30.04.2023

Bu tavukları o kadar çok yumurtlatmışlardı ki, kemikleri ponza taşı gibi olmuştu artık. Bir darbede kırılmadan toza dönüşür hâle geleceklerdi. İnsan işte, kendisini şu dünya yüzündeki tek düşünebilen canlı olarak kabul ediyordu ve bunu düşünemeyen canlılara eziyet etme hakkına sahip oldukları şeklinde yorumluyorlardı. Düşünen tek varlık ha? Peki ya ben? Nasıl olmuşsa olmuş, on yıllardır yaşamaya devam etmişim. Ve bir sürü yumurta bırakmışım dünyaya. Yani bana benzeyen, benim kadar zeki olabilme potansiyeli taşıyan binlerce ateş böceği… Bir dişi olsam da ışık saçabiliyorum. Ve şimdi de ışığımla yazabiliyorum. Size nasıl yazdığımı düşünüyordunuz ki? Bir sürü alet edindim kendim için. Her mevsim …

Okumaya Devam Et

27.04.2023

O zamanlar, yaşıyorken, iş görebiliyorken zaman hızla geçiyor gibiydi. Oysa burada, şu dükkandaki aynı rafın üstünde, tozum bile silinmeden dururken nasıl geçsin ki! Binlerce yıldır yaşadığımdan zamanı gayet iyi bilirim. Her saniyenin önemini… Aslında sadece yaşımdan değil, daha çok zamanı acıyla ölçtüğümden. Bir kırbacın acıyı her haliyle bilmesinden daha doğal ne olabilir ki? Hele bir de benim gibi görkemli oldun mu işin çok olur, böylece çok daha deneyimli olursun. Bronz bir ahtapot başı ve dokuz deri kayışın yerleşebileceği dokuz kolu olan bir kırbaçsanız… Bir de ahtapot gagasına benzer bir parçanız da oldu mu, Tüm işleri siz almışsınız demektir. Acı çektirmek …

Okumaya Devam Et

26.04.2023

Yatağımın altında kolayca sürünebileceğim bir açıklık var. En ucundaysa çekebileceğim bit halka… İşte onu çektiğimde sığ, dikdörtgen bir çukura açılan bir kapağı kaldırmış oluyorum. Tıpkı bir tabut gibi bu kutu. Tek farkla, bu tabut sağlam çelikle güçlendirilmiş, su yerine binlerce yumurtanın akı kullanılmış sağlam betondan. Bu tabutta az beslenmiş gibi görünen, son derece yakışıklı bir adam var, bir delikanlı… Peki onu bu tabuta kapamamın sebebi ne olabilir? Eh, inanmayacağınızı bilsem de söyleyeceğim.: Kendisinin yüzlerce yıl yaşamış bir zombi oluşu… Biliyordum… Bana inanmayacağınızı umuyordum zaten. Umarım inanmamışsınızdır. Aksi takdirde benden korkarsınız, bunu istemem. Benim yaşımı bilmek ister misiniz? Hıh… Nasılsa inanmayacaksınız. …

Okumaya Devam Et

25.04.2023

Yüz kargası vardı. Arazisinde yuvalanıp bir soplum oluşturmuşlardı. Devamlı yavruluyorlardı ama şimdilik yüz tane vardı. Onlara yiyecek verirdi. Neredeyse evi bile kullanırlardı diledikleri gibi. Canları ister mutfağa gidip yiyecek alırlardı. Ondan çekinmek akıllarına bile gelmezdi. Bir türlü sona ermeyen hayatındaki tek teselliydi bu karga sürüsü. Neredeyse her birinin sesinden tanırdı. Ses tonlarının farklarını hemen öğrenirdi. Arazisinde bir gölet de vardı. Daha önceki sahipleri yaptırmış olmalıydı. Muhtemelen onlar bir sürü sazan balığı atmışlardı gölete. İşte kargalar oranın kıyısına gidip kendi yansımalarını seyrederlerdi. İçlerinden dişi bir karga vardı ki, nasıl olmuşsa bembeyaz, taca benzeyen bir çember vardı kafasında. Bu bir saksağan falan …

Okumaya Devam Et

24.04.2023

Pisi balığının tadını hep merak etmişimdir. Sadece onun değil tabii ama ne bileyim, pisi balığını çok sevdiğini söylemişti bir arkadaşım, belki onun için ir bu merakım. Onun damak tadı pek iyidir de… Biraz da özendiğimden… Hep farklı şeyleri denemiş, her defasında beni ve çevremizdeki diğerlerini şaşırtmasını, kendisini dinletmesini bilmiştir. Daima anlatacak farklı bir şeyi vardır çünkü. Hep farklı bir sözü vardır söylenecek. Oysa benim insanların ilgisini çeken hiçbir sözüm olmamıştır. Bir tek şeyi farklı yapmamışımdır onun gibi. Sıradan bir insanın olabileceği her şey bende mevcutken onda aksi geçerlidir. Benim ondan tek farkım, belki de benimle arkadaş olmak istemesinin tek sebebi …

Okumaya Devam Et

22.04.2023

Masa başında çalışırken o da yerleri süpürüyordu. İnsan utanıyordu oturmaya ama yapılacak bir şey yoktu. Yardım etsem tuhaf kaçardı. Yerimden ayrılsam olmazdı çünkü burası benim masamdı. Ayrıca bu işin akşama kadar bitmesi gerekiyordu. Raporlar işte. İyi bir şirkette çok uğraştırsa da işe yarayacağını bildiğin gam yemeden uğraşsan da bu şirket gibi yerlerde kimsenin umurunda olmadığı için hiçbir işe yaramayan, kazara bakılır da işim tehlikeye girebilir diye boşu boşuna uğraştığım kâğıt yığınları… Ve telefon çalıyor. İhsan arıyor, açıyorum. Teklifsizce giriyor konuya. “Akşam gelecek misiniz yemeğe?” “Tabii geleceğiz de sen neden böyle sıkboğaz ediyorsun adamı arkadaş?” “Durumu Şermin’e anlattınız mı peki?” “Anlatmayın …

Okumaya Devam Et

19.04.2023

Sorumsuzdu. Sanki dünya onun etrafında dönüyordu. Sanki bir prensesti… Oysa sadece küçük bir çocuktu. Ortalama bir zekâsı olan, ortalamadan biraz daha düşük seviyedeki bir ailenin içine doğmuş, biraz şımartılmış bir çocuk… Zamanını doğru düzgün geçirmekten, eğlenmekten bile aciz, can sıkıntısından patlayan, zayıf karakterli olacağı şimdiden belli olan bir çocuk. Ona bir gelecek yazmak o kadar da zor olmazdı. Farklı hiçbir şeyi yoktu çünkü. Ne düşüneceği, nasıl bir insan olacağı şimdiden belliydi. Olmazdı ya, dibine kadar gelen olağan dışı bir fırsatın gözünün içine baksa anlayamayacaktı, çok iyi biliyordum. Yine evde, salonun ortasında oynuyordu. Sanki her şeyin merkezindeymiş gibi bir şeyleri bozuyor, …

Okumaya Devam Et

13.04.2023

Hücremde ayaklarımı uzattım. Daracık, pis ve karanlıktı ama en azından ayaklarımı uzatmak istersem yerim vardı. Pisliğimi boşaltabileceğim dipsiz gibi görünen bir delik olduğu için her fırsatta şükrediyordum. O iğrenç olmakla birlikte hayat kurtarıcı olan delik arkamda kalmıştı. Kokusuna alışmıştım. Ama yemeklere bir türlü alışamıyordum. Gardiyanların öldürdüğü böcek ve farelerle besleniyordum. Her defasında bana pis pis gülerek ortalarda öldürülecek böcek ve sıçan olması için dua etmemi söylüyorlardı. İyi ki zehirlemiyorlardı onları. Haşere öldürmek can sıkıntılarını geçiştirmek için tek spordu ne de olsa. Tek mahkûmları bendim. Bana istediklerini yapabiliyorlardı. Tecavüz edemeyecekleri kadar kirli değildim. Her tecavüz öncesi ve sonrası hortumla yıkıyorlardı. Kurtulmak …

Okumaya Devam Et

06.04.2023

Tamı tamına bir saatte yanan mumlar yapardım. Dikkatle hazırladığım kalıplar ve ninemin formülü sayesinde çok zor bir şey değildi bu. Bir de mumun içinde kontrollü bir şekilde yanmasını sağlayan şeffaf bir hazne yapmam gerekiyordu. Bu hazneyi içinde şeker bulunduran havada kuruyup katılaşan, tamamen organik bir hamurdan yapıyordum. Ninem öldükten sonra, yaptığım mumları dakikalara bölmüştüm. Otuzu küçük, biri büyük yıldızları uzunlamasına yapıştırdığım bir tasarım oluşturmuştum. Böylece yanmamış yıldızlara bakıldığında kalan zaman hakkında fikir sahibi olabiliyordu insanlar. Tüm işim buydu. Saniyeleri bile bilmemize yarayan modern saatlerin olduğu bu devirde bir saatte yanıp kül olan mumları kimin aldığını soruyorsunuz kendinize büyük ihtimalle. Yaşlılar, …

Okumaya Devam Et

05.04.2023

Elimdeki tonlarca çeken silgiyle kara tahtayı silerken; kendimi bir kayayı dağın zirvesine defalarca taşımakla cezalandırılan şu adam gibi hissediyordum. Ayaklarımın üzerinde geriye yaylanınca devrileceğimden korktuğumdan hemen silgiyi tahtaya bırakıp sandalyeme oturdum. Devrilirsem şu canavarlardan biri beni kaldırır mıydı? Hiç sanmıyordum. Tansiyonum mu düşmüştü acaba? Başım dönüyordu. Ya ölürsem… En azından, öldüğümde bir daha o tahtayı silmeyecektim. Hazırdım ölmeye. Bir tane, sadece bir tane iyi çocuk yetiştirebilmiş miydim acaba? İyi bir insan dünya yüzünde mevcut muydu? Hani şu adını bir türlü hatırlamadığım kayalı adam bile ölümden kurtulacağını sansa da cezadan kurtulamamış. Oysa benim ölmekle bir alıp veremediğim yok. O adam ölmek …

Okumaya Devam Et