, sonra da o gölet… Çantasında getirdiği balık yağından ve pek çok bitkiden devşirerek yaptığı, onu ısıtıp ıslanmamasını sağlayan yağı vücuduna bir güzel sürüyordu. ardından boyunu ancak geçen suya dalıveriyordu. Ve dibe dalıyor, o …

Okumaya Devam Et

12.09.2025

Elinde incecik bir dal. Sanki görünmez, uzak ama yakın bir ağacın bir dalının ucundaki en taze sürgün. Oysa ağaç yok, ağaç görünmüyor. Dal, mis gibi yeşil kokuyor. En ucunda, minicik iki yaprak filiz vermiş. Bu dal bu canı nereden buluyor? En ufak bir fikri olmasa da parmakları arasında ancak kendisini gösterebilecek kadar küçük olan bu dala güveniyor. Onunla uçuyor. Onu iki elinin baş ve işaret parmaklarına almış, sol eli üstte, sağ elinden en fazla iki santim üsttedir herhâlde. Dal o kadar küçük ki… Hava incecik ama yoğun. Dala destek verip ağırlığını taşıyacak kadar. Güneş üzerine sarı ve kenarları yapay kürklü, …

Okumaya Devam Et

21.08.2025

Bizim oralara bizden olmayan kimse giremez. Yok, ayrımcılık yapmak için falan söylemiyorum. Harfi harfine geçerli olduğundan; yaşadığımız yerin gerçekten de haritalarda bile yer almadığından söylüyorum. Size durumu anlatmadan önce evimizi inşa etmemiz gerek. Evleniyoruz da… Ama dur, onu biraz anlatabilirim. Çünkü bizim inşa etme tarzımız da farklı sizlerinkinden. Önce saçlarımızı keseceğiz. Ne ilgisi var, değil mi. Dinleyin de anlatayım: Saçlarımızı keseceğiz. Sadece ikimiz değil. İsteyen herkes bize saçını gönderebilir. İstediği kadar. Yani sizin takı töreniniz gibi bir şey bu. “O kadar pahalı bir şey değil ama…” dediğinizi işittir gibiyim. “Paha nedir,” diyerek uzun bir söylev verebilirdim size ama yapmayacağım. Saçlarımızı …

Okumaya Devam Et

22.06.2025

]Yağmur yağıyordu. Genç kızla delikanlı, yağmura aldırmadan söyleşiyorlardı. Bir saçak altına sığınmayı bile akıl edememişlerdi. Birbirlerinden ayrılamıyorlardı bir türlü. Genç adam, birazdan gidecek, genç kızı yapayalnız bırakacaktı. Genç kızın, uzun sapsarı saçları, kahverengi gözleri, bir heykeltıraşın elinden çıkmışa benzeyen çok güzel, düzgün hatları olan bir yüzü vardı. Genç adam ise, uzun boylu, kumral saçlıydı. Gök mavisi gözleri vardı. Gözlerinden onulmaz bir keder okunmaktaydı. Vedalaşmaya çok az bir süre kalmıştı çünkü. –Beni üç yıl bekle, üçüncü yılı dördüncü yıla bağlayan gece, kilise çanları on ikiyi çaldığı vakit gelmezsem benden umudunu kes, demişti genç adam. Genç kız susmuştu. Ondan asla umudunu kesmeyeceğini …

Okumaya Devam Et