25.08.2025

Yıllar sonra onunla aynı yerde karşılaşacağımı söyleseler inanmazdım. Çok büyük işlerin adamı olduğunu düşünürdüm. Her zaman en iyisini yapar, ekmekten en büyük lokmayı alır, her çiçekten aldığı balı o lokmaya bir güzel katık yapıp afiyetle yerdi. Kendisi dahil herkes böyle bilirdi. Benim hakkımda pek konuşan olmazdı. Sıradan bir insandım işte. En işsiz güçsüz, dedikoduya aç olan insan bile hakkımda konuşmak için pek zaman harcamazdı. Oradan ayrılmış, sıradan bir işte çalışıp tek başıma yaşayan, sıradan bir yalnız olarak hayatımı yaşamaktaydım. Sıradan bir ziyaret için evimdeydim. Aslında pek sıradan değildi çünkü ayrıldıktan sonra ilk defa gitmiştim. Sebebi ziyaretimi bilen ben değil bilinç …

Okumaya Devam Et

12.08.2025

Değirmenin kolunu çevirirken düşünüyor. Kendisi için bir şey yapabilmek ne güzel. Her nedense sabah sabah düşündüğü ilk şey oluyor bu. Eskiden ilk düşündüğü kocası olurdu. Kalkar kalkmaz ilk işi saate bakmaktı. Oysa kendisi gece çalıştığından onun için önemli değildi sabah saatleri. Çocukları olmamıştı, iyi ki olmamıştı. Kendisine ayırabileceği bir zamanı yoktu ki. Kahve değirmeninin kolunu çevirirken düşünüyordu da… evliyken kendisi için hiç kahve öğütmemiş, hiç yaptığı kahveyi uzun uzun koklayamamıştı. Evliyken şu suda eriyen, makine yağı kokan kahvelerden içerdi. Zamanı olmazdı ki… Kocasıyla, eski kocasıyla, ikisinin de gezmek için geldikleri bir yerde tanışmışlardı. Sonra evlenip yer değiştirmişti. Kocasının yanına. Ama …

Okumaya Devam Et

30.07.2025

Mısır unu, yumurta, bir çay kaşığı karbonat, iki yemek kaşığı yoğurt, biraz tereyağı… Basit bir şeydi. Bu ekmeği yoğurmaya bile gerek yoktu. Yumurtaları biraz çırpmak yeterdi. Sıvı bir hamur olacaktı. Yağlanmış, kızdırılmış tavada uysalca şekil alacaktı. Yine de içinde başka bir şeyler de olacaktı bu basit ekmeğin. Bir şeyler işte. Sevgi kabilinden bir şeyler. Ya da inanç… Bir tür büyü… Sonra onu temiz bir beze saracaktı ki kokusunu herkes duyabilsin. Poşete asla koymazdı. Ve dışarıya çıkacak, dört aradan sonra sola dönecek, sağdaki yedinci apartmana girecekti. Hâlâ sıcacık olacaktı elindeki o yamru yumru ekmek. İki notalık çan sesini gizleyen zilin düğmesine …

Okumaya Devam Et

13.07.2025

Gösteremediği sevginin ağırlığı bağlanmıştı ayaklarına sanki. İşte bu ağırlıkla yavaş yavaş yürüyordu. Yüzünde telaş vardı ama acele etse de adımlarını hızlandıramıyordu. İşte onun için çaresizlik de eklenmişti telaşa. Bir apartman kapısına dikilmişti gözleri. Adımları onu kapının önüne getirdiğinde bu kez gözleri belli bir zilin üzerine sabitlendi. Ama şaşkınlık da belirmişti yüzünde. Yüzü, ıslak bir bez konmadan dinlenmeye bırakılmış, acemi bir ev hanımının yoğurduğu kurumuş bir hamur gibi ifade değiştirmekte zorlanıyor, tüm ifadeler çizgilerinde kaybolmak bilmediğinden korku filmlerindeki palyaçolara benziyordu. Zilde beklediği ismi bulamamıştı anlaşılan. Diğer zillere baktı. Tanıdık bir tane vardı. Onun zilini çaldı ama umutsuzdu. Zilin sahibi o zaman …

Okumaya Devam Et

22.06.2025

]Yağmur yağıyordu. Genç kızla delikanlı, yağmura aldırmadan söyleşiyorlardı. Bir saçak altına sığınmayı bile akıl edememişlerdi. Birbirlerinden ayrılamıyorlardı bir türlü. Genç adam, birazdan gidecek, genç kızı yapayalnız bırakacaktı. Genç kızın, uzun sapsarı saçları, kahverengi gözleri, bir heykeltıraşın elinden çıkmışa benzeyen çok güzel, düzgün hatları olan bir yüzü vardı. Genç adam ise, uzun boylu, kumral saçlıydı. Gök mavisi gözleri vardı. Gözlerinden onulmaz bir keder okunmaktaydı. Vedalaşmaya çok az bir süre kalmıştı çünkü. –Beni üç yıl bekle, üçüncü yılı dördüncü yıla bağlayan gece, kilise çanları on ikiyi çaldığı vakit gelmezsem benden umudunu kes, demişti genç adam. Genç kız susmuştu. Ondan asla umudunu kesmeyeceğini …

Okumaya Devam Et

15.06.2025

O gün, genç adam garip bir rüya esintisiyle kalkmıştı yatağından. Üzerini giyinirken, rüyasını hatırlamaya çalışıyordu hala. Güzel bir rüyaydı. Bunu, sabah kalktığında içinin ıpılık olmasından anlıyordu. Ama nasıl bir rüya görmüştü acaba? Merak ediyordu. İçini böylesine ıışıtan bir rüyayı daha önce hiç görmemişti genç adam. Çabuk olmalıydı ama. İşine yetişmeliydi çünkü. Üzerini giyinmeyi bitirmişti. Şimdi sıra kahvaltı etmekteydi. Kahvaltısı, sıcak bir bardak tarçınlı sütlü kakaoydu. Onu içtikten sonra, işine gitmek üzere yalnız yaşadığı evinden çıktı. İşine yürüyerek gidiyordu. O’nun tek lüksüydü bu. Bir vergi dairesinde memur olarak çalışıyordu. Erkenden uyanır, işine yürüyerek, bazen de geç uyandığı için koşarak gider, işini …

Okumaya Devam Et

05.05.2025

“Bir şeylerden bıkmış bu kadın. Yaşamaktan falan değil, başka bir şeylerden besbelli.” Annem onu ilk gördüğünün akşamı böyle demişti. Sonra susmuştu. Birkaç zaman sonra: “Oğlum… Bu kadınla bir yuva kuramazsın sen. Yanlış anlama, kötü bir insan değil ama sen onunla yapamazsın işte, anlarım ben.” “Neden anne? Nesi var kızcağızın?” “Tamam da o bir kızcağız değil ki yavrum. Yaşı küçük ama o gözleri… Senin gibi mutlu bir insanı ağırlaştırır böyleleri. Elinde değildir yani, kötülüğünden değil.” “Ama ben seviyorum be ana.” “Sev oğlum, sev de ömür geçirmek başka işte. Bir gün ansızın çekip giderse ne yapacaksın?” “Niye çekip gitsin ki?” “Gider oğlum …

Okumaya Devam Et

21.04.2025

Denize adım attığımda ayaklarımda hiçbir şey yoktu. Küçük kaya parçalarından kopmuş, epey büyük çakıl taşı parçaları diyebileceğim taşlar tabanlarımı ağrıtıyorlardı. Acıtmıyorlardı, acı kadar acil bir şey değildi bu, ağrıydı. Hani kas ve kemikleri rahatsız etmekle yetinip kan çıkartmayan ve yanık olmayan türden… Burnumdan derin bir nefes aldım. Deniz tüm ciddiyetini takınmıştı yine. Bunu kokusundan anlıyordum, nasıl olduğunu sormayın. Hoş deniz çoğu zaman ciddiydi. Bazen, çok nadiren muzipliğini takındığı oluyordu gerçi. Mayomun üzerindeki giysilerimi sıyırıp denize adım atmadan birkaç dakika önce bir barın yanından geçerken ona rastlamıştım. Tek başına içiyordu. Votka, sek votka… İçkiye epey dayanıklı olsa da burası Rusya değildi, …

Okumaya Devam Et

28.03.2025

Keşke… Keşke birazcık mutlu olabilseydi! Gözlerinin tta içine baktım. Uzun yüzü mutsuzluktan sünmüştü. Adeta kendi kendisini eritiyordu. Sivri çenesinde toplanmıştı sanki tüm derisi. Ve yüzü hâlâ erimiş, buruşmuş görünüyordu. Sivri çenesinin altında bir gıdısı yoktu ama çenesi katman katman büzüşmüş ve nasıl oluyorsa yine de gergindi. Çene kemiğiyle, demir bir kazığı sert bir toprağa saplayabilirdi. Daha gencecikti oysa. Boynundaki damarlar kalıcı olarak boğum boğumdu. Uyurken bile öyleydi bana sorarsanız. Mutsuzluk, gerginlik ve sinir bozukluğu bu adamın iliklerine işlemişti. Kanını içen bir vampir olsa ekşimiş bir yoğurdu içmiş gibi geri tükürürdü herhâlde. Çok fazla kuralı vardı, çok fazla… Çok fazla yargısı …

Okumaya Devam Et