Küçükken yaşlılarımın, ailemdeki büyüklerin, dizlerinin dibinde oturur, onları dinlerdim. Gülerek bir şey anlatmaya başlarlardı bazen. Anlatmayı daha bitiremeden defalarca bölünürdü hikâyeleri kendi kahkahalarıyla. Birbirlerine bakarlardı, birbirlerini güldürürlerdi. Çünkü bilirlerdi hikâyeyi. Sabırsızlanırdım… Yine de beklerdim sabırla o tatlı gülüşlerinin bitmesini. Açlıkla sonunu merak ederdim hikâyenin. Sonra… Başka dilde, onların, kendi ailemin bilip benim bilmediğim o dilde sonlandırırlardı. Ben öylece kalakalırdım. Sorardım, çoğu zaman duymazlardı beni kahkahalarının sesinden. Bazen umutla yükseltirdim sesimi. O zaman geçiştirirlerdi beni çevrilmeye çalışılmış ama hiç uymamış birkaç cümleyle. Yaşlılarına ait olamamış bir nesilden geliyordum. Hep onlarla gülmeyi arzulayan, korkutulmuş, uzaklaştırılmış o nesilden. Sonra, onların bana yaptığını yapmaya …
Kategori: Genel
01.04.2026
Ayakta olmayı düşündü. Düşünür düşünmez bir vücudu oldu. Vücut ayağa kalktı. Ayakta olursa her şeyi daha iyi anlayabilirdi, öyle düşündü. Kim olduğunu bilmiyordu. Ya da çok iyi bilse de hatırlaması gerekiyordu. Etrafına tüm duyargalarını fırlattı. Hiçbir şey yoktu. Boşluğun taam ortasında mıydı? Ağzını açtı ve hatırlayarak anlatmaya başladı. Anlatırken eliyle havaya resimler çiziyor, tüm vücuduyla dans ediyordu. O anlattıkça boşluk doldu. Ama her şey kâğıtlardaydı sanki. O anlattıkça sayfalar çevriliyordu sadece. Kâğıttan çıkamayan varlıklar sayfalarda tepiniyorlardı çıkmak için. O da bu müzikle dans ediyordu. Sayfaların rüzgârı saçlarını uçuruyordu. Neden sonra sayfalar yüzüne vurmaya, yüzünü kâğıt kesikleriyle doldurmaya başladı. Yüzü paramparça …
27.03.2026
Bir toplaşmaya gitmiştim. Beni çağırmışlardı. Gitmek istediğimden değil, daima hayır demekten sıkıldığımdan oradaydım. Aynı insanlar vardı. Artık kendimi aralarında göremediğim insanlar. Aramızda hiçbir sorun olmasa da görüşmek istemediğim… Doğru, bazılarıyla karşılaştığımda yüzümü buruşturmadan edemiyordum. İşte yanıdaki de o yüz buruşturduğum birkaç insan listesindeydi. oturup listelediğimden değil. Bunu yapmak için uğraşmaya değermiş gibi… En kötüsü de ikimiz yalnız kalmıştık. Baş başa kaldığımızı söylemekten imtina etmemin sebebini tahmin edebilirsiniz herhâlde. Dahası ona uygar davranmam gerekiyordu. Ne de olsa uygarlık pek seçime bağlı değil. Ne kadar öyle görünse de… Yine de yokmuş gibi davranmaya cesaret etmiştim. Allah’tan bu geçici bir şeydi. Bize kahve …
23.03.2026
Oynamayı severdik. Tuhaf oyunlar, sıradan oyunlar, korkutucu oyunlar… Mühim olan oynamaktı. Bu kez de bana bir kutu uzatıyordu. Diğer elinde de bir gözbağı vardı. Ve ince, lateks bir eldiven… “Oyun ne?” Ne olduğunu tahmin etmek de oyunun bir parçasıydı. “Göz bağını ve eldiveni takacağım ve elimi kutunun içine sokacağım. İçindekinin ne olduğunu tahmin edeceğim.” “Başla o zaman.” Kutuyu kendim açtım. İçine elimi soktuğumda kıpırdanan soğuk bir şey vardı. Acaba kazayla ben mi onu kıpırdatmıştım; yoksa kendi mi kıpırdanıyordu? Uzundu. Biraz kalındı. Eldivenin altından dokusuna baktım. Bir kablo muydu? Kabloysa örgülü olanlardandı. Ama neyin kablosuydu. Ucunu bulamıyordum ki, kıvrım kıvrımdı… Yine …
22.03.2026
İçimdeki küçük köpekçik kıpırdanıyor. Pek rahat olmadığı muhakkak. Nasıl rahat olabilir ki? Yer çok dar. O küçük olsa da hiç alışık olmadığı bir yere sığmak zorunda kalmış. İyi ki bana zarar vermiyor. İşeyebilirdi ama o yapmıyor. Galiba bu son seferim. Bundan sonra dinlenebileceğim. Yoruldum mu bilmiyorum ama bana bakan öyle düşünür. O da öyle düşünüyor. Aslında o eskidiğimi düşünüyor. Yorulmak benim üzerimde uygun duran bir sözcük değil ne de olsa. İçimdeki her şeyden onun her şeyini öğrendim. Daha ilkokuldayken onundum. Onunla büyüdüm. Önceleri beni pek sevmezdi, umursamazdı… Şimdi… Şimdi o bilmese de umursuyor. Yani seviyor beni. Nereden mi biliyorum? Çünkü …
17.03.2026
Bir sürü döküntü… Her yerde göz alabildiğine döküntü vardı. Zamanın sözde şahitleri, elden ele dolaşıyor, bu zavallı eşyalar için yarışılıyordu. Kalabalıktı. Çoğu bu döküntüleri allayıp pullayıp daha büyük paraya satmak için alıyor, bir kısmı istifçi karakterlerini besliyor, diğerleri de hülyalı gözlerle etrafta dolaşarak: “Ah…” kim bilir bu bilmem hangi tastan kimlerin ne için su içtiklerini düşünerek gündelik sorunlarından kaçıyordu. Ben hiçbiri gibi değildim. Antikadan pek hazzetmezdim. Ama bunları çok seven bir arkadaşım vardı. Şu hülyalı olanlardan… İşte ona bir hediye almak için gelmiştim bu kalabalığın ortasına. Eşyalarını satmak için herkes mikrofon kullanıyordu ve ortalık mikrofonların betleştirip tektipleştirdiği seslerle iyiden iyiye …
16.03.2026
Mutfağın kapısını açtığımda o aynı tanımlayamadığım detone gıcırtıyı işittiğim an ani bir kahkahayla sarsıldı vücudum. Bu saçma sapan gıcırtı hakkında ne kadar tuhaf espriler yapardık kardeşimle. Genelde başlatan o olurdu. İkimiz de müzikten anlamazdık ama binlerce anlam sığdırırdık o gıcırtıya. Başka hiçbir yerde buna benzer bir gıcırtı işitmiş değilim. Masaya yürüdüm hemen. Yüzeyi hâlâ dümdüzdü. Keşke ahşap bir masa olsaydı burada. O zaman hayatımız normal görünür müydü? O zaman da tıpkı bu plastik masa gibi pürüzsüz görünüyordu her şey. Sandalyeler hâlâ gıcırdıyordu. Burada her şey gıcırdasa da pürüzsüz görünüyordu. Musluğu açsam o da inleyecekti, biliyordum. Ama bunun için hiçbir sebep …
07.03.2026
Onu bulduğumda bana yaptığı son şakayla veda etmesine fena hâlde kızmıştım. Haydi canım! Bir not, şampanya kadehi, hem de özenle o saçma sapan bir dekor olan çöpe yerleştirilmişti. Bir şeyi yarıda bıraktığında neden onunla özel olarak ilgilenip onu çöpe yerleştirirdi ki bir insan? Tabii ki dekoru benim için hazırlamıştı. Bir şaka dediğime bakmayın, aslında muhtemelen bana yaptığı son işkenceydi. Eh, en azından artık yoktu. Onu bir zamanlar sevmiş olduğuma bile inanamıyordum. Ruj ha! Kadehine ruj izi yapmıştı yahu! Makyajın gramını yüzüne sürmezdi oysa. Bana olan hıncını göstermek istemişti aklı sıra. “Ben senin için süslenmiyorum ama başkası bu ruja değerdi,” mi …
04.03.2026
Ne zamandır böylece duruyorum? Üzerimde bir hamamböceği üç kere çoluk çocuğa karıştı. Evet, böcek sardı her yanımı. O böceklerin büyüyüşlerine tanık oldum. Her birinin diğerleriyle sohbetlerine… Her gün bir sürü kedi geldi ziyaretime. Bir tanesi tanıdıktı. Gerçi artık hepsiyle iyi tanış olduk. Eski dostum da benim gibi bekliyor onu. O da bana sürünerek belirtiyor. Kokusunu hatrrlatıyor bana. Sanki ona bir mekup ya da bir kartpostal gibi gönderecekmişim gibi kokusunu. O gönderemeyeceğimi bilmiyor, ben de gönderemeyeceğimi anlaamıyorum. Henüz o kadar iyi değil Kedicem. Böceklerle daha iyi aram. Ama o gelince böcekler gidecek. Öldürecek onları, çok iyi biliyorum. Yine de onu bekliyorum. …
03.03.2026
Kardeşim bir astronottur. Daha dün, her zaman bahsettiği uzaylı arkadaşından bir paket geldiğini söyledi. Gerçekten de bir paket gelmişti. Tuhaf bir matteryalden yapılma bir şeydi. Oysa biz onun ilgi çekmek için bu arkadaş meselesini söylediğini zannediyorduk. Böyle düşünmemiz doğal değil miydi sanki? Bu paketi gözlerimizin önünde açtığında karnabahara benzeyen bir şey çıktı. Kokusu bile benziyordu. Karnabahar büyüdü, büyüdü… Ve küçük kardeşime uzantılarından biri temas etti. Kardeşim boşalmıştı resmen. Evet, canlıydı ama zihni, ruhu… bir şeyleri ondan alınmıştı. Karnabahar diğerlerine temas etmek için kıvranıyordu. Biz ondan kaçıyorduk. Kardeşimin ağzından konuşmaya başladı. Bir karnabaharrın çıkarabileceği türden kavuçuğumsu bir sese benziyordu sesi, kardeşimin …