22.03.2026

İçimdeki küçük köpekçik kıpırdanıyor. Pek rahat olmadığı muhakkak. Nasıl rahat olabilir ki? Yer çok dar. O küçük olsa da hiç alışık olmadığı bir yere sığmak zorunda kalmış. İyi ki bana zarar vermiyor. İşeyebilirdi ama o yapmıyor. Galiba bu son seferim. Bundan sonra dinlenebileceğim. Yoruldum mu bilmiyorum ama bana bakan öyle düşünür. O da öyle düşünüyor. Aslında o eskidiğimi düşünüyor. Yorulmak benim üzerimde uygun duran bir sözcük değil ne de olsa. İçimdeki her şeyden onun her şeyini öğrendim. Daha ilkokuldayken onundum. Onunla büyüdüm. Önceleri beni pek sevmezdi, umursamazdı… Şimdi… Şimdi o bilmese de umursuyor. Yani seviyor beni. Nereden mi biliyorum? Çünkü …

Okumaya Devam Et

07.03.2026

Onu bulduğumda bana yaptığı son şakayla veda etmesine fena hâlde kızmıştım. Haydi canım! Bir not, şampanya kadehi, hem de özenle o saçma sapan bir dekor olan çöpe yerleştirilmişti. Bir şeyi yarıda bıraktığında neden onunla özel olarak ilgilenip onu çöpe yerleştirirdi ki bir insan? Tabii ki dekoru benim için hazırlamıştı. Bir şaka dediğime bakmayın, aslında muhtemelen bana yaptığı son işkenceydi. Eh, en azından artık yoktu. Onu bir zamanlar sevmiş olduğuma bile inanamıyordum. Ruj ha! Kadehine ruj izi yapmıştı yahu! Makyajın gramını yüzüne sürmezdi oysa. Bana olan hıncını göstermek istemişti aklı sıra. “Ben senin için süslenmiyorum ama başkası bu ruja değerdi,” mi …

Okumaya Devam Et

02.03.2026

Bana bir şey sormuştu. Onu hatırladığım ilk andan bahsediyorum. Ne sorduğunu net hatırlayamıyorum ne yazık. En başından anlatayım: Bir toplantı masasında oturuyorduk. O benim sol çaprazımdaydı. Toplantının içeriğini de tam hatırlamıyorum. Galiba yaptığımız sözleşmenin bir maddesi üzerinde konuşmak için gelmiştim. Onların şirketine avukat olarak gitmiştim. Daha yeni başlamıştım ama birkaç kere görüşmüşlüğümüz olmalıydı. Daha önce varlığını fark etmesem de oradaydı. Sonra bana bir şey sormuştu. Galiba bu konuda ne kadar çalıştığımı anladığını not olarak düşen bir soruydu. Yani o soruyu sorduktan sonra aynı tarafta olduğumuzu hissetmiştim. Normalde karşı tarafta olduğumuzdan değil. Tüm insanlara karşı ikimiz kabilinden. Soru önemli değildi zaten, …

Okumaya Devam Et

25.08.2025

Yıllar sonra onunla aynı yerde karşılaşacağımı söyleseler inanmazdım. Çok büyük işlerin adamı olduğunu düşünürdüm. Her zaman en iyisini yapar, ekmekten en büyük lokmayı alır, her çiçekten aldığı balı o lokmaya bir güzel katık yapıp afiyetle yerdi. Kendisi dahil herkes böyle bilirdi. Benim hakkımda pek konuşan olmazdı. Sıradan bir insandım işte. En işsiz güçsüz, dedikoduya aç olan insan bile hakkımda konuşmak için pek zaman harcamazdı. Oradan ayrılmış, sıradan bir işte çalışıp tek başıma yaşayan, sıradan bir yalnız olarak hayatımı yaşamaktaydım. Sıradan bir ziyaret için evimdeydim. Aslında pek sıradan değildi çünkü ayrıldıktan sonra ilk defa gitmiştim. Sebebi ziyaretimi bilen ben değil bilinç …

Okumaya Devam Et

12.08.2025

Değirmenin kolunu çevirirken düşünüyor. Kendisi için bir şey yapabilmek ne güzel. Her nedense sabah sabah düşündüğü ilk şey oluyor bu. Eskiden ilk düşündüğü kocası olurdu. Kalkar kalkmaz ilk işi saate bakmaktı. Oysa kendisi gece çalıştığından onun için önemli değildi sabah saatleri. Çocukları olmamıştı, iyi ki olmamıştı. Kendisine ayırabileceği bir zamanı yoktu ki. Kahve değirmeninin kolunu çevirirken düşünüyordu da… evliyken kendisi için hiç kahve öğütmemiş, hiç yaptığı kahveyi uzun uzun koklayamamıştı. Evliyken şu suda eriyen, makine yağı kokan kahvelerden içerdi. Zamanı olmazdı ki… Kocasıyla, eski kocasıyla, ikisinin de gezmek için geldikleri bir yerde tanışmışlardı. Sonra evlenip yer değiştirmişti. Kocasının yanına. Ama …

Okumaya Devam Et

30.07.2025

Mısır unu, yumurta, bir çay kaşığı karbonat, iki yemek kaşığı yoğurt, biraz tereyağı… Basit bir şeydi. Bu ekmeği yoğurmaya bile gerek yoktu. Yumurtaları biraz çırpmak yeterdi. Sıvı bir hamur olacaktı. Yağlanmış, kızdırılmış tavada uysalca şekil alacaktı. Yine de içinde başka bir şeyler de olacaktı bu basit ekmeğin. Bir şeyler işte. Sevgi kabilinden bir şeyler. Ya da inanç… Bir tür büyü… Sonra onu temiz bir beze saracaktı ki kokusunu herkes duyabilsin. Poşete asla koymazdı. Ve dışarıya çıkacak, dört aradan sonra sola dönecek, sağdaki yedinci apartmana girecekti. Hâlâ sıcacık olacaktı elindeki o yamru yumru ekmek. İki notalık çan sesini gizleyen zilin düğmesine …

Okumaya Devam Et

13.07.2025

Gösteremediği sevginin ağırlığı bağlanmıştı ayaklarına sanki. İşte bu ağırlıkla yavaş yavaş yürüyordu. Yüzünde telaş vardı ama acele etse de adımlarını hızlandıramıyordu. İşte onun için çaresizlik de eklenmişti telaşa. Bir apartman kapısına dikilmişti gözleri. Adımları onu kapının önüne getirdiğinde bu kez gözleri belli bir zilin üzerine sabitlendi. Ama şaşkınlık da belirmişti yüzünde. Yüzü, ıslak bir bez konmadan dinlenmeye bırakılmış, acemi bir ev hanımının yoğurduğu kurumuş bir hamur gibi ifade değiştirmekte zorlanıyor, tüm ifadeler çizgilerinde kaybolmak bilmediğinden korku filmlerindeki palyaçolara benziyordu. Zilde beklediği ismi bulamamıştı anlaşılan. Diğer zillere baktı. Tanıdık bir tane vardı. Onun zilini çaldı ama umutsuzdu. Zilin sahibi o zaman …

Okumaya Devam Et

22.06.2025

]Yağmur yağıyordu. Genç kızla delikanlı, yağmura aldırmadan söyleşiyorlardı. Bir saçak altına sığınmayı bile akıl edememişlerdi. Birbirlerinden ayrılamıyorlardı bir türlü. Genç adam, birazdan gidecek, genç kızı yapayalnız bırakacaktı. Genç kızın, uzun sapsarı saçları, kahverengi gözleri, bir heykeltıraşın elinden çıkmışa benzeyen çok güzel, düzgün hatları olan bir yüzü vardı. Genç adam ise, uzun boylu, kumral saçlıydı. Gök mavisi gözleri vardı. Gözlerinden onulmaz bir keder okunmaktaydı. Vedalaşmaya çok az bir süre kalmıştı çünkü. –Beni üç yıl bekle, üçüncü yılı dördüncü yıla bağlayan gece, kilise çanları on ikiyi çaldığı vakit gelmezsem benden umudunu kes, demişti genç adam. Genç kız susmuştu. Ondan asla umudunu kesmeyeceğini …

Okumaya Devam Et

15.06.2025

O gün, genç adam garip bir rüya esintisiyle kalkmıştı yatağından. Üzerini giyinirken, rüyasını hatırlamaya çalışıyordu hala. Güzel bir rüyaydı. Bunu, sabah kalktığında içinin ıpılık olmasından anlıyordu. Ama nasıl bir rüya görmüştü acaba? Merak ediyordu. İçini böylesine ıışıtan bir rüyayı daha önce hiç görmemişti genç adam. Çabuk olmalıydı ama. İşine yetişmeliydi çünkü. Üzerini giyinmeyi bitirmişti. Şimdi sıra kahvaltı etmekteydi. Kahvaltısı, sıcak bir bardak tarçınlı sütlü kakaoydu. Onu içtikten sonra, işine gitmek üzere yalnız yaşadığı evinden çıktı. İşine yürüyerek gidiyordu. O’nun tek lüksüydü bu. Bir vergi dairesinde memur olarak çalışıyordu. Erkenden uyanır, işine yürüyerek, bazen de geç uyandığı için koşarak gider, işini …

Okumaya Devam Et