İçimdeki küçük köpekçik kıpırdanıyor. Pek rahat olmadığı muhakkak. Nasıl rahat olabilir ki? Yer çok dar. O küçük olsa da hiç alışık olmadığı bir yere sığmak zorunda kalmış. İyi ki bana zarar vermiyor. İşeyebilirdi ama o yapmıyor. Galiba bu son seferim. Bundan sonra dinlenebileceğim. Yoruldum mu bilmiyorum ama bana bakan öyle düşünür. O da öyle düşünüyor. Aslında o eskidiğimi düşünüyor. Yorulmak benim üzerimde uygun duran bir sözcük değil ne de olsa. İçimdeki her şeyden onun her şeyini öğrendim. Daha ilkokuldayken onundum. Onunla büyüdüm.
Önceleri beni pek sevmezdi, umursamazdı… Şimdi… Şimdi o bilmese de umursuyor. Yani seviyor beni. Nereden mi biliyorum? Çünkü onun sevgisiyle doğup ben oldum.
Tuhaf gelecek size. Çünkü siz bilmezsiniz bir eşya olmayı. Sevilen bir eşya olmayı…
Siz insansınız. Zaten doğduğunuz an doğdunuz. Evet, ben de var olduğum an var olsam da doğmam çok sonra oldu. Ama bu hikâyeyi size anlatmayı tercih etmiyorum. Bir çantanın da sırları olmalı. Sır denmez de… Özel hayat diyelim.
Doğru, kelimeleri ilk defasında doğrultamam pek. İdare edeceksiniz artık. Yani ne yapayım, ben de böyleyim işte. Belki de vazgeçilmeye başladığım içindir. Son emanetini bana yüklediğine göre, pek de vazgeçiliyor sayılmam diye düşünebilirsiniz. Ama başka çaresi yoktu, ben zaten eskiydim ve o, köpekçik, kötü kokuyordu. O da yaşlanıyor çünkü. Benim gibi.
Eh, gideceğiz. Başka yere gidecek, onun eşini bırakacağız. Bir ayakkabı olsaydım hüznünü daha iyi anlardım herhâlde. Ama hep bir tek olmaya mahkûm bir sırt çantasıyım. Bir askım diğerinden fazla yıpransa, hatta kopmak üzere olsa da bunu anlamak için yetmez.
Tam yirmi bir yaşındayım. O otuz bir… Çok genç ama tüm ömrüm boyunca taşıdığım şeylerden de ağır bir yük taşıyor şimdi. Omuzlarından anlıyorum. Hâlâ sırtındayım. Neredeyse kopacak olan askımın sardığı omzu elinde tuttuğu kapı kolunu tuttuğu için gerilmiş. Kapıyı kapatacak ve her şey bitecek.
O an ensesi elle taşımak için yapılan sapıma değiyor… ve o an tüm açıklığıyla düşüncelerini seçebiliyorum.
Kendisi, köpekçik ve ben, evet, beni de düşünüyor.
“Zavallı, yaşlı çantam,” diyor benim için.
Evet…
Kendisi, köpekçik ve benim için en iyi olan şeyi düşünüyor.
Köpekçiğin ismi Ömür…
Ama o, o an “köpekçik” diyor düşüncesinde.
Gövdemi kurutan tuzlu suya gitmeyi düşünüyor. Sonra atlamayı.
Ve Ömür’ü öldürmeyi…
Köpekçik anlıyor, sakin. Ben de öyleyim. Dinlenmeliyim.
Pekio?